28 Aralık 2008 Pazar

Yunanistan'da "Hiçbir Şey Artık Eskisi Olmayacak"


Hiçbir şey...

6 Aralık günü, akşam saat dokuzda, Atina’nın Exarchia mahallesi civarında, özel polis gücünden bir adam durdu, nişan aldı ve on beş yaşındaki çocuğu vurup öldürdü. Bu cinayet, polis şiddetinin tekil bir olayı değil. Aynı günün sabahı, göçmenler Perou Ralli’deki polis istasyonunda barınak başvurusunda beklerken saldırıya uğradılar. Bir Pakistanlı beyin travması geçirdi ve Evangelismos hastanesinin yoğun bakım bölümünde hala hayat mücadelesinde. Bunlar, geçtiğimiz dönemde düzinelerce olan vakalardan yalnızca iki örnek.
Alexis’in kalbine saplanan kurşun öyle, polisin silahından çıkıp “yaramaz” bir çocuğun vurulduğu gelişigüzel bir kurşun değil. Bu, devletin, kendi kararlarına karşı gelen çevreleri ve hareketleri şiddet kullanarak boyun eğdirtmeyi bilerek seçmiş olmasının işaretidir. İşle, sosyal güvenceyle, kamu sağlığıyla, eğitimle vs. Ilgili büyük patronların yeni anlaşmalarına karşı çıkan ve çıkmak isteyen herkesi tehdit eden bir seçim anlamına gelir bu. Çalışan kişi artık aylık 600 Euro’ya mecbur bırakılmıştır: Yorgunluktan geberene kadar çalışmalı, patronu ne zaman isterse karşılıksız ek mesai yapmalı, “krize” girilince de bir kenara atılmalıdır. Son olarak da, üretimin yoğunlaşma talebi varsa kendini ölüme bırakmalıdır; tıpkı beş ay önce Perama’da ki tersanede ölen beş işçi gibi. Eğer göçmense, ve bir kaç Euro daha fazla talep ederse, önce dayak yiyecek, sonra hayatı terörize edilecektir, tıpkı batı Peloponese’deki Nea Manolada’nın çilek seralarındaki tarım işçileri gibi.

...artık...

Çocuk olan, çocukluğunu kasvetli okul koridorlarında ve sınavalara “hazırlanmak” üzere yoğunlaştırılmış dersanelerde veya özel derslerde geçirir. Çocuk olarak unuttuğu, diğer çocuklarla oynamak, tasasız-kaygısızlığı duyumsamaktır; bunun yerine televizyonun, bilgisayar oyunlarına hapsolmuştur çünkü ya açık alanlar alışveriş merkezleriyle doldurulmuştur, ya da oyuna zamanı kalmıyordur.
Üniversite çağına geldiğinde –çünkü başarıya giden doğal “evrim” bunu gerektirir- anlar ki, “bilimsel bilgi” aslında patronların ihtiyaçlarına göre düzenlenen bir şeydir. Öğrenci kendini sürekli değişen müfredata göre yeniden düzenlemeli, olabildiğine çok “sertifika” almalı ki sonunda tuvalet kağıdı değerinde, ama onun pratik önemine de sahip olmayan bir mevki ile ödüllendirilsin. Bu mevki ona aylık en fazla 700 Euro verirken, devlet ve sağlık sigortası kapsam dışı kalacaktır. Bütün bunlar, “vatanı onurlandırmaları” için inanılmaz paralar ödenen dopingli Olimpiyat atletleri ve iş adamlarının çılgınca dansının ortasında gerçekleşiyor. Para, yine paralının ve güçlünün cebinde kalıyor. Hükümetin skandallarını örtmek için verilen rüşvetler, adam kayırmalar olurken; düzinelerce insan, ormanları turizme açmak için çıkarılan yangında ölürken, inşaatlarda, tersanelerde işçiler, sokaklarda ölürken, sokaklarda “iş kazaları” olurken; devlet daha çok borçlar batağına sapsın da vergileri işçilerden toplasın diye paraları bankalara saçarken; korkunç meblağlar ödenen televizyon yıldızları gittikçe daha çok sömürülen insanların kutsal ilahileri olurken...
Alexis’in kalbini parçalayan kurşun, her şeyin daha iyiye gideceği ilüzyonundan başka kaybedecek bir şeyi olmayan toplumun çoğunluğu için sömürünün ve baskının kalbine atılan bir kurşun oldu. Cinayetten sonra gelişen olaylar kanıtladı ki, sömürülen ve ezilenlerin çoğu bataklıkta boyunlarına kadar batmıştır ve bu bataklık artık taşmakta, politikacıları ve patronları, partileri ve devlet kurumları da tehdit etmektedir. Gidişat, insanın insanı sömürmesi, azınlığın tahakümmünün çoğunluğu ezmesine dayanan bu kirli dünyanın temizlenme sürecinin başlangıcıdır. Olaylar bizim kalplerimizi güvenle, patronlarınkini korkuyla doldurmuştur.
Tüketim mabetlerinin tahrip edilişi, malların yeniden sahiplenilişi, yani bizleri reklamlarla bombardımana tutarken bizden alınan şeylerin bizce “yağmalanışı”, bizim ürettiğimiz bütün bu servetin aslında bize ait olduğunun farkına varılışıdır. “Biz”, bütün çalışan insanların toplamıdır. Bu servet dükkan sahiplerine, bankerlere ait değil, tere ve kana aittir. Bu, patronların bizden her gün çaldığı zamanın kendisidir; emekliliğimize başladığımız andaki hastalığımızdır; yatak odasındaki tartışmalar, hafta sonu birkaç arkadaşla buluşamama, Pazar öğleden sonralarının sıkıcılığı ve yalnızlığı ve Pazartesi sabahlarının o boğazı düğümleyici hissiyatıdır. Sömürülen ve ezilen olarak, göçmen veya Yunanlı olarak, işçi, işsiz, öğrenci ve ergen olarak, medya ve devlet tarafından empoze edilen ikileme cevap vermemiz bekleniyor: “haydutlar”dan mıyız, dükkan sahiplerinden miyiz...Bu ikilem sadece bir tuzaktır. Çünkü medyanın sormak istemediği gerçek ikilem şudur: patronlardan yana mısın yoksa işçilerden mi? Devlet’ten yana mısın yoksa isyandan mı? İşte bu yüzden gazeteciler bu harekete dil uzatır ve “haydutlar”dan, “yağmacılar”dan bahsedip durur.
Ezilenler arasında korku yaratmak istemelerinin nedeni açıktır: isyan kendilerinin ve patronlarının konumlarını tehlikeye atar. İsyan, her şeyin “iyi sürdüğüne”, “düzgün ve efendi isyan” ile “aşırı unsurlar” veya barışçıl ve “yasadışı” göstericiler arasında yaratılan ayrıma gibi kendilerinin yarattığı gerçeklere sırt çevirir. Bu ikilemi göz ömüme alırsak tek bir yanıtımız var: biz “haydutlar”dan yanayız. Bizler “haydut”uz. Yüzlerimizi saklamak istediğimiz için değil, tersine kendimizi görünür kılabilmek için. Biz varız. Maskelerimizi yıkmayı sevdiğimizden değil, kendi hayatımızı kendi elimize almayı arzuladığımız için takıyoruz. Özel mülkler ve güçler mezarlığı üzerine başka bir toplum kurmak için. Herkesin, okul, üniversite, fabrika ve komşuluk toplantılarında bizi ilgilendiren her şey için, politik temsilcilikler, liderler ve komiserler olmadan kollektif biçimde karar vereceği bir toplum. Kendi kaderimize kendimizin rehberlik edeceği, kendi ihtiyaçlarımız ve arzularımızın, parlamentonun, patronların, rahiplerin, polislerin değil, kendi elimizde olacağı bir toplum.
Böyle bir yaşam için gereken umut, Yunanistan’da yerleştirilen barikatlarla ve bütün dünyadan gelen dayanışmayla yeniden ortaya çıktı. Geriye kalan bu umudu gerçeğe dönüştürmek. Böyle bir yaşamın olasılığı şu anda, Atina’da ve Yunanistan’ın başka yerlerinde işgal edilen belediye binalarında, üniversitelerde kurulan ve herkesin söz hakkının olduğu ve eylemini kollektifleştirdiği halk meclislerinde test ediliyor. Böyle bir yaşamın rüyası somutlaşmaya başladı.

eskisi gibi olmayacak...

Bu rüyayı gerçekleştirmek için geriye ne kalıyor?
Öğrenimimizde, işimizde, mahallemizde örgütlenirsek; iş yerlerimizde gündelik sorunları gündeme getirir ve patronların terörüne karşı çekirdek bir direniş sağlarız. Okullarda işgallere katılır ve destekleriz, karşı istihbarat grupları kurarız, seminerler ve çalıştaylar organize ederiz, egemen bilgiyi sorgularız, ihtiyaçlara uygun ve kapitale karşı yeni bilgiler üretiriz. Çevremizde, mahallemizde komşularla konuşur, toplantılar düzenleriz, bilgi ve becerileri paylaşırız, kollektif eylemler kararlaştırırız. Gösterilere, protestolara katılırız, yan yana dururuz, devletin yaydığı korkuyu kırarız, devletin saldırılarının esas yükünü taşıyan gençlere yardım ederiz. Devlet diktasına karşı çıktıkları için terör yasalarının her türlü yasal hilesiyle aleyhlerine davalar açılmış isyanda tutuklularıyla -Yunanlıyla, göçmenle, Yunanistan’da, yurtdışında- dayanışma içine gireriz.
Her şey şimdi başlıyor. Her şey mümkün.
İsyanı yayma Hareketi movementsfgr@gmail.com
ceviri: B.

OYUNA DEVAM ÇAĞRISI

Yer üstünün kanla kurulmuş kentlerinde kelebekler uçuşuyor, Oaxaca, Berlin, İstanbul, Paris, Atina… Bedenler üzerine çöreklenmiş sınırlar ardında bu ne heyula! Sonbahar isyan taşıyor alexis’ten, ramazan’dan öteye. Bilinmeyecek bütün kentler, bütün bilinmeyecek sokaklarda bilinmeyecek çocukların oyun oynadığı zamanlar için şimdi’yi çağırıyor yere doğru kavis çizerek düşen, parçalanıp alevlenen şişeler. Sokak taşları üzerinde hiç acelesi olmayan adımlar dolaştı bastığı yeri dışarısı yapan. “yetişmişlerin” içeriye giremediği oyun alanları geri alındı, göklerin altını “çocuk” katillerinden geri almak için bilinmeyen dillere kelimeler bırakıldı rüzgarlar içinde ; “pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler”.

Arkadaşlarımızı öldürüyorlar! Dün Gazze yeniden bombalandı, dün gibi bugün de ciddiyetler küresinde açlıktan 24bin insan ölmeye başladı; okyanuslara, çöllere, bize, bizden öteye doğru seyahat edecek, gördüklerini anlatacak arkadaşlarımızın ölü bedenlerini istatistik raporlarına geçiriyorlar.

Kendi korku öyküleri telkin eden aileler doğar doğmaz leşçiler gibi etrafımıza üşüşüyor, düşlerimizi çalmaya başlıyorlar, dünyanın bütün çocukları günde en az 5 saat okullara hapsediliyor; tasarlanmış cinayet planlarını üzerimizde uyguluyorlar. Yetişkinler dünyasına ait olmaya direnen, talep edilen sakinliği bozan, gece yarısı uyumak istemeyen, yaşamını gasp ettirmeyen çocuklar disiplin odalarında, karakollarda, iktidar alanlarında yer kürenin yaşamından koparılıyor, dünyanın bütün oyunları yok ediliyor.

Her mahallenin sokağındaki oyunlarımız sürmeli, uyumsuzluğu diri tutmalı, ateşin şenliği köhnemiş ruhlara sıçramalı, oyun arkadaşlarımızı bizden çalan “evler” yıkılıp, ebeveynler ve onların gerontokrat düzenleri, dinleri, cehennemleri, cennetleri kaotik oyun içinde alaşağı olmalı. Atina sonbaharından sıçrayan kıvılcımlar şimdi yaramaz çocukların elinde; çocukların oyunları öğle yemeğine karşı! Sokaklardan vazgeçtiğimizi mi sandınız?

JUPİTER AND SATURN, OBERON, MİRANDA

Yunanistan ve Demokrasi / Yıldırım Türker

'Yunanistan'daki huzursuzluk, ülkenin dünyaya mirası olan demokrasiyi
kendi toprakları içinde hayata geçiremediğinin açık göstergesi" diyor
'The Times'.
Dünya basınında demokrasiden başlayıp anarşiye, kaostan letarjiye
birçok sözcüğün Yunan dilinden geldiği işaret edilip bir tür 'şu işe
bakın' duygusu yaratıldığının da farkına varmamak imkânsız. Bu 'sinik'
dilin yukarıda alıntıladığım ramını fikri meşrulaştırmak, tarihe
buradan bir kayıt düşmek amacı taşıdığı kanımca tartışılmaz.
Batının nicedir iktidarda olan neoliberal fikir dünyasının mükemmel
bir ürünü, bu yorum.
Evet, ülkede alıp yürümüş yolsuzluk, hızla büyüyen işsizlik, hükümet
kapışmalarının kaçınılmaz olarak insana aile işletmeleri arasındaki
itişmeyi hatırlatan yapısı, çalışanları mağdur eden ekonomik önlemler
ve benzeri kalemlerden oluşturulan bir liste, bu yorumu bir parça
yenir yutulur kılmak için çıkarılıveriyor. Amma ezcümle söylenen şu:
Demokrasi kavramını dünyaya kazandırmış olan kültürün gelmiş olduğu
noktaya bakın. Hükümet beceriksiz. Vandallar iplerinden boşanmış.
Demokrasiyi sermayenin her an güven içinde eylediği, öfkenin ve her
türden radikalizmin çoktan pılını pıtısını alıp çekip gitmiş olduğu
bir dirlik düzenlik hali olarak tanımlamak elbette neoliberalizmin
dünyamıza atmış olduğu en büyük kazıktır.
Oysa demokrasi tam da bugün Yunanistan'daki kalkışma hareketini de
besleyen bir varoluş biçimidir.
16 yaşındaki bir çocuğun polis kurşunuyla öldürülmüş olması karşısında
böylesine çevik bir tepkiyle meydanları dolduran, sesini bütün dünyaya
tehdit olabilecek yükseklikte duyuran halk kesimlerinin olması bir
toplumda demokrasinin becerilememiş olmasını değil aksine onsuz olmaz
bir yaşam koşulu olarak hazmedilmiş olduğunu gösterir.
Ama otoritenin, toplumsal yapılara göre ne kadar farklılık gösterirse
göstersin ortak bir dili olduğunu unutmamalı. Nitekim Karamanlis
hükümeti, bir çığ gibi bütün şehirlere yayılan ve sınırları aşarak
Avrupa'yı titreten bir kalkışma hareketini 300-500 anarşistin,
demokrasi düşmanı maskeli yağmacının işi olarak gösterme çabasına biz,
bu topraklarda yaşayanlar da fena halde aşinayız.
Oysa işte görüyoruz. On binlerce insan, başta gençlik olmak üzere
sokakları işgal etmiş durumda. Televizyon kanallarını basıp sözlerini
fütursuzca dolaşıma sokuyorlar.
Bir avuç anarşist diye küçümsenen hareket Yunanistan'da on yıllardır
varlığını hissettiren, sol hareketin dilini zorlayan, biçimlendiren
bir oluşum.
Yunan Komünist Partisi'nin şıpınişi otoriteyle aynı dili kullanmaya
geçip şiddet eylemlerini tel'in eden, eylemcileri bir avuç bozguncu
ilan eden tavrı da kimi komünist partilerden alışık olduğumuz bir
tutum.
Barışçı bir muhalefet imkânı elinizden alınmışsa; demokrasinin alanı,
Neoliberalizmin yılmaz bekçisi Karamanlis ve kendisinden beter
Papandreu arasında sıkışıp kalmışsa Yunanistan'daki şiddet içeren
eylemler yine demokrasi açısından meşru sayılmalıdır.
Yıllardır artan polis şiddeti, Karamanlis'in edepsiz özelleştirmeler
politikası, kör kör parmağım gözüne yolsuzluk iddiaları elbette bu
patlamayı hazırlayan faktörler. Ama nasıl oldu da Yunan solunun;
anarşistinden sosyal demokratına kadar, alanlara toplayabileceğinden
çok daha büyük bir kitle şu anda dünyayı yerinden oynatabiliyor?
Yunanistan'da olan bitenleri takip etmek için en doğru adres olan Foti
Benlisoy aslolanı işaret ediyor:
"...bu birikimin (anarşistiyle solcusuyla) Grigoropulos'un
öldürülmesinden sonra açığa çıkan tepkinin kendini dışa vuruşunda
etkisi küçümsenemez. Ancak söz konusu tepkiyi ayırt edici kılan ve
neredeyse bir 'kalkışma' vasfı kazandıran, bu birikimi çok aşan bir
toplamın sokağa inmesiydi. Ortaokul öğrencilerinden genç işsizlere,
üniversite öğrencilerinden 'prekariat'lara bu toplam, hareketi kıtanın
üzerinde dolaşan (hadi yine 'hayalet' demeyelim) huzursuz bir ruh
haline dönüştüren temel etkendi. Hareketi geçmişin bir kalıntısı değil
de ortak geleceğimizin bir işaret fişeğine dönüştüren tam da bu yeni
unsurdur."

Hrant giderayak
Hrant'ın öldüğü gün, hiçbir örgütlenmeye bağlı olmadan birkaç saat
içinde toplanıveren, saatlerce şehri felce uğratarak isyan çığlığına
ve yasına dünyayı tanık eden on binlerce Türkiyeli'yi hatırlarsınız.
Hemen ertesi gün bütün memlekete yayılan bu çığlık, Hrant'ın cenaze
töreninde İstanbul'un tarihinde görmediği bir kalabalık olup kendini
katillerin menziline yerleştirerek 'Hepimiz Ermeniyiz' diye
haykırıyordu.
O gün ve ertesi günler Hrant'ın yüreğimizdeki acısını hafifleten,
olağanüstü bir beraberlik yaşadık. Nereden, hangi örgütlenmeyle, nasıl
çıktığı belirsiz yüz binlerce Türkiyeli, vicdanlarına bürünüp
sokaklara dökülmüştü.
Halen Celalettin Cerrah'ı ve Trabzon'un çeviklerini ve kimi
komutanları yargılatamadığımız düşünülürse Hrant'ın ölümüyle bir araya
getirmiş olduğu yüz binlerce kişilik kitlenin sessiz sedasız
dağılmasıyla ne kadar büyük bir fırsat kaçırmış olduğumuzu bilmek
zorundayız.
Öncelikle bu fırsatın nasıl ve neden kaçırıldığı üstüne düşünmeli Türk solu.
Polis şiddetine kurban yetiştiremezken 'şiddetin her türüne karşı',
demokrat, liberal ve solcu kesimin AKP-CHP restleşmelerine, ordu-polis
çekişmelerine hakemlik etmek dışında her eylemi kuşkuyla karşılayan
tavrı üstüne iyice bir düşünmeliyiz.
Vicdandan, adalet ve özgürlükten güç alan bir muhalefete gücü kalmamış
kesimler, yapayalnız bırakılmış gençlik ve vahşeti tamamıyla
kanıksamış bir halk.
Yunanistan'daki isyan karşısında şaşkın bir tavır seziliyor
basınımızda. Birkaç köşe yazarı dışında konuya değinen yok. Bu arada,
boynumuzdaki devlet zinciri Hürriyet gazetesi, Kırbaki'nin haberine
"Palikarya dünyaya Nazım'la seslendi" başlığı atıyor. Palikarya'nın
Cumhuriyet tarihimizde nasıl aşağılayıcı bir tonda kullanılan, nasıl
ırkçı ve düşmanca tınılar taşıyan bir adlandırma olduğunu biliyoruz.
Orada genç çocuklar bankalara, uluslararası şirketlerin mağazalarına
saldırıyor, yakıp yıkıyorlar.
Burada, ya bize de sirayet ederse paniği taşıyan statüko cambazlarının
dili oluyor elbet bir kez daha şanlı Türk basınımız.
Şiddetin her türüne karşı olduğunu iddia edenlerin, şiddetin devlet
eliyle uygulanan birçok türüne karşı kıllarını kıpırdatmadıklarını
görüyoruz.
O çocuklar orada meşru sistemin şiddetin ta kendisi olduğunu biliyor.
Ürkek dünya tarafından ne kadar çapaçul bir kalabalık olarak
adlandırılsalar da hedeflerini fevkâlâde isabetle saptamışlar.
Sistemin meşruiyetini sorguluyorlar.
Avrupa'nın diğer ülkelerindeki yoldaşları onları anlıyor. Bütün
metropollerde bir telaş, bir toparlanma var.
Yunanistan'da yaşanan büyük ayaklanma bu yerkürede yarım asırı
devirmişlere olağanüstü günleri hatırlatıyor. 68 ruhunun bir kez daha
dünyayı esir alabileceğini hissediyorlar.
Yunanistan'daki, oradan esinlenmiş Fransa'daki, belki İngiltere ve
İspanya'daki gençler özgürlükleri, eşitliği, adaleti yok sayan
'sermaye adına her şey mubah'çı neoliberalizme karşı kaldırım
taşlarını sökmeye başladılar işte. Mutlaka kendi teorisyenlerini
çıkaracaklar. Kendi istedikleri dünyayı hepimize anlatacaklar. Mümkün
olduğunu göstererek.
Belki 21. yüzyılın insanlık hikâyesi yazılıyor o sokaklarda.


[Bu makale 15 Aralık 2008 tarihli Radikal gazetesinde yayımlanmıştır]

26 Aralık 2008 Cuma

Yunanistan: Diğerleri gibi olmayan bir 24 aralık...














prş. - 25 aralık 08

Tutuklularla dayanışma için büyük bir eylem. Üniversite binalarının işgallerinin sonu ve programlanmış yeni hareketler

Bu 24 aralık, anarşistler tarafından son günlerdeki olayların arkasından tutuklanmış kişilerle dayanışma eylemi çağrısı yapılmıştı. Ama eylem anarşist hareketin ötesindeki birçok insanı, kimilerinin yürüyüş yapılırken korteje katılmasıyla biraraya getirdi.

2000 kişi civarında katılım oldu. Eylem güçlü ama barışçıydı. Atina'nın ana ticari caddesinden (Ermou) Syntagma meydanına gitmek için geçildi, sonra bir başka yoldan geri dönüldü. Eylemciler Atina Katedrali önünden geçerken kimi gerginlikler yaşandı ama bunun gürültüsüz bir eylem olacağı kararı alındığı için, sadece duvarlara graffitiler çizildi ve kilise ve papazlara karşı sloganlar atıldı. Ayaklanma karşıtı birim bizi takip ediyordu fakat yaklaşmaya ya da eyleme sataşmaya cüret etmediler. Eylem süresince atılan sloganlar çok özgünlerdi ve sadece devlet ya da aynasızlara değil, tüketim özendiriciliğine [consumerisme] ve gözlerini olaylara kapayıp hiç bir şey olmamış gibi noel alışverişi yapanlara karşıydılar.

Tutuklananlar şimdi hapishanelerde ve (aylarca sürebilecek) davalarını beklerken, "belki bedenlerimiz hapsedildi fakat zihinlerimiz dışarıda savaşmaya devam edenlerle beraber" diyen bir deklarasyon kaleme aldılar.

Eylemden sonra Politeknik Üniversitesinde yeni bir kurul oluşturuldu. Kurul gece yarısı işgali kaldırma kararı aldı (ama ayaklanmayı değil). Ekonomi Üniversitesi (ASOEE) işgalcileri de işgallerini kaldırma kararı aldı ve binayı öğleden sonra eyleme katılmak için terk etti. Bu iki işgal, hukuk fakültesi polisin sık saldırılarına karşın 18 gün tutulduğu gibi, ayaklanmada büyük rol oynadılar. Bununla birlikte mücadele bitmedi ve işgalcilerin tüm kurulları, dünyaya, GSEE sendikasının birkaç gün önce yapmış olduğu, 27 aralıktaki eyleme katılma çağrısında bulundular.

Alimos'ta (Atina), şehirliler noel şarkılarını için belediye tarafından verilen ses sistemini ele geçirdi. Bunun yerine, bir saat boyunca tutukluları derhal serbest bırakılması, polisin silahsızlandırılması, ayaklanma karşıtı tugayın dağıtılması ve anti terörizm yasalarının yürürlükten kaldırıması çağrısında bulunan milro bildiriler okundu.

Volos'da belediye radyo istasyonu olaylar ve ihtiyaçlar üzerine bilgi vermek için işgal edildi.

Lesvos'da eylemciler şehrin merkezine ses sistemi yerleştirdi ve mesajlarını ilettiler.

Ptolemaida'da, Ioanninaki gibi bir noel ağacı Alexis'in fotoğrafları ve hareketin ihtiyaçları üzerine bildirilerle süslendi.

(İkinci dünya savaşı süresinde partizanlar tarafından, Nazilerin sağladıkları tedarik etme yollarını engellemek için yok edilmiş olduğu için ünlü) Gorgopotamos köprüsü üstünde büyük bir pankart açıldı: "[Sisteme karşı] toleransıyla kesiminiz suç ortağıdır."


Olaylarla birlikte başlatılan tüm projeler durduruldu ve bu bina haftalardır artık kullanılmıyor. Bütün bunlar bu eylemin mimarları ve sebepleri olan, daha çok şüpheli olarak görülen işgalcileri belli etti.

[ayrıca diğer yunan yoldaşlara göre yalnızca polisin hareketlerinden haberi olan kişilerin –yani polislerin ta kendilerinin- eylemin saatinin sabah 5.50’de olacağını bilebilirler.

Eylem günü geldiğinde polis için işgalin durumu sorunu yerini şiddetli tartışmalara bıraktı.

Yunan yoldaşlardan gelen mesajın ardından CNT AIT Paris çevirisi


http://cnt-ait.info/article.php3?id_article=1609

çeviri: M. & L.

ps.: iki paragraf "23. aralık. 08 - 19.41"deki metinde bahsedilen olaylar üzerine aynı şeyleri söylediği için çıkarılmıştır.

24.12. 08 - 15.09

Bugün tutuklularla dayanışma eylemleri, radyo ve gazete işgalleri sürüyor, halk örgütü sevinç içinde

Bugün saat 16.00 için (kadın ve erkek çalışanların genel konfederasyon bina işgali sona erdiğinden beri) GSEE işgal komitesi tarafından tutuklularla dayanışma eylemi çağrısı yapıldı. Ekonomi bilimleri üniversitesinde dün halk anarşistleri topluluğunun aldığı karara göre, üniversite işgal eden kişiler eylemi hep beraber ve güvenlik içinde binayı boşaltmaya elverişli bir an olarak kullanacaklar. Hukuk ve Politeknik işgalleri sürüyor. Bununla birlikte, üniversiteleri terk etmenin ve devrim düşüncesinin toplumun geneline yayma gerekliliği yönünde bir konsensüse varılacak gibi gözüküyor.

... şimdiden oldukça hızlı yayılmış bir devrim düşüncesi: belediye meclisleri binaları ve oteller Atina'nın her yerinde işgal edildi, halk meclisleri Atina ve Thessaloniki semtlerinde kuruldu. Tüm bu ayaklanmanın en olumlu sonuçlarından biri insanların kendi hayatlarının kontrolünü almaya başlamış olması. Sokaktan sokağa, kareden kareye, semtten semte. Bu basit bir hükümeti devirme, önemsiz bir "adalet" elde etme ya da kimi talepleri kazanmayı başarma meselesi değil. Sokaktaki insanlar hiç bir talepte bulunmuyorlar, o kadın ve erkekler işgal ediyor ve kendi aralarında örgütleniyorlar. Onlar [o kadın ve erkekler], normalliğe hiç bir dönüşü olmadığını ve bu normalliğe karşı ayaklanmanın, tam anlamıyla bir hayatta kalma sorunu olduğunu biliyorlar.

Volos şehrinde, belediye radyosu ve yerel "Thessalia" gazetesi büroları, tüm bu ikisi işgal edildi. Burada 27 aralık cumartesi için yeni bir eylem çağrısı yapıldı.

Tutuklularla dayanışma eylemi için sıvışıyorum şimdi.

çeviri: L.

http://emeutes.wordpress.com/2008/12/24/35-15h09-manifestation-aujourd%E2%80%99hui-en-solidarite-avec-les-arretees-occupations-de-postes-de-radios-et-de-journaux-continuent-l%E2%80%99organisation-populaire-en-plein-epanouissement/

23. aralık. 08 - 19.41

Politeknik baskını gitgide daha olası hale geliyor, polis diktatör zamanı gözetim tekniklerini kullanıyor, kadın öğrenci eylemleri az sonra başlayacak.

23. aralık. 08 - 19.41

Medya, Gaudi’deki ayaklanma karşıtı polisin elebaşına 2 değil 7 kurşun atıldığını gündeme getirdi. Kendilerine “popüler hareket” diyen bir grup bu saldırıya sahip çıktı. Atina’daki öğrenci gösterileri bir saat önce sona erdi. İyi bir katılım oldu ve bir polis aracı ters çevrildi.

Politeknik’teki sakin bir geceden sonra büyük medya (her zaman polisin müdehalesine zemin hazırlayan medya) polis tarafından Politeknik’e baskın yapıldığını, yapılabileceğini duyurdu. Kampüsle ilgilenen kişiler orayı terkederken kendi haklarını korumak amacıyla karar verecekler ve bu karar bugün toplantıda, akşam 6da alınacak.

Bağımsız medya ve ilgi gören toplantılar aracılığıyla polisin taksi sürücülerini kadın müşterileri hakkında sorguya çektiklerini size ulaştırıyoruz (67-74 yılları arasındaki diktatör rejimde olduğu gibi). Taksiye binen ve ekonomi üniversitesiyle ilgisi olmayan, Atina’nın kuzey banliyölerinden birine giden bir kadın doğrudan polis merkezinin ilgisini çekiyor. Neyseki nereye götürüldüğünü anladığında taksinin penceresinden atlıyor ve polis ve taksici tarafından kovalanıyor.

Büyük medya aynı zamanda Atina’nın banliyösünde kalan Goudi’deki Zografou üniversitesinin yakınlarında, ayaklanma karşıtı polisin elebaşına akşam 5.50’de iki kez ateş edildiğini bildiriyor. Kurşunlardan biri lastiğe, diğeri de motora çarpıyor.

Yılın son gösterisi birazdan başlayacak. 9 ocak’da yapılacak diğer bir gösteri için çoktan çağrı yapıldı. Öyle görünüyor ki yeniyılda da gösteriler devam edecek.

Üç üniversitenin(ekonomi, politeknik ve hukuk okulları) anarşist işgalleri bu haftanın sonunda, gerçekten yorucu olan bu eşsiz 17 günden sonra sona erecek. Elbetteki eylemler devam edecek. En büyüğü şimdi olmakta ve isyanı, kargaşayı yaymakta ve insanlar bunun üzerine odaklanmış durumda plan yapmaktalar. Bu haftanın toplantılarından sonra çok daha iyi bir fikre doğru yönelmek zorundayız.

Diğer güncellemeler öğrenci gösterilerinden sonra gelecek.

çeviri: m.

http://emeutes.wordpress.com/2008/12/23/34-13h32-un-raid-de-la-polytechnique-devient-de-moins-en-moins-probable-la-police-utilise-des-mesures-de-surveillance-du-temps-de-la-dictature-manifestation-etudiante-commencera-sou-peu/

TESTLER POLİSİN ALEX'İ DİREK OLARAK VURDUĞUNU GÖSTERİYOR

23 Aralık 2008, Salı


TESTLER POLİSİN ALEX'İ DİREK OLARAK VURDUĞUNU GÖSTERİYOR.

"Merminin havaya doğru atıldığına dair bir kanıt bulunamadı"



6 Aralık günü 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'un ölümüne sebep olan mermi üzerindeki bulgular ve olay yerinden (Exarchia) alınan malzemeler gösteriyor ki; Alexandros'u öldürmekle sorumlu polis, -kendisi iddia ettiği gibi havayı değil -direk olarak genci hedef almıştır.

Laboratuar test sonuçları, resmi olarak, merminin gence isabet etmeden önce yerden 40 santimetreden az bir yükseklikte yüzeye çarptığını göstermektedir.


Salı günü, 3.000 den fazla gösterici "polisler, domuzlar, katiller" sözleri eşliğinde Atina'da yürüyüş gerçekleştirdiler. Erken saatlerde, Atina'da bir isyan polis otobüsüne ateş edildi. Yetkililer, 19 polis memurundan yaralanan olmadığını fakat polise karşı olan saldırıların endişeleri arttırdığını belirtti.

Polis, otobüsün bir üniversite kampusunu geçerlerken saldırıya uğradığını söyledi. Yetkililer 7 adet 7.62 milimetrelik kovan topladıklarını belirtti.

Salı günkü yürüyüş şehir merkezindeki birçok dükkânın kapalı kalmasına neden oldu. Bir grup genç bir polis arabasını devirdi, ama olay daha fazla şiddet yaşanmadan sona erdi. Miting sona ermeden önce protestocular polis şapkası giyen kağıttan yapılma bir domuz modelini ateşe verdiler. Çarşamba günü şehrin ana alışveriş bölgesinde bir protesto daha yapılması planlanıyor.

Bir grup lise öğrencisi eğitim bakanlığının önünde tatilden önce son olması kararlaştırılan bir miting düzenledi.

15 yaşında bir gencin öldürülmesi üzerine protestolara devam edip etmeyeceklerine Ocak ayının başında karar vermesi beklenen öğrenciler, yaklaşık 700 okul ve üniversitenin işgaline devam edeceklerini ileri sürdü. Eğitim bakanlığı yalnızca 100 okulun işgal edildiğini iddia ediyor.

Çev: sev

http://anarchiststrategy.blogspot.com/

24 Aralık 2008 Çarşamba

atinalı işçilerden öğrencilere açık mektup

Polisin bir genç oğlanı öldürmesini izleyen sosyal kargaşa bağlamında atinalı işçilerden öğrencilere mektup.

Yaş farkımız ve birbirimizden uzaklığımız bizlerin sokakta tartışmasını zorlaştırıyor bu nedenle size bu mektubu yolluyoruz.

Çoğumuz -henüz- kel ve göbekli değiliz. Konuşulduğunu duymuş olmanız gereken 1990-1991 hareketlerinin bir parçası olduk. O zamanlar ve biz 30-35 gün boyunca okulları işgal ederken, faşistler bir öğretmeni öldürmüşlerdi çünkü (bir gardiyan olmak olan) rolünü aşmış ve karşıt harekete katılmıştı; bizim mücadelemize katılmıştı. O zaman aramızdan en güçlülerimiz sokağa ve ayaklanmalara katıldılar. Bununla birlikte, o zamanlar bugün sizin kolayca yaptığınız kadar bile göz önüne getiremiyorduk: ("Yansın karakollar!" şarkısını söylediğimiz halde) karakollara saldırmak. Tarihte her zaman olduğu gibi, siz bizden daha ileriye gittiniz. Tabiki koşullar farklıydı. 90lı yıllarda kişisel başarı perspektifleri hareleniyor ve bazılarımız bunlara inanıyordu. Şimdi kimse peri masallarına inanmıyor. 2006/2007 öğrenci hareketlerinde abileriniz bize onları kanıtladı, şimdi, siz birçok peri masalını tekrar kusuyorsunuz.

Buraya kadar herşey yolunda.

Şimdi ilginç ama zor sorular görülecek.

Sizlere yenilgilerimizden ve mücadelemizden neler öğrendiğimizi söyleyeceğiz (çünkü ne kadar zaman bu dünya bizim dünyamız olmadığı sürece, biz her zaman yenilenler olacağız) ve öğrendiklerimizden dilediğiniz gibi yararlanabilirsiniz: yalnız kalmayın; bize çağrı yapın; olabildiğince insanla iletişime geçin. Nasıl yapabileceğinizi bilmiyoruz ama mutlaka yapacaksınızdır. Şimdiden okullarınızı işgal ettiniz ve biz size söylüyoruz ki en önemli neden okullarınızı sevmemenizdir. Kusursuz. Şimdi işgal ettiklerinizin rollerini değiştirin. Bina işgallerini diğer insanlarla paylaşın. Okullarınızı yeni ilişkilerin karşılanmasında ilk binalarınız yapın. En güçlü silahları bizi bölmek. Aynı nedenden, karakollarını basmaktan korkmuyorsunuz çünkü berabersiniz, hep beraber yaşamlarımızı değiştirmemiz için bizleri çağırmaktan korkmayın.

(Anarşist ya da her ne olursa olsun) hiç bir politik örgütü dinlemeyin. İhtiyacınız olan şeyi yapın. İnsanlarla direk ilişkilerinize güvenin. Size mücadelenizin bir politik içerik içermesi gerektiği ve içermediği söylendiğinde onları dinlemeyin. Mücadeleniz içeriğinizdir. Sadece mücadeleniz var ve size onun önceliğini korumaktan başkası düşmüyor. Yoldaşlarınızla gerçek ilişkinizi, kendinizi bilmeyi ve yaşamlarınızı değiştirmeyi ancak mücadeleniz sağlayabilir. Yenilikten korkmayın. Bizi yaşlandıran zihinlerimize kazınmış fikirlerdir. Sizi de, genç olduğunuzu bilin. Bunun önemini unutmayın. 1992'de biz yeni dünyanın kokusunu duyduk ve bunu çok hoş bulmadık. Aşılmayacak limitler olduğunu öğrenmiştik. Alt yapıların yıkımından korkmayın. Süper marketlerdeki hırsızlıklardan korkmayın. Tüm bunları biz ürettik, onlar bizim. Geçmişte bizim olduğumuz gibi, size asla ait olmayacak şeyler üreterek büyüdünüz. Tüm bunları geri alın ve paylaşın. Arkadaşlarımızı ve aşkımızı paylaştığımız gibi.

Bu mektubu aceleyle yazdığımız için bizi bağışlayın ama bunu iş yerimizde, patronumuzdan habersiz yazdık. Sizin okulda olduğunuz gibi, biz de çalışma esirleriyiz.

Şimdi, Syntagma'da ellerimizde taşlarla size katılmak için patronumuza yalan söyleyecek ve yalan bir bahaneyle işi terk edeceğiz.

çeviri: L.

http://emeutes.wordpress.com/2008/12/22/lettre-ouverte-des-travailleurs-d%E2%80%99athenes-a-ses-etudiants/

Atina'daki salı günü eylemleri

*Bir grup lise öğrencisi eğitim bakanlığının önünde tatilden önce son olması kararlaştırılan bir miting düzenledi.

15 yaşında bir gencin öldürülmesi üzerine protestolara devam edip etmeyeceklerine Ocak ayının başında karar vermesi beklenen öğrenciler, yaklaşık 700 okul ve üniversitenin işgaline devam edeceklerini ileri sürdü. Eğitim bakanlığı yalnızca 100 okulun işgal edildiğini iddia ediyor.

*Salı günü Atina'da 3000'den fazla protestocu "Polisler, Domuzlar, Katiller" diye slogan atarak yürüdü. Daha erken saatlerde, bir isyan polisi otobüsüne ateş edildi. Yetkililer otobüsteki 19 memurdan yaralanan olmadığını, fakat saldırının polise karşı şiddeti tırmandırabileceği yönünde endişeler oluştuğunu söyledi. Polis otobüsün Atina'da bir üniversite kampüsünden geçerken saldırıya uğradığını söyledi. Yetkililer 7 adet 7.62 milimetrelik kovan topladıklarını belirtti.

Salı günkü yürüyüş şehir merkezindeki birçok dükkanın kapalı kalmasına neden oldu. Bir grup genç bir polis arabasını devirdi, ama olay daha fazla şiddet yaşanmadan sona erdi. Miting sona ermeden önce protestocular polis şapkası giyen kağıttan yapılma bir domuz modelini ateşe verdiler. Çarşamba günü şehrin ana alışveriş bölgesinde bir protesto daha yapılması planlanıyor.

kaynak: http://anarchiststrategy.blogspot.com/

çeviri: isyandan

22 Aralık 2008 Pazartesi

Gençlik Muhalefeti A...


Yunanistan bizi dayanışmaya değil, içimizdeki ateşi sokağa taşımaya çağırıyor şimdi. Gün bu çağrıya kulak verme, kapitalizmin vahşetine karşı öfkeyle, umutla mücadeleyi büyütme günüdür. Gün sokaklara taşıyacağımız ateşimizle 68'in devrimci ruhunu yeniden yaratma ve yaşatma günüdür. Gün, Yunanlı isyancı gençlerle dayanışmanın günüdür diyen bütün gençleri, Salı günü saat 17:00de Yunanistan Büyükelçiliği önünde yapılacak dayanışma eylemine ve basın açıklamasına davet ediyoruz.


SOKAĞA, KAVGAYA!

Yunanistan sokakları yangın yeri...

Üniversiteler, liseler, ortaokullar, belediyeler işgal altında...

Bankalar, mağazalar, şirketler, harap...

Yaşları 13 ile 25 arasında değişen, komşu topraklardaki gençlerin neye isyan ettiğinden haberi olan var mı? Anlatalım! Bu gençler, 16 yaşındaki Alexis'in polislerce soğukkanlılıkla kurşunlanmasına, toplu işten çıkarmalara, ekonomik sefalete, Perama liman işçilerinden her gün birinin temmuz ayı içerisinde ölmesine, tüketim tapınaklarına, ırkçılığa, Yunanistan sınırlarındaki göçmenlerin işkence edilerek öldürülmesine isyan ediyor.

Yunanistan'da isyanı ve direnişi büyüten bu gerçeklikler ülkemizdeki gerçekliklerden farklı değil. Geçtiğimiz yıl yasalaşan tüm hak ve güvencelerimizi özel kurumlara devreden sosyal güvenlik yasası, Kürt olduğu için bedenine 13 kurşun sıkılarak askerlerce katledilen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz, Hrant Dink, polisin işkence edip öldürdüğü insanlar, Engin Çeber, Metin Göktepe, Baran Tursun ve nicesi, Tuzla Tersanesi'nde ölen işçiler ülkemizde yaşanan vahşetin Yunanistan'da gençlerin isyan ettiği vahşetle nasıl örtüştüğünün göstergeleri.

Amerika'da finans devlerinin batmasıyla patlak veren küresel kapitalizmin krizi ile birlikte de, tüm dünyada büyük şirketler toplu işten çıkarmalara gidiyor, üretimi durduruyor, ülkelerdeki şubelerini birer birer kapatıyor. Batan finans devleri halkın vergileriyle kurtarılıyor, binlerce emekçi işinden oluyor. Yani yaşanan kriz ile birlikte tüm fatura yine tüm dünyanın yoksullarına, emekçilerine çıkarılıyor; düzenin vahşeti ve pislikleri tüm açıklığıyla ortaya saçılıyor.

Bizleri geleceksizleştiren, işsiz bırakan; esnek, güvencesiz çalışma koşullarında sigortasız işlere istihdam edip köleleştiren; medyasıyla, polisiyle terör saçan ve tüm açıklığıyla vahşeti ortaya saçılan kapitalizme karşı direniş büyüyor şimdi. Kapitalizm, Yunanistan sokaklarında cayır cayır yanıyor. Liselerde, üniversitelerde, yoksul halkın yaşadığı bütün mahallelerde yarattığı bütün eşitsiz, düzensiz, yok edici, ötekileştirici yaşam biçimiyle birlikte isyanımızın, öfkemizin, nefretimizin alevleri arasında boğuluyor.
Kişisel gelişim seminerlerinde, kariyer günlerinde işe girebilme hayalini kurduğunuz holdinglerin stajlarında, yönetişim-bilişim kurslarında sizi alıştırdıkları, ikna ettikleri, içerisinde olmanızı istedikleri yaşamın sanallığının alâmet-i farikası bugün Yunanistan sokaklarındaki alevlerdir. Kapitalizmin gelip gelebileceği en modern yaşamın ne kadar köhne olduğuyla ilgili en güzel örnek bugün Yunanistanda yaşanandır.

Yunanistan bizi dayanışmaya değil, içimizdeki ateşi sokağa taşımaya çağırıyor şimdi. Gün bu çağrıya kulak verme, kapitalizmin vahşetine karşı öfkeyle, umutla mücadeleyi büyütme günüdür. Gün sokaklara taşıyacağımız ateşimizle 68'in devrimci ruhunu yeniden yaratma ve yaşatma günüdür. Gün, Yunanlı isyancı gençlerle dayanışmanın günüdür diyen bütün gençleri, Salı günü saat 17:00de Yunanistan Büyükelçiliği önünde yapılacak dayanışma eylemine ve basın açıklamasına davet ediyoruz.

YUNANİSTAN SOKAKLARINDA YANAN KAPİTALİZMDİR

İSYAN ATEŞİYLE AYDINLANAN, ALEXİS'İN VE TÜM DEVRİMCİLERİN GECESİDİR

Politeknik'te Sakin Gece

#33, 09:19: Politeknik'te sakin gece, bugün dayanışma konseri var
Pazartesi, 22 Aralık 2008
Politeknik'te gece sakindi. Anaakım medyanın bildirdiğine göre,
kampüsteki akademik himaye askıya alındı bile - ki bu, baskın yapma
kararının artık tümüyle polise kaldığı anlamına geliyor. Polis ve
ordunun üniversite topraklarına girmesini engelleyen yasa son
zamanlara kadar, sadece üniversite senatosunun açık bir kararıyla
askıya alınabiliyordu. Ancak yapılan bir kanun değişikliğiyle,
üniversite topraklarında ağır bir suç gerçekleşmesi durumunda, bir
başsavcı da 48 saat içerisinde [akademik himeyenin] askıya alınması
emrini verebiliyor. Polisle son çatışmaların Cumartesi gecesi
gerçekleştiği (ki üzerlerine molotof atılmıştı: ağır bir suç)
düşünüldüğünde, karar verirlerse bu akşama kadar üniversiteye baskın
yapma girişiminde bulunabilirler.

İşgal meclisince alınan karar siyasi anlamda bütünüyle doğru; buradaki
kritik nokta, polisin değil binayı işgal eden insanların ne zaman
ayrılacaklarına karar vermesi.

Bu arada, işgal altındaki GSEE (sendika) binası, işgal meclisince
alınan bir karar sonrasında dün GSEE'ye geri verildi.

Daha fazlası az sonra.

kaynak: http://www.occupiedlondon.org/blog/

çeviri: ainfos

Ankara anarşi insiyatifi - Kuresel Direnis Ve A...











Bu isyan, küresel kapitalizme karşı. Bu isyan sömürü uygarlığının bahşettiği iktidarı kaybetmemek için en aşağılık otorite taktiklerine başvuran hükümetlere karşı.

Kuresel Direnis Ve A...


Bu tarih bizim değil ama bu isyan bizim.

Bu isyanın başladığı günden bu yana üniversitelerde, liselerde, mahallelerde, sokaklarda yoldaşlarımız afişler, yazılamalar, stickerlarla karşı kıyıdaki yoldaşlarımızın isyanını ve yüreklerimizde taşıdığımız dünyanın an ve an gelişen süreçlerini aktardılar. Aldığımız maillerde de Yunanyada ki anarşistlerle dayanışmak için Yunan kapitalizminin simgesi bazı bankaların tahrip edildiğini öğrendik. Hemen yanı başımızda yükselen anarşist ses yaşadığımız coğrafyada da yankılanacaktı. Derin bir nefes almış, bizim yüzyılımızın asıl şimdi başladığını hissediyorduk.

Atina Politeknik Meclisi'nin 12 Aralık'ta aldığı ve duyurduğu küresel ölçekte direniş eylemleri yapma çağrısı üzerine hazırlıklara giriştik.

Bu hafta başında bazı gruplar çağrıdan haberdar olduklarını, çağrıya destek olmak istediklerini ve yapılacak eylemde bizle birlikte olabileceklerini aktardılar. Ankara Anarşi İnisiyatifi'nin eylem kurgusuna destek veren Dtcf Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Platform, Ehp, Sgd, Genç-Sen, Sdp ve Genç Kurtuluş kendi ortak pankartlarını hazırladı.

Liseliler, tüm kız ve erkek kardeşleri için, Alexis için "seken kurşun"larla katledilmenin yansılandığı bir sokak oyunu hazırladı.

20 Aralık cumartesi günü Yunanistan Büyükelçiliği'nin önündeydik.

Eylem alanına giderken iki tane belediye otobüsünü doldurduk. Otobüslerden birinin şoförü her durakta sivil polislerce uyarıldı, tehdit edildi. Otobüs güzergâhını değiştirdi. Ama gidişimizin engellenmesine, Büyükelçilik ve Çankaya Köşkü önlerinde alınan polisiye önlemlerin en abartılısına dahi hazırdık. Devlet sabotajını atlatmak için iki durak daha erken inerek daha uzun bir yürüyüş başlattık. Tam da beklediğimiz gibi yürüyüşün sonunda elçiliğe yaklaştığımızda kapitalizmin bekçilerinin de panzerler ve otobüslerle yerlerini aldıklarını gördük. " BÜTÜN DEVLETLER KATİLDİR A TA KATH EINAI yazılı pankartımız ve bayraklarımızla bir süre diğer otobüsteki arkadaşlarımızın gelmesini bekledikten sonra elçiliğin önüne doğru yürüyüşe geçtik. Polis sık sık anarşistlerin 'bir takım' hazırlıklar içerisinde olduklarını belirterek elçiliğe doğru yürüyüşü engellemeye çalıştı. Elçiliğe yaklaşarak basın açıklamamızı sloganlar eşliğinde okuduk. Atılan sloganlar;
"Alexis'in bedeni, İsyanın alevi; Uğur'un bedeni, İsyanın alevi; Engin'in bedeni; İsyan'ın alevi; Dilek'in bedeni, İsyanın alevi"
" Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz "
" Atina'da Düşene Dövüşene Bin Selam "
" İsyan Devrim Anarşi "
" Devlet Yaparsa Katliam Yapar "
" Bütün Devletler Katildir "
" Atina İsyan; Selanik İsyan, Komotini İsyan, Patras İsyan, Aleksandropoli İsyan, Girit İsyan, Kıbrıs İsyan, İstanbul İsyan, Ankara İsyan; Her Yer İsyan, Her Yer Anarşi "

Basın açıklamasının ardından liseliler hazırladıkları sokak oyununu sergilediler. Bütün devletler katildir; İsyaaaaan diyerek bitirdikleri oyunlarının ardından anarşistler " size binlerce yıllık öfkeyi ve öldürdüğünüz bütün kardeşlerimizin kanlarını getirdik" diyerek elçiliğe içi kırmızı boya dolu ampulleri fırlattılar. Bu arada öldürülmüş kardeşlerimizin kanını temsil eden kırmızı boyadan polis de nasibini aldı.

Sık sık gerginliği yükselttiğimiz eylemde kapitalizmin bekçileri müdahale etmekten geri durdular. Eylemimiz basın açıklamasının ardından Kızılay'a doğru yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle devam etti. Çevik kuvvetin eşlik ettiği bu yürüyüş boyunca meraklı birçok insanın sorularıyla karşılaştık. Elçiliğin önünden geldiğimizi ve yaşamlarımızın devlete ve katillerine değil bize ait olduğunu, bu yürüyüşü devletin öldürdüğü her insan için sürdürdüğümüzü, o gün dünyanın her yerinde sokakların Yunanistan'da polis tarafından öldürülen kardeşimiz Alexis için eylemler yapıldığını anlatınca insanların da desteğini topladık.

Yüksel Caddesi'ne geldiğimizde, İnsan Hakları Anıtı önünde Yunanistan Büyükelçiliği önünde yapılan eylemi ve etkinliği anlatarak kalan son boyalı ampulü de buradaki polise fırlatarak eylemi sonlandırdık.

Gün boyunca 70 kişi olan anarşistler 20 Aralık Küresel Direniş Günü'nü dünyanın bütün sokaklarında olduğu gibi Ankara'dan da selamladılar.

Affetmek ya da unutmak mı?
Hiçbir zaman...

Yaşasın Devrim Yaşasın Anarşi


Ankara Anarşi İnisiyatifi
-----------------------------------------------------------

Basın metni:

Bu Tarih Bizim Değil.

İnsanlığı tahakküm altında tutan otoriteler tarafından bir avuç ya da birkaç yüz çapulcu, Yunanistan Komünist Partisi tarafından CIA ajanı, medya tarafından da yüzü maskeli kimliği belirsiz asi gençler olarak addedilen insanlar bugün Yunanistan 'da ne yapıyorlar?

Katil devletin devamını sağlamaktan başka bir işe yaramayan, köle yetiştirme yurtları olan orta okulları, liseleri, üniversiteleri işgal ederek özgürleştiriyorlar.

Mülkü kutsayan adaletin saraylarını yakarak, tahakkümün kalelerini ortadan kaldırıyorlar.

Boş sokaklarda özgürlüğü büyütürken, kapitalizmin nimetleri kırık dökük vitrinlerde kapitalizmin adabına aykırı olarak bedava beklerken, parayı da bedavayı da paramparça ediyorlar.

Yeryüzünün her tarafında karşılığını bulan bu eylemler, toplumsallaşmış bir isyanın meyvesidir.

Yeryüzünün her köşesinde polis tarafından katledilenlerin isyanıdır. On altı yaşındaki Alexis'i öldüren kurşunla, On bir yaşındaki Uğur Kaymaz'ı öldüren kurşun aynıdır. Carlo'yu öldüren kurşunla, Ferhat Gerçek'i sakat bırakan aynı kurşundur. Engin Ceber'i katleden aynı eldir. Mehmet Deniz'i, İkbal Yaşar'ı, Çağdaş Gemik'i, Baran Tursun'u, Dilek İnce' yi öldüren aynı elin parmaklarıdır./ o el iktidarların kanlı elidir ve o parmaklar, kan kusan çeliklerin tetiklerini sinsice, alçakça okşayan katillere aittir.

Dünyanın heryerinde polis, var olabilmek ve önünde diz çöktükleri otoriteyi/iktidarı var edebilmek için öldürmek zorundadır. Yok etmek onların varlığının tek koşuludur. Çünkü üniforma giymiş her canlı gibi poliste iradesini, varlığını ve ruhunu, ucu iktidarların elinde olan bir zincire teslim etmiştir. Ancak bu katillerin bilmediği, onlar kendilerine benzemeyen, kapitalizmin ütopyasına bir milim dahi mesafe koymuş herkesi yok etmek için silahların tetiğini okşarken, bizim öfkemizi büyütüyorlar.

Bu isyan, küresel kapitalizme karşı. Bu isyan sömürü uygarlığının bahşettiği iktidarı kaybetmemek için en aşağılık otorite taktiklerine başvuran hükümetlere karşı.

Ölümün, iktidarın bekaası adına kanıksatılmaya çalışıldığı bu topraklarda, yaşamlarımız kapitalizmin bekçilerinin elinden çıkan kurşunlarla yok edilmeye çalışılıyor. İnsan yaşamını hiçe sayan iktidarlarca bu katliamlar, "kurşun sekti, ayağı takılıp düştü ve öldü, havaya sıkılan kurşun tüm fizik kanunlarını delip kafasına saplandı" denerek, yarattıkları bu cehennemde, yaşam kadar ölümü de belirsiz, bilinmez ve şüpheli tanımlayarak, bize katliamları da kanıksatmaya çalışıyorlar. Yeni bir ölüm haberinin daha gelmesini, iktidarlar tarafından bir cinayetin daha meşrulaştırılmasını beklemeyeceğiz. Tıpkı karşı kıyılarda olduğu gibi bu ölümler karşılıksız kalmayacak. Burada ve her yerde. Çünkü biz her yerdeyiz. Biz her yaştayız ve yaşamın olduğu her alandayız. Çünkü biz herkesiz.

Kendi darbecileriyle hesaplaşmış, haklarını mücadele ile kazanabileceğini deneyimleriyle görmüş bir halkın direnişinin bize verdiği mesaj nettir: Haklarımızı kazanmak, insanca yaşamak için mücadele etmekten başka şansımız yoktur. Devletin öldürmeyi gelenek haline getirdiği bir ülkede katillerden hesap sormadan bir gelecek kurulamaz.

Bu katiller var olmaya devam ettikçe bu isyan bitmeyecek.

Bu isyan Alexis'i kalbinden vuran kurşuna isyan
Ama yalnızca o değil,
Bütün yeryüzünde çalınan çocukluğumuza ve gençliğimize isyan
Masumların, sivillerin, silahsızların hep ateş ortasında olmasına isyan
Sokaklarımızdaki yüzlerce silahlı polise isyan
Sarkozy'ye, Berlusconi'ye, Karamanlis'e ve Erdoğan'a isyan

Bu İsyan yaşamlarımızı özgür kılacaktır. Bu İsyan yüreklerimizde taşıdığımız yeni bir dünyanın an be an kurulduğu ve kurmaya devam edeğeceğimiz isyandır.

Atina'nın sokaklarında çatırdayarak yanan, zalimlerin kanlı tarihidir. Bizim olmayan bu tarih'in sonuna umut ve isyan yüklü adımlarla yürürken biz, yüzyılın adı İsyan yüzyılı olacaktır. Bu defa bir yüzyılı başlatan bizler, yüzyılın adını tarih kitaplarına değil, unutulmasın diye akıllarımıza mıh gibi yazacağız. İktidarların cehennemi bir daha olmasın diye... Sokakların kaldırım taşlarının altındaki kumsal bir kere daha bu kadar büyüdü. Ve o kumsal, çıplak ayaklarımızla üzerinde dikilip gökyüzüne bakmamız için bütün yeryüzü olacak...

Bu gün 20 Aralık küresel eylem gününde Dünya'nın bütün sokaklarını dolduran özgürlükçüleri bir kere daha selamlıyoruz.

Oaxaca, Meksika'da yunanistanda dayanışma










Oaxaca, Meksika (18.12.2008) - Anarko-punk gençler Yunanistan ayaklanmasına katılan tüm yoldaşlarla dayanışmak amacıyla bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Yedi Bölgeler Çeşmesinden yola çıkan Dignidad Rebelde Kolektifleri, Brigada Indigenas/94 ve Brenalokos meydana kadar yürüdüler. Yol boyunca PRI partisinin kadın merkez bürosunun önünden geçerken destek mesajlarını yazılamalarla gönderdiler. Daha sonra, yürüyüş sırasında Federal Mahkemeler'den ve Dış İlişkiler Bürosunun önünden geçerken de yazılamalar yapıldı. Yürüyüş Zocalo'daki meydanda toplanan bir eylemle bitirildi.

çeviri: internationala

Politeknik'teki işgalcilerin son duruma ilişkin bildirisi

"Normalliğin" intikamına izin vermeyeceğiz. Ne Politeknik'te, ne de hiçbiryerde!

20 Aralık'ta Politeknik Üniversitesi'nin etrafında çıkan çatışmaların ardından, buradaki işgale dair bazı söylentiler yayılıyordu.
İsyan polisinin çatışmalar boyunca sergilediği stratejik manevralarla, işgal edilmiş Politeknik Üniversitesi'ne polis baskını olacağı bilgilerinin sürekli olarak gelmeye devam edişi birleşince, bazı şeyler kesinleşti: Polis işgale müdahele etmek için hazırlanıyor. Üniversite yönetiminini saf dışı bırakarak, Politekniği polisin ve içişleri bakanının ellerine teslim ederek, başsavcı, bize, "bir kaç saatimizin kaldığını" tehtidle ve şantajla, dolaylı ama kesin bir mesajla iletmiş oldu.
Biz, onları, ne kadar zamanımızın kaldığına, bu halkın isyan eden kısmı tarafından karar verildiğini ve bu gerçeğin hiçbir ültimatom kabul etmeyeceğini, bu ayaklanma eylemlerine katılmış olan, katılıyor olan ve katılmaya devam edecek herkese saygı duymaları ve onlardan korkmaları gerektiğini söyleyerek cevapladık.

Ayaklanan binlerce öğrenciyi, işçiyi, işsizi, göçmeni ve yoldaşlarımızı yapılmak üzere olan baskına karşı tetikte olmaya çağırıyoruz.
- Herkesi Politeknik kampüsüne çağırıyoruz.
- Bu akşam saat 9'da açık bir toplantı çağrısı yapıyoruz.
- Herkesi ayaklanmada tutuklananlarla dayanışma ve mali destek için düzenlenecek konsere çağırıyoruz. (akşam 6'da)

Son sözü söyledik.
Bu günler ve geceler, Alexis'in.
Atina Politeknik İşgali
21/12/08

kaynak : http://www.occupiedlondon.org/blog/

çeviri: isyandan

Politeknik'te polis müdahalesi olasılığı

16:06: Politeknik işgaline yakın zamanda müdahele olasılığı:
Bir kaç dakika önce Politeknik'in rektör yardımcısı tarafından işgalcilere, binanının artık üniversite yönteminin sorumluluğunda olmadığını ve kontrolün başsavcıya devredildiğini duyurdu. 98 fm Anarşist radyo, üniversitenin korumalarına binayı terketmelerinin söylendiğini duyurdu.

Şu anda Politeknik'te, binayı terktmenin gerekli olup olmadığı tartışılıyor.

Rektör yardımcısının olacağını iddia ettiği şey, devletin kendi kanunlarına göre %100 illegaldir. İçeriye bir polis operasyonu düzenlenmek üzere olduğundan korkmaktayız. Bu yüzyıldan fazla bir süreden beri ilk defa olan bir şey olacak, hatta, polisin üniversite yönetiminden izinsiz olarak bir üniversiteye düzenlediği de ilk operasyon olacak.

kaynak : http://www.occupiedlondon.org/blog/

çeviri: isyandan

18 Aralık Yunanistanla Dayanışma Eylemi-İstanbul

Yunanistan'la dayanışma amacıyla, dün saat 19.00 da Galatasaray
Meydanı'nda toplanan kara-kızıl bayraklı anarşistler ve çeşitli
kurumlar "Türkiye'de, Yunanistan'da, her yerde kapitalist devlet
öldürüyor! İsyan her yerde" pankartı açarak Yunan Konsolosluğu' na
doğru yürüyüşe geçti.

Çeşitli dövizlerin yanı sıra Yunanca "Hepimiz Alex'iz" dövizleri
taşıyan kitle, sık sık "Hepimiz Alex"iz, hepimiz Uğur Kaymaz'ız",
"Atina'da düşene, dövüşene bin selam", "Atina'da direniş, Amed'de
serhildan kazanacak" ve "İsyan Devrim Anarşi" sloganları attı. Yürüyüş
sırasında alkışlarla destek veren halkın bir kısmı da eyleme katıldı.


Yunanistan konsolosluğu yakınında barikat kuran polise tepki gösteren
kitle, "Polis bize kimliğini göster" sloganını attı.

Kurumlar adına Levent Dölek bir açıklama yaptı. Yunanistanda
direnişçilerin Nazım Hikmet'in dizeleriyle eylem çağrısı yaptıklarını
hatırlatan Dölek, "Bizler burada, Yunanistan'da genel grev yapan
işçiler ve ayağa kalkan gençlerle tam bir dayanışma içinde olduğumuzu
ve mücadelelerini sahiplendiğimizi göstermek için bulunuyoruz" dedi.

kaynak: ainfos

AKA'nin 20 Aralik Dayanisma Eyleminde Yaptığı Basın Açıklaması Metni

Bugün buraya Yunanistan'da 6 aralık gecesi kendini bilmez bir polis memurunun soğukkanlı bir biçimde öldürdüğü Alexis'i anmak ve 14. gününe girmiş bulunan isyana destek olmak için geldik. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde olduğu gibi tüm dünyada da bugün Yunanistan'da başlayan isyanla dayanışmak için anarşistler, anti-otoriterler ve isyanın heyecan verdiği herkes sokaklarda. Devletlerin var olduğu her yerde önemsiz sayılıp örselenenlerin de var olduğunu unutmadan Türkiye'ye, yaşadığımız ülkeye ayrıca odaklanmamız gerekiyor. Çünkü yaşadıklarımız karşısında Yunanistan kadar hızlı, doğrudan ve ne söylediğini bilen bir şekilde tepki veremiyor oluşumuzdan yararlananlar, kendilerine “besin” sağlayanlar var.

Alexis Yunanistan'da polis kurşunuyla öldürülen tek insan değildi. Dünyanın her yerinde iktidarın eşitsiz dağılımının en somut ifadesi devlet, polis ve onun şiddeti olarak kendini gösterir. Bu şiddet asla yargılanmayan hep cezasız kalan bir şiddettir. Polis şiddetinin hedefleri toplumda “ötekileştirilmiş” gruplardır. Kadınlar, sokaklarda yaşayanlar, yoksullar, işçiler, işsizler, eşcinseller, travestiler, sistem karşıtları, egemen dinin ya da etnisitenin mensubu olmayanlar...

Ülkemizde polis üniforması öyle yüce bir semboldür ki üniformalı biri gelip gözümüzün önünde bir kadını saçından sürükleye sürükleye alıp götürse “Ne oluyor?” bile demeyiz. Polis üniformasını giyen kişi öyle “üstün” bir varlığa dönüşüverir ki arkasından seslendiği üniformasız kişi duruvermezse çıkarır belinden tabancasını, çekiverir tetiği. Polis üniformasını giyen kişi nasıl giyinip nasıl yaşanacağını, nasıl konuşup nasıl sevişileceğini, kimin yaşama hakkına sahip olduğunu belirleme hakkını kendinde bulur, sırf kendi yaptığı bu belirlemeye uymuyorlar diye yaşamlarını devam ettirebilmek için gerekli parayı kazanmaya çalışan travesti ve transseksüellere nefretle saldırır. Anayasasında “hukukun üstünlüğü ilkesini” benimsemiş olan devletin hukuku da “genel ahlak” kisvesi altında polisini korur. Korur tabii ya, polis olmasa cezaevinde tecrit ettiği insanlardan bile ödü patlayan devlet huzura nasıl kavuşacak? Kankisi polis girer cezaevine dağıtır, yıkar, öldürür, yakar; yeter ki devletçiği rahat uyusun uykusunu.

Yunanistan'da bugün sokaklara dökülenlerin bir ayağı askeri darbe karşıtı hareketlerdedir. Yunanistan askeri diktatörlük altında olduğu için O ülkedeki darbe karşıtı hareket bugün doğrudan eylem pratikleriyle sokaklara yaşam verenlerin içindedir. Bizde ise ordu darbelerden güçlenerek çıkmışken, sosyal ve siyasi hareketler cılızlaşıp hantallaştılar. Burada devletin zor araçlarını kullanarak çok başarılı bir biçimde yürüttüğü sindirme politikalarının hakkını da teslim etmek gerekir. O günden bugüne de toparlanamadık. Ordu devletle ve daha tehlikelisi toplumla eşdeğer hale gelmeye başlarken bu terazinin ayarını bozmaya yönelik en önemli girişim olan vicdani ret, yine hukukun “üstat” ordunun yardımına yetişmesiyle 318 numaralı bir kanun maddesi tarafından engellenmeye çalışılıyor. Vicdani retçiler “öteki”ler arasına sokulurken vicdani ret hareketinin de toplumsallaşma ve devletin baskı mekanizmalarının tümünü reddedişe evrilme çabaları sekteye uğruyor.

Bu karamsar tablo bugüne kadar bizi harekete geçmekten alıkoymuş olabilir. Ancak Yunanistan'lı kardeşlerimiz sokaklara getirdikleri yaşamla bize de umut verdiler. Daha insancıl bir gelecek için sosyal dönüşümün, tabi ki politik ve ekonomik sonuçlarıyla da beraber hala anlamlı ve mümkün olduğuna işaret ettiler. Belki de daha da önemlisi bunun sadece bir ihtimalden ibaret olmadığını, tam da şu an hemen yanımızda gerçekleşen şey olduğunu gösterdiler. İnsanları öldürenin her zaman otorite, güçsüzleri öldüreninse her zaman güçlüler olduğunu unutmayalım. Türkiye'nin sokakları, caddeleri, vitrinleri de yaşama kavuşmayı bekliyor. Başlangıç noktasını gösteren Yunanistan'lı kardeşlerimizin ardına düşelim! Haydi!

Anarşi Kolektifi Ankara

21 Aralık 2008 Pazar



ps.: görülmüş- fotoğraflanmıştır.
kadıköy

Washington 20 aralık fotoğraflar







Alexandros Grigoropoulos’un arkadaşı Nikos R. İle röportaj

6 Aralık 2008 gecesinde olanlara ve Alexandros Grigoropoulos’un polis tarafından vuruluşuna dair Nicos R.’nin ifadesi

Nikos:
Psychiko Public Lisesinde öğrenciyim. Alexandros’u ya da bizim kullandığımız ve onun diğer adı olan Gregory’i ortaokuldan beri tanıyorum. Aynı okula gittik. Ortaokulun ilk yılından beri yakın arkadaştık. Ortaokulun ilk yılından bu yana, her nasılsa düne, o öldürülene dek yakın arkadaştık.

muhabir:
dün, yani 6 aralık 2008’de Alexandros ile birlikte miydin?

Nikos:
dün yaklaşık akşamüstü 5.50de Larisis istasyonundaki bir arkadaşıma gittim. Oraya ulaşmadan biraz önce Alexandros ile konuştum. Bana polo maçına gideceğini söyledi. Ona maçtan sonra beni aramasını ve Exarcheia’daki Mesolongi caddesinde buluşabileceğimizi söyledim. Maça sık sık buluştuğumuz arkadaşlarımız olan Nikos F. ve P. Ch ile gidiyordu. Eski okuldan arkadaşları bulmak için Faros Psychikou’ya gitmeyi planladık ve sonra hep beraber bir şeyler yapmayı. Çünkü dün benim isim günümdü.

muhabir:
sonra maç bittiğinde Alexandros seni aradı. Nereden geliyordu?

Nikos:
evet, beni aradı ve gelmek için atletizm sahasından çıktığını söyledi. Cep telefonundan gördüğüm kadarıyla Alexandros akşam tam olarak 7.10’da aramış.

muhabir:
Alexandros ile Mesologi sokağında ne zaman buluştunuz?

Nikos:
tam olarak hatırlamıyorum. Olaydan 45 dakika kadar önce. Ben arkadaşımın evinden yürüyerek geldim. Yanlış hatırlamıyorsam Ipeirou sokağına çıktım, oradan direk müzeye, sonra sola, Stournari sokağına ve meydana doğru sağa döndüğünde 10 metre sonrası Mesolongi sokağı oluyor.

3-4 dakika bekledim onu.

muhabir:
geldiğinde ne yaptınız?

Nikos:
o geldiğinde on metre ötedeki uygun bir dükkana girdik ve yiyecek/içecek bir şeyler aldık. Mesolongi’deki kaldırıma geri dönüp yemek yedik ve konuştuk.

muhabir:
tam olarak nerede oturuyordunuz?

Nikos:
Mesolongi ve Tzavella’nın kesişimindeki bir apartmanın girişinde oturuyorduk. Sol tarafta Zoodochou Pigis sokağını görebiliyorduk. Orada oturabileceğiniz üç trabzan vardır, biz de oraya oturduk. Aldığımız şeyleri yedik ve birdenbire, biz konuşurken, yüksek denilebilecek bir patlama duyduk. Duyabileceğimiz kadar bize yakındı fakat ne olduğunu anlayamayacağımız kadar da uzak. Üzerinde durmadık.

muhabir:
patlamaya eşlik eden bir ışık gördünüz mü?


Nikos:
Hayır çünkü patlamayı duyduğumuz yerle görsel bir bağlantımız yoktu, önümüzde duvar vardı. Navarinou sokağında neler olduğunu görmek amacıyla kaldırımdan kalktık. Bir buçuk dakika sonra dört beş yoldan geçenin “polisler geliyor, bir şeyler oldu” dediğini duyduk. Merak edip neler olduğunu görmek için Tzavella’nın ortasına kadar gittik. 3-4 metrelik bir uzaklıkta... kaldırımın ortasına ulaştığımızda 15-20 metre ötedeki iki polis memurunu gördük. Zoodochou Pigis ve Tzavella’nın kesişiminin sağ yanındaydılar. Biri diğerinden daha uzun boyluydu. Sonra iki sokağında kesişiminde durdular. Bizim önümüzde hiç kimse yoktu. Alexandros benim önümdeydi, ben onun arkasında ve onlar da sağ tarafta. Bu iki sokağın ortasında durduklarında sağ ya da sol elleri kemerlerindeki kılıflarda olan silahlarındaydı. Arkamda birisi polise boş plastik şişe attı ve doğal olarak polise isabet etmedi. Söylemeyi unuttum, polisleri gördüğümde bana ve Alexandros’a küfür etmeye başladılar: “Bakire Meryemi sikicez, buraya gel ve sana sert adamın kim olduğunu göstereyim” gibi şeyler. Arkamızdakiler polise “siktir, cehenneme git” diye bağırıyorlardı.

birisi plastik şişe fırlatınca polislerin ikisi de silahlarını kılıflarından çıkarttılar, bizi, Alexandros’un, benim ve diğerlerinin olduğu yeri hedefleyerek. Ardından arka arkaya üç el silah sesi duyuldu. Polislerden biri silahını iki eliyle kavramıştı. Sonra gördüm ki polis gökyüzüne ya da yere ateş etmiyordu. Bizim olduğumuz bölgeyi amaçladılar ve silahları ateşlediler.

Alexandros yere yıkıldı, birinci ya da ikinci atışta ama kesinlikle üçüncüde değil. Bundan sonra ne olduğunu bilmiyorum. İnsanlar bağırıyordu ve bazıları Alexandros’un tişörtünü kaldırıyordu. Kalbinin yakınındaki göğsünün ortasında bir delik gördüm. Yaradan kanlar akıyordu.
Ateş açan ve ardından Alexandros’un düşüşünü gören polisler kaçtılar. Hangi yöne doğru hatırlamıyorum. Sonra ambulans geldi ve Alexandros’u aldı, ölüsünü. Böyle söylüyorum çünkü nabzı atmıyordu ve ağzından kanlar geliyordu.

muhabir:
Olayı anlattığın yerde ışık var mıydı?

Nicos:
Karanlık çökmesine rağmen uçlarda parlayan sokak lambalarının ışığı vardı ve bir de dükkanların. Yalnız bir lamba çalışmıyordu, Alexandros’un solundaki...

muhabir:
bildiklerinden başka bir şey söylemek ister misin?

Nicos:
Size söyleyebileceğim tek şey onların Alexandros’u öldürmediğidir. Soğukkanlılıkla bir cinayet işlediler.


çeviri: m.

yunanistandan mektup var

Aralık Devrimi; bugünleri Atina'da geçiren Türkiyeli bir anarşistin isimlendirmesi. Batı Trakyalı, Kıbrıslı, mülteci ya da öğrenci olarak, türkçe konuşan bazı insanlar da bu 'devrimin' içindeydiler. Türkiye popüler medyasından birçok röportaj isteği olmasına karşın, bugüne kadar popüler medyaya yönelik sürdürdüğümüz boykot tavrından şaşmamak için bu istekleri geri çevirdik. İşgalci üniversitelilerin bildirilerini çevirerek zaten isyanın temel aktörlerinden birinin ağzıyla olan biteni anlatmış oluyorduk. İndymedia tüm dünyada olduğu gibi anonim ve kolektif bir haber ağı olarak rolünü oynadı. Diğer yandan, popüler medyanın röportaj yapabileceği yetkililerin ya da sözcülerin yoksunluğu da onların istediğini verememizin nedeniydi. Binlerce kişiyle röportaj yapabilirdiniz. Nitekim ben de kendi gördüğüm yerden yorumluyorum olan biteni. Gün gün tuttuğum notları ucuca ekleyerek.



Burada herkes; ''Bu günleri gördüm ya... Ölsem de gam yemem!'' diyor. Ben de onlardan biriyim.



Henüz işyeri zindanlarında koşullar değişmedi gerçi. Hala benzin istasyonlarında 5 euroya 10 saat çalışan Pakistanlılar var. AB, haftalık 60 işsaatini aynı günlerde yasallaştırdı. İşçiler kölelik koşullarında, işsizler açlık koşullarında yaşamayı hala sürdürüyor. Aralık İsyanı bu köhne duvara darbe indiremedi belki ama umudun Kaf Dağı'nın ardında değil burnumuzun dibinde olduğunu gösterdi. 'Koşulları düzeltmekten' daha fazlasına dair bir umut verdi üstelik. Yaşamı değiştirmek, bir dinozor masalı olmaktan çıktı artık. Kapitalizmin kurbanları, hala söyleyecek sözleri olduğunu koydular ortaya. İlk sözü kendilerine söylediler; 'boyun eğme, bizim için hala bir gelecek var, o gelecekten umudunu kesme!' 'Kanepe kuşağı' denenlerdeki cesareti görünce inanca dönüşen bir umuttan bahsediyoruz artık. Diğer yandan bütün bunlar metropol denilen canavarın göğsünde gerçekleşti. Bu yüzden zaman kısıtlıydı. Yıkmak değil belki ama yeni birşey yapmak çok zaman istiyordu. Retorikten öte yıkımın ne olduğunu gördük. Uluslararası tekeller ve bankaların neredeyse bütün merkezi şubeleri işlemez kılındı. Bakanlıklar yakıldı. Özellikle göçmenler tarafından bir çok mağazanın ürünü ücretsiz kullanıma sokuldu. Hergün Atina sokaklarında kabadayılık yapan silahlı devlet güçleri, günlerce görünmediler ortalıkta. Karakolları taşlandı, arabaları yakıldı. Fakat tolerasyon sınırlarından çıkmadığımızı bilmemiz gerekiyor. Ki çıkılması çok olasıydı.



Mesologiu, Eksarhia'nın en canlı sokaklarından biridir. Cuma ve cumartesi akşamları bizim gençler toplanır. Biz de mutlaka uğrar, bir bira içeriz. O akşam Eksarhia Meydanı'nda biraz oturduk. Sonra Mesologiu'ya uğramadan eve dönmeye karar verdik. Bir saat kadar sonra öldürüldü Aleksandros. Mesologiu'nun 20 metre yukarısında sürekli çeviklerin koruduğu PASOK Genel Merkezi vardır. Bu sokaklar neredeyse her cumartesi çatışma olmasına alışıktır. Ama bu sefer başlayan çatışma günlerce sürer ve dört yana yayılır. Kabadayı bir polis, (genel kabule göre yukarıdan emir almadan) kendince anarşistleri cezalandırmak isteyip, 16 yaşında bir genci kalbinden kurşunlarken, taşırıcı damlayı bekleyen bardağa bir kova su dökmüş gibi olur.



7 Aralık'ta Aleksandras Caddesi'nden Atina Emniyet Müdürlüğü'ne yürümek isteyen binlerce insan, gaz bombası yağmuruna aldırış etmeden, kararlılıkla polisin üzerine yürüdü. İntifada ebabillerine dönüştü insanlar. Tıpkı 1994'te Gazi'de olduğu gibi. Şehir merkezi önce gaz bombası bulutu altında kaldı. Ardından yakılan bankaların, otomobil, elektronik, cep telefonu firmalarının dumanı altında. Gece boyunca Eksarhia çevresinde ve Atina'nın birçok noktasında polise yönelik saldırılar gerçekleşti. Gündüzleri yürüyüşler ve geceleri çatışmalar birçok şehre yayıldı. Ardından dünyanın dörtbir yanına. Sarkozy'nin götü tutuştu, yani o derecede. Bazen çok uzun süren bir uykudaymışım ve bitmek bilmez bir rüyaymış gibi görünüyor gözüme herşey. Espriler gırla gidiyor; 'Devrim de yapabilirdik ama kim uğraşır şimdi! Onlara gerçek yüzümüzü gösterdik ve bırakalım, bundan sonra bizi nasıl yönetebileceklerini düşünsünler kara kara. Dışişleri Bakanlığı Türkiye Masası! Lütfen çevirileri bitirin!'



Eski ABD Dışişleri Bakanı M.A., NATO'nun 50. Yılı Toplantısı'nda sarfetmişti o sözü;'21. yy, ayaklanmalar yy'ı olacaktır.' Bunun sonucu olarak son 20 yıl boyunca devletleri iç savaş aygıtları olarak biçimlendirmeye özen gösterdiler. Polis toplumları yaratılmaya başlandı. Bütün sokaklar kameralarla kayıt altına alınıyor. Milyonlarca koyunuτ5\'n her sabah boynunu bükerek işyeri denilen zindana gittiği ve akşam insanlığından çıkarılmış olarak geri döndüğü yolların her hareketi kaydediliyor. Atina sokaklarındaki kameraların çoğu şu an kayıt yapmıyor. Zaten birçok karakol hizmet dışı. Tüccarların borazanı medya bütün mağazaların talan edildiği yalanını yayıyor. Bazı istisnalar hariç, hedef alınan işletmeler genellikle tekellerin sigortalı mağazaları. Yunan anarşistleri bu gibi iftiralar karşısında, kaostaki otokontrolün ve bazılarının sınıf bilinci dediği erdemin istisnai bir örneğini sergilediler. Zaten ilerleyen günlerde neredeyse sadece bankalara ve karakollara yönelik eylemler oldu. Bu yüzden medya tarafından fikirleri belirlenen insanlar tüccarların yaygarasıyla anarşistlere düşman edilmeye çalışılıyor. Fırsat bu fırsat diyen faşistler çeviklerle birlikte anarşistlere saldırıyor. Hükümet partisinin sözcüsü; 'devletin ortadan kaldırılması düşünülemez' dese de sokaklarda binlerce genç aksini iddia ediyor ve barikatların gerisinde devletsiz bir yaşam sürüyorlar. Onların eleştirilebilecekleri tek nokta, apartmanların yanması durumlarında, içerde bir insanın olabileceği riskini göğüslüyor olmaları. Hedef apartmanın altındaki dükkan olduğu halde, evlere de sıçrayabiliyor yangın. İnsan yaşamını tehdit eden bu gibi durumlardan ders çıkarılmış olduğuna inanıyorum.

21. yy anarşizmini kavrayabilmek, yıllardır en büyük derdimdi. Nihayet hep birlikte kavrıyoruz şimdi; isyancı anarşistler, basit insanların basit devrimlerine inandılar. Haklı çıktılar.



Şehir merkezindeki bankaların hepsi yakıldıktan bir hafta sonra, bugün yeniden yasal hırsızlık faaliyetlerini sürdürüyorlar. Belediye otobüsleri yeniden çalışmaya başladılar ama bilet kontrolcü kargalar ortalıkta görünmüyor.Bir hafta önce Atina'nın her sokağında siyah ya da mavi ya da yeşil üniforma giyen silahlı adamlarla karşılaşırdınız. Son kurbanları Aleksi, bu dehşete karşı hepimize ayağa kalkma bilinci verdi. Üniformalıların katlettiği her yoldaşımız için artık hepimizin üniformalılara atması gereken bir taş var. Bu haydutların silahsızlandırı lmasını ve hakları için mücadele eden toplumsal kesimleri rahat bırakmasını istiyoruz. Devlet bastırma güçlerinin üniformalı sadistlerine artık boyun eğmek istemediğimizi gösteriyoruz. Onurlu birileri varsa içlerinde silahsızlansınlar ve derhal üniformalarını çıkarsınlar istiyoruz. Onların sokaklarımızda estirdiği zorbalıktan bezdik artık. Bu toplumsal talebi okumayı başardığı için de Sinaspizmos Partisi'ni kutlamak gerek. Meclis'te polisin silahsızlandırı lması ve çevik kuvvetin dağıtılması yönünde soru önergesi vererek, 'maskeli provakatörler' edebiyatıyla gericilik kusan KP'yi de (kamuoyu yoklamalarına göre) solladılar.



Üniversiteli gençlik, yine toplumun en dinamik kesimi olduğunu, Politeknik direnişi mirasının hala yaşadığını gösterdi ve özerkliği gerekirse molotoflarla koruyacağını işgallerde ortaya koydu. Dahası yüzlerce ortaöğrenim kurumu öğrenciler tarafından işgal edildi. Genç işçiler de harekete destek veriyorlar.



Atina sevgili dostlar, uygarlık tarihinde yeniden bir sıçramaya tanık oldu. Demokrasinin beşiği, artık anarşinin beşiği olduğunu gösterdi. Köleci demokrasinin özündeki polis devletine karşı, polissiz bir toplum talebi geniş toplumsal kesimler tarafından dile getirildi ve yer yer pratikleştirildi. Patlama, isyancı anarşistlerin yöntemlerinin çok geniş toplumsal kesimler tarafından uygulanmasından kaynaklıydı. Eylemlerin örgütlenme biçimi, tarzı ve hedefleri, isyancı anarşistlerin uzun yıllardır yaptıkları propagandayla paralellik gösteriyor. Atina'daki anarşistlerin birgünde 17 karakol basabilecek kadar güçlü olmadığı herkesin malumu. Fakat isyancı anarşistler derken bir örgütlenmeden değil de daha çok bir kendiliğinden eylem hareketinden bahsettiğimiz için, artık Atina'da binlerce anarşistin varlığından sözedebiliriz.



Belirtmek gerekir; toplumsal karakterini hedef profiliyle zaten ortaya koyan bu isyanın politik mesajları da aynı yerde açığa çıkmaktadır.



Bankalara ihtiyacımız yok. Onların bizi soymasından bıktık. Yanmaları, köleci demokrasi hukuğu açısından suç olabilir ama bankaları yakanlar, cellatlarından intikam alan kurbanlardır. Ve anarşinin bir anlamının da ezilenlerin adaleti olduğunu hatırlayalım. Hukuk adaletsizliği simgeliyorsa, kaos daha adil alternatifler yaratacak kadar engindir. Kasalarda kağıt parçaları (para, hisse senedi, çek, tahvil) biçiminde toplumsal zenginliği hapseden bir avuç insan emekçilere kan kusturuyorsa, bankaların yakılması adaletin ta kendisidir. O zaman o kağıt parçaları, yoksulluğumuza fiyat biçme gücünü de yitirirler. 'Banka açmak varken banka soymak niye!' diyordu Brecht. Elektronik mağaza zincirlerinin içindekilerle birlikte yakılmasına şahit olduk. Otomobil mağazalarının da. Ki ben herkesin birer tane laptop aşırmasını hiç de adaletsiz görmezdim. Hergün parası olanlar alıyor, bir gün de olmayanlar alsın. Tüccarların canı çıkmaz. Ki ben bütün şirketlerin (hepsi komandit değil ama hepsi adidir!) canlarının çıkmasını istiyorum. Herhangi bir fırının değil de bunların hedef alınmasından da anlaşılacağı gibi mesele feci halde sınıfsaldır ve herkes bu gerçekle yüzleşiyor.



Sadece Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu işgal edildiğinden ve birçok işkolunda grevler sürdüğünden değil, işsizlerin, yalnızların ve toplumdışı diye tabir edilenlerin yoğun katılımından dolayı sınıfsal bir isyandır karşımızdaki. Şehre fildişi kulelerinden bakanlar nihilizm diyerek mimlemişlerdir bu tabloyu. Görmeleri gereken şey çok basittir oysa; hızla, kapitalizmin katlanılabilirliğinin ve toplumun yönetilebilirliğinin sınırlarına yaklaşıyoruz. Toplumsal zenginliğin üzerinde semiren asalaklara yol görünüyor. Bütün politik merkezlerin parçalanmasını isteyenlerin hedefi ortadaydı; sistemin kendisi. İsyanın mesajı buydu. Hükümet değişikliği talebi yoktu ortada. Ama yokolması diye bir sorun apaçıktı. Ve deliller, harekete geçmemizi gerektirecek kadar güçlüydü.



Dünya anarşistleri de mücadeleyi onlarca şehre yaymaya hazır olduklarını gösterdiler. Yunanistan'a odak noktası olma gücünü veren, merkezi siyaset ya da polis tarafından kontrol edilemeyecek kadar çokhücreli bir anarşist hareketin varlığı olsa gerek. 1980'lerden bu yana bir çok anarşist-anti otoriter otonom, zengin mücadele deneyimleri biriktirdi. Çokyönlü bir mücadele gündemini, polisin, faşistlerin saldırılarını göğüsleyerek toplumun gündemine taşımaya uğraştılar. Kameralardan antipsikiyatriye, alternatif enerji kaynaklarından, cezaevlerine ya da Chiapas'taki özyönetim deneyimlerine kadar uzanan çokyönlü bir gündem, polisle yapılan sokak savaşlarıyla paralel gidiyordu son yıllarda. Gerçek şu ki, anarşistlerin çoğu, solcuların STK'lar vasıtasıyla piyasa ilişkilerine tabi kılınmasından da ders alarak, sokağı sınıf savaşının yegane mekanı olarak gördüler. Bu yüzden sağcı partiler bas bas anarşistlerin zindanlara tıkılması gerektiğini bağırıyorlar. Nitekim böyle bir saldırının yılbaşından sonra gerçekleşmesi de olası.



Gayrıinsani bir mülkiyet düzeni ve onun kolluk kuvvetlerinden oluşan ve adına devlet dediğimiz bu güce karşı eşzamanlı saldırılar, küreseldeki yerel açısından yeni bir dönemi başlattı. Seattle'dan Atina ASF'una dek, aslolan Avrupa'daki bütün güçlerin bir noktaya yığılmasıydı. Artık Avrupa'nın ve dünyanın bir çok yerinde eşzamanlı hareket etme kabiliyetine sahip olduğumuzu görüyoruz.



Unutmadan belirteyim, göçmenler de bu süreçte yeralmayı başardılar. Bu birçok açıdan önemliydi. Ama en çok da Paris'te olanların tesadüfi değil, çağımızın temel toplumsal çatışma biçimlerinden biri olduğunu teyid etmesi açısından önemliydi. Yine de katedilmesi gereken bir mesafe olduğu ortada. Göçmenler hala polis karşısında panik ataklarını sürdürüyorlar. Aleksi'den birkaç hafta önce Yabancılar Polisi'nde ölen Pakistanlı için yapılan eylemlerde, ilk defa öfkelerini polise yöneltebildiklerini gördük. Larissa'da 30 arap göçmen, eylemlere katıldıkları için terör yasasından yargılanacaklar. Atina'da da 100 kadar göçmenin isyan günlerinde tutuklandığı ve haklarında 'yağma' suçlamasıyla dava açıldığını biliyoruz. Özellikle Asyalı göçmenlerdeki cep telefonu sevdasını hiçbir zaman anlayamadım zaten ama, herkes sevdiğine kavuşuyor madem, onlar da böyle alsınlar yerlerini tarihte. Yürüyüşlere ve çatışmalara katılmadıklarını sananlar da avunsunlar. Sendikalar çarşamba günkü genel grevi başlarından savarken, genç işçiler hayat normale dönene kadar öğrencilerle birlikte, göçmenlerle ve mahallelilerle birlikte sokaklardaydı . 10. günde, kaydedilen en önemli saldırı Atina çevik kuvvetinin Kesaryanni'deki merkezine Panepistimiupoli' deki öğrencilerin 3 koldan saldırısı oldu. Yakılan çevik otobüsünde bir polis yaralandı. Bunun dışında 20 motosikletli anarşistin karakollara ziyaretleri de aralıklarla sürüyor. Barışçı yürüyüşler dağıldıktan sonra, gaz bombası, molotof ve taş atışmaları, yakılan arabaların barikat olarak kullanılması gibi sahneler hala yaşanıyor Atina merkezinde. Yılbaşına kadar da yaşanacak gibi.



İsyanın ilk günlerinde tıpkı Sarkozy gibi altına sıçan Sanayiciler Derneği Başkanı, Karamanlis'e 'ya işini yap ya da asker gelsin yapsın' mesajı vermişti. Sahiden çok korktular. 'Başkentin merkezinde Halk Mahkemeleri kuracaklar!' diye korkusunu itiraf ediyordu bir medya baronu. Maskelerini çıkarmaya hazırlandılar. Ordu sarı alarm verdi. Oysaki altıüstü bir isyandı yaşanan. Dünyanın her yanına yayılana kadar da isyan olarak kalacak. Sorun şu ki, dünyanın her yerine yayılması o kadar da uzak bir ihtimal değilmiş!



68 geçti. Artık 08 hatırlanacak. (O sıfır da boşuna durmuyor orada. Nihilizmin sıfırı.)

caner

İsviçre, Zürih: Yunanistanla dayanışma eylemi

bugun Zurich te miting yapildi. Yuruyuse katilan cesitli anarsist
gruplar pankart acarak yunanistan konsolosluguna dogru yuruyus
yapildi, konsolosluga kadar polis gozukmedi. Konsoloslugun onune
polisler onlem almislardi. Ana caddeden ve sokaklardan gelen polis
otolari siren calmadan yaklastilar. Polis yardimi gelinceye kadar
pankartlar konsoloslugun demirlerine asildi ,duvarlara sloganlar
yazildi.Eylem bitiminde polisler yollarda ust aramasi yapip 4 kisiyi
gozaltina aldi

Doscakalin
karakok Otonomu turkiye/isvicre

kaynak: ainfos

20 Aralık 2008 Cumartesi

Bursa'dan Ankara'ya Yunanisyan'a bin selam

BURSA/ ANKARA (20.12.2008)- Yunanisyan'a bir destek de Bursa ve Ankara'dan geldi. ESP'liler Bursa'da sokakları tutuşturan Yunan halkının direnişini bugün Orhangazi Parkında, Ankara'da kurumlar Yunan elçilgi önünde Yunanisyan'ı selamladı.

Yunan halkı yol gösteriyor

ESP'liler eylemde, “Türkiye'den Yunanistan'a polis cinayetlerine son/ Diren Yunanistan seninleyiz” yazılı pankart açtı, Türkiye'de polisin katlettiği Baran Tursun, Serkan Çedik, Çağdaş Gemik, Süleyman Yeter ve Festus Okey'in fotoğrafları taşıdı.

ESP Bursa Temsilcisi Serpil Arslan yaptığı açıklamada, “Kardeş Yunan halkının günlerdir gösterdiği direniş polis cinayetlerine karşı yürünecek yolu gösteriyor” dedi. Arslan, Yunan halkının isyanına omuz omuza verme çağrısı yaptı.

Komşu'da 1, bizde 35!

Arslan, Türkiye'de yaşanan polis cinayetlerine dikkat çekti, şöyle konuştu: “Biz Ezilenlerin Sosyalist Platformu, olarak bugün burada Türkiye'den Yunanistan'a polis cinayetlerine hayır demek; Yunanlı gençlere, işçi ve emekçilere acılarımız ve mücadelemiz ortak demek için toplandık. Polis Vazife ve Selahatleri Kanunu'ndan sonra ülkemizde 35 kişi polis kurşunuyla katledildi. Çağdaş Gemik'ten Baran Tursun'a, Baran Tursundan Serkan Çedik'e kadar onlarca insanımız polisin açtığı ateş sonucunda öldürüldü.” Arslan, “Polis terörüne karşı direnmek haktır” dedi.

Diren Yunanistan seninleyiz

Yunan halkının isyanında ekonomik krizin de etkisini vurgulayan Arslan, “Emperyalist küreselleşmenin saldırı yasaları ve ekonomik krizin yükünü taşımaya isyan eden Yunan halkı, dünya işçi ve emekçilerine gidilecek yolu gösteriyor. Yunan halkının direnişi, tüm dünya işçi ve emekçileri adına emperyalizme verilen bir yanıt olarak esin kaynağı oluyor” diye konuştu. Arslan, işçi ve emekçileri Yunan halkıyla omuz omuz vermeye, mücadeleyi büyütmeye çağırdı Sosyalist Parti ile Batis üyelerinin destek verdiği eylem “Diren Yunanistan seninleyiz”, “Direnen halklar kazanacak”, “Katil devlet hesap verecek”, “Katil polis hesap verecek” sloganlarıyla son buldu.

Ankara'da elçiliğe kanlı ampul

Yunanisyan'a bir destekte Ankara'dan geldi. Yunanistan Büyükelçiliği önünde bir araya gelen çeşitli iki yüz kişi, elçiliğe kanlı ampuller attı, Türkiye'den Yunanistan'a polis cinayetlerine isyan etti.

Sosyalist Gençlik Derneği, Genç-Sen, EHP, Genç Kurtuluş, Ankara Anarşi İnisiyatifi, DTCF Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Platform, Liseli Hareket üyesi 200 kişi polis tarafından katledilen Yunan genç için Yunanistan Büyükelçiliği önünde bir eylem gerçekleştirdi.

Polis, Çankaya Köşkü ve Başbakanlık resmi konutunun bulunması nedeniyle elçiliğin önünde eylem yaptırmak istemedi. Ancak, engelleyemedi. Bu defa da, bazı kişileri üzerinde 'çeşitli maddeler' olduğunu öne sürdü. Polisin yalanları ve dayatmaları tutmadı, kitlenin kararlı tutumu sonucu yolu açtı.

Büyükelçilik önünde yapılan eylemde, “İnsanlığı tahakküm altına tutan otoriteler tarafından bir avuç ya da birkaç çapulcu, Yunanistan Komünist Partisi tarafından CIA ajanı, medya tarafından da yüzü maskeli kimliği belirsiz asi gençler olarak addedilen insanlar bugün Yunanistan’da neler yapıyor?” diye soruldu, “Katil devletin devamını sağlamaktan başka hiçbir işe yaramayan, köle yetiştirme yurtları olan orta okulları, liseleri, üniversiteleri işgal ederek özgürleştiriyorlar” denildi.

Yunan isyanının, yeryüzünün her köşesinde polis tarafından katledilenlerin isyanı olduğuna vurgu yapıldı, Türkiye'de de yaşanan polis cinayetlerine dikkat çekildi. “On altı yaşındaki Alexis’i öldüren kurşunla, on bir yaşındaki Uğur Kaymaz’ı öldüren kurşun aynıdır. Carlo’yu öldüren kurşunla, Ferhat Gerçek’i sakat bırakan aynı kurşundur. Engin Çeber’i katleden aynı eldir. Mehmet Deniz’i, İkbal Yaşar’ı Çağdaş Gemik’i, Baran Tursun’u, Dilek İnce’yi öldüren aynı elin parmağıdır. O el iktidarların kanlı elidir ve o parmaklar, kan kusan çeliklerin tetiklerini sinsice, alçakça okşayan katillere aittir.” denilen açıklamada şöyle denildi:

“Atina’nın sokaklarında çatırdayarak yanan, zalimlerin kanlı tarihidir. Bizim olmayan bu tarihin sonuna umut ve isyan yüklü adımlarla yürürken biz, yüzyılın adı isyan olacaktır. Bu defa bir yüzyılı başlatan bizler, yüzyılın adını tarih kitaplarına değil, unutulmasın diye akıllarımıza mıh gibi yazacağız. İktidarların cehennemi bir daha olmasın diye. Sokakların kaldırım taşlarının altındaki kumsal bir kere daha bu kadar büyüdü.”

Açıklamanın ardından kısa bir tiyatro gösterisi yapıldı. Açıklamanın ardından Yunan hükümetini temsil eden kanlı ampuller elçiliğine doğru atıldı.

Eylemde sık sık “Selam selam Atina'ya bin selam, Atina'da düşene dövüşene bin selam”, Yunan gençleri yalnız değildir”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganları atıldı

kaynak: atılım