12 Aralık 2008 Cuma

İKTİSAT FAKÜLTESİ İŞGALİ’NDEN 2. BİLDİRİ (9 Aralık)

15 yaşındaki Aleksis Grigoropulos’ un devlet cinayetiyle öldürüldüğü cumartesi akşamından itibaren Yunanistan’ın dörtbir yanını saran çatışmalarla ilgili yaptığı ilk açıklamada anarşist ve antiotoriterleri işaret eden İçişleri Bakanı; ‘bir çocuğun ölümü bazıları tarafından yıkıcı emellere alet ediliyor’ dedi. Polis merkezlerine saldırılar, trafiğe kapatılan ve ateşe verilen yollar, ülkenin dörtbir yanında sahneye çıkan öğrencilerle, toplumsal öfke yayılmayı sürdürüyor. Onbinlerce insan akşam saatlerinde organize ve kendiliğinden protestolarda, birçok şehirde devlet dairelerine, bankalara ve mağaza zincirlerine karşı saldırıya geçiyor.

Aleksi’nin ölümü, birçok gündelik disiplinin ölümüyle kesişti. Emirlerin, otorite taktiklerinin, hep daha da zorlaşan yaşam şartlarının, kontrol ve baskının da ölümü oldu. İsyancı duyarlılık, daha önce tanık olunmamış ve kontrole gelmez bir cüretle birleşerek devlete, kapitalist hedeflere ve baskı güçlerine karşı taarruza dönüştü ve politik sistemin köklerine darbeler indirdi.

Diğer yanda, ekonomik krizine skandallarla bezenmiş meşruiyet krizi eşlik eden, lanetlilerin, toplumun dışına itilmişlerin ve yoksulların hücumu altında can çekişen bir demokrasi. Kameraların karşısında tiyatral duyarlılık gösterileri yapan başbakan, bakanlar, milletvekilleri, gazeteciler ve diğer parazitler, demokratik ilkelerin işlemesinden, toplumsal barışın yeniden tesisinden dem vuruyorlar.

Toplumsal başkaldırı günlerinde, demokrasinin o meşhur ‘toplumsal sözleşme’ miti sokaklarda küle dönüyor. Rejim, bütün gücüyle kendini toparlamaya çalışıyor. Hükümetten ve hükümet dışından yapılan bütün o müzakerelerin, bütün açıklamaların sebebi bu. Bu yüzden medya, emir komuta zinciri altında o tanıdık rolü oynuyor; örgütlenmiş yalan ve tahrik edilmiş korkuların sendromu (dünkü çatışmalı yürüyüşte yanan binalarda mahsur kalanlar olduğu ve isyancıların silah mağazasını boşalttığı yalanı gibi). Başbakanın bugün cumhurbaşkanı ile, ardından da meclisteki partilerin liderleriyle görüşmesinin sebebi de bu. Öğrencilerin toplanmayacağı umuduyla, okullar bugün bakanın verdiği emirle kapalı kalacaklar. Bu yüzden Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu, yarınki protesto yürüyüşünü Meclis önünde basit bir mitinge dönüştürdü. Bu yüzden sistemin solcu köşe taşları toplumsal öfkeyi ‘anlıyorlar’, ama ‘aşırıları’ suçluyor ve hükümetin düşmesi meselesini gündeme getirerek bu başkaldırı hareketini hükümet politikaları karşısında basit bir protesto eylemiymiş gibi göstermek istiyorlar. Onların istediği, tersten bir mantıkla da olsa toplumsal dinamiğin büzülmesi. Olağanüstü Hal ve bütün diğer senaryolara, partilerin hemfikirliğine, düzenin ve güvenliğin medyatik avukatlarına, içten pazarlıklı aracılarına karşın... geri çekilmek yok! Teslim olmak yok! Herkes yollarda.

Diğer işgal altındaki üniversite kurumları gibi devlet baskısına karşı güçlerimizin bir özörgütlülüğü olan işgal altındaki ASOEE, toplumsal-sını fsal çatışmanın bir parçası olarak iletişim ve ortak sokak eylemlerinin biçimlenmesinde açık bir alan olmayı sürdürüyor.