22 Aralık 2008 Pazartesi

AKA'nin 20 Aralik Dayanisma Eyleminde Yaptığı Basın Açıklaması Metni

Bugün buraya Yunanistan'da 6 aralık gecesi kendini bilmez bir polis memurunun soğukkanlı bir biçimde öldürdüğü Alexis'i anmak ve 14. gününe girmiş bulunan isyana destek olmak için geldik. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde olduğu gibi tüm dünyada da bugün Yunanistan'da başlayan isyanla dayanışmak için anarşistler, anti-otoriterler ve isyanın heyecan verdiği herkes sokaklarda. Devletlerin var olduğu her yerde önemsiz sayılıp örselenenlerin de var olduğunu unutmadan Türkiye'ye, yaşadığımız ülkeye ayrıca odaklanmamız gerekiyor. Çünkü yaşadıklarımız karşısında Yunanistan kadar hızlı, doğrudan ve ne söylediğini bilen bir şekilde tepki veremiyor oluşumuzdan yararlananlar, kendilerine “besin” sağlayanlar var.

Alexis Yunanistan'da polis kurşunuyla öldürülen tek insan değildi. Dünyanın her yerinde iktidarın eşitsiz dağılımının en somut ifadesi devlet, polis ve onun şiddeti olarak kendini gösterir. Bu şiddet asla yargılanmayan hep cezasız kalan bir şiddettir. Polis şiddetinin hedefleri toplumda “ötekileştirilmiş” gruplardır. Kadınlar, sokaklarda yaşayanlar, yoksullar, işçiler, işsizler, eşcinseller, travestiler, sistem karşıtları, egemen dinin ya da etnisitenin mensubu olmayanlar...

Ülkemizde polis üniforması öyle yüce bir semboldür ki üniformalı biri gelip gözümüzün önünde bir kadını saçından sürükleye sürükleye alıp götürse “Ne oluyor?” bile demeyiz. Polis üniformasını giyen kişi öyle “üstün” bir varlığa dönüşüverir ki arkasından seslendiği üniformasız kişi duruvermezse çıkarır belinden tabancasını, çekiverir tetiği. Polis üniformasını giyen kişi nasıl giyinip nasıl yaşanacağını, nasıl konuşup nasıl sevişileceğini, kimin yaşama hakkına sahip olduğunu belirleme hakkını kendinde bulur, sırf kendi yaptığı bu belirlemeye uymuyorlar diye yaşamlarını devam ettirebilmek için gerekli parayı kazanmaya çalışan travesti ve transseksüellere nefretle saldırır. Anayasasında “hukukun üstünlüğü ilkesini” benimsemiş olan devletin hukuku da “genel ahlak” kisvesi altında polisini korur. Korur tabii ya, polis olmasa cezaevinde tecrit ettiği insanlardan bile ödü patlayan devlet huzura nasıl kavuşacak? Kankisi polis girer cezaevine dağıtır, yıkar, öldürür, yakar; yeter ki devletçiği rahat uyusun uykusunu.

Yunanistan'da bugün sokaklara dökülenlerin bir ayağı askeri darbe karşıtı hareketlerdedir. Yunanistan askeri diktatörlük altında olduğu için O ülkedeki darbe karşıtı hareket bugün doğrudan eylem pratikleriyle sokaklara yaşam verenlerin içindedir. Bizde ise ordu darbelerden güçlenerek çıkmışken, sosyal ve siyasi hareketler cılızlaşıp hantallaştılar. Burada devletin zor araçlarını kullanarak çok başarılı bir biçimde yürüttüğü sindirme politikalarının hakkını da teslim etmek gerekir. O günden bugüne de toparlanamadık. Ordu devletle ve daha tehlikelisi toplumla eşdeğer hale gelmeye başlarken bu terazinin ayarını bozmaya yönelik en önemli girişim olan vicdani ret, yine hukukun “üstat” ordunun yardımına yetişmesiyle 318 numaralı bir kanun maddesi tarafından engellenmeye çalışılıyor. Vicdani retçiler “öteki”ler arasına sokulurken vicdani ret hareketinin de toplumsallaşma ve devletin baskı mekanizmalarının tümünü reddedişe evrilme çabaları sekteye uğruyor.

Bu karamsar tablo bugüne kadar bizi harekete geçmekten alıkoymuş olabilir. Ancak Yunanistan'lı kardeşlerimiz sokaklara getirdikleri yaşamla bize de umut verdiler. Daha insancıl bir gelecek için sosyal dönüşümün, tabi ki politik ve ekonomik sonuçlarıyla da beraber hala anlamlı ve mümkün olduğuna işaret ettiler. Belki de daha da önemlisi bunun sadece bir ihtimalden ibaret olmadığını, tam da şu an hemen yanımızda gerçekleşen şey olduğunu gösterdiler. İnsanları öldürenin her zaman otorite, güçsüzleri öldüreninse her zaman güçlüler olduğunu unutmayalım. Türkiye'nin sokakları, caddeleri, vitrinleri de yaşama kavuşmayı bekliyor. Başlangıç noktasını gösteren Yunanistan'lı kardeşlerimizin ardına düşelim! Haydi!

Anarşi Kolektifi Ankara