16 Aralık 2008 Salı

Paris 68’den Atina 2008’e sokaklarda isyan

UTKU USTA* / Yunanistan sokaklarını dolduran gençler rutin hayatlarını tehlike dozu yüksek eğlencelerle çekilir kılmaya çalışan holiganlar değil. Belki de asıl bu yüzden tepki çekiyorlar, belki de asıl bu yüzden hem sağda hem solda çöreklenmiş siyaset erbabının kıskançlık dolu nazarlarına maruz kalıyorlar.


Birkaç yıl önce televizyonlarımızda Sokağın Öfkesi adında Mithat Bereket imzalı bir belgesel yayınlanmıştı. Sokak kelimesindeki ‘A’ların, Beşiktaş taraftar grubu Çarşı’nın icraatlarından aşina olduğumuz üzre itinayla çember içinde resmedildiği jeneriğiyle bu güzide yapımda Bereket, Kopenhag banliyölerinde izini sürdüğü anarşizme şuna benzer bir tanım getirmişti: “Refahtan bunalan Danimarkalı gençlerin kendini ifade yöntemi.” Bu tanımın fikri derinliği üzerinde duracak değiliz, ne var ki 6 Aralık’tan beri Yunanistan’da olup bitenleri kavrama anlamında gösterilen çabanın Bereket’in nevi şahsına münhasır araştırmacı gazeteciliği çerçevesinde sergilediği tutumdan çok da ileri bir noktaya tekabül etmemesi gibi acı bir durumla karşı karşıyayız.

Haber değeri taşıyan kısımları hatırlamakta fayda var. 6 Aralık Cumartesi gecesi Alexandros Grigoropoulos adında 15 yaşında bir genç polis kurşunlarıyla can verir. Ortada ne bir silahlı saldırı ne de bir çatışma emaresi vardır, sadece gençlere gözdağı vermek için havaya sıkıldıktan sonra civardaki balkonlardan sekip (basına sızan ama henüz resmileşmeyen balistik rapora göre) mucizevî şekilde yolculuklarına Alex’in göğüs kafesinde son veren birkaç kurşun söz konusudur. Ecel diye tam da buna denir herhalde ki kendisi ülkemizde de sık sık dolaşıma giren bir kavramdır. Hoş, bizde genelde insanın baş kısmında çalışır bu ecel (bkz. Baran Tursun, Çağdaş Gedik ve diğerleri) ama yine de tanırız onu. Ne var ki, Yunan anarşistleri aynı fikirde değildir, kolluk kuvvetlerinin bu “münferit” pervasızlığı karşısında yüksek mercilere dilekçe yazmak yerine doğrudan eylemi seçerler. Başta Atina, Selanik ve Patras gibi büyük kentler olmak üzere tüm ülke sokak savaşlarıyla, resmi kurumlara ve kapitalizmin simgesi haline gelen mülklere yönelik sabotajlarla adeta abluka altına alınır. Bu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle olaylar, beklenenin aksine pek de hafiflemeden, devam ediyor.

GÖSTERİLER APOLİTİK DEĞİL POLİTİK

Yunanistan’da parlayıp akabinde Avrupa’nın belli başlı kentlerinde de yankı ve destek bulan bu olayları başı bozuk bir güruhun intikamcı öfkesine bağlamak, sadece arkada yatan politik bağlamı gözden kaçırmakla kalmıyor, aynı zamanda konuyu zaten baştan beri bu sulara çekmeye çalışan sağın da ekmeğine yağ sürüyor. Oysa tüm bu yıkıntı döküntünün altında yaşanan şey radikal siyaset anlamında paradigmatik denebilecek bir dönüşüm.

1999’da Seattle’daki antikapitalist karnavalda ete kemiğe bürünen, coğrafyanın ve hayatın her veçhesindeki mücadeleleri kapsama gayreti gösteren, anarşizmin öteden beri taşıya geldiği düsturların (yerellik, otorite ve hiyerarşi karşıtlığı, doğrudan eylem, anti-militarizm, feminizm, ekolojik duyarlılık, otonomi, yatay örgütlenme vs.) gerçeklikle sınandığı küresel ölçekli bir muhalefet hareketi bu.

GERÇEKTEN KORKUTUCU OLAN NE

Yunanistan sokaklarını dolduran gençler rutin hayatlarını tehlike dozu yüksek eğlencelerle çekilir kılmaya çalışan holiganlar değil, akşam eve bir iki parça son moda giysi götürmek için uzun zamandır önünden imrenerek geçtikleri vitrinlerin yerle bir edilmesini bekleyen fırsatçılar hiç değil. Olmadıkları daha pek çok şey var şüphesiz, ama kanımca burada asıl ne olduklarını söylemek gerek. Yaşananları kriminal bir pencereden görmeye programlı gözlere inat, verili normlar ve kurumlar içerisine sıkıştırılmış siyaseti hem kuvvede hem fiilde alaşağı edecek bir formasyonun temsilcisi bu gençler. Belki de asıl bu yüzden tepki çekiyorlar, belki de asıl bu yüzden hem sağda hem solda çöreklenmiş siyaset erbabının kıskançlık dolu nazarlarına maruz kalıyorlar.

Gerçek şu ki, “kaza kurşunun bağlı bir trajediyi suistimal etmek” adlı iple inilemeyecek derinlikte bir politik tavır var burada. Medya ve çeşitli çevreler tarafından “yıkıcı” olarak nitelenen insanlar; yıllardan beri kolektifler, otonomlar, işgal evleri şeklinde örgütlenen, karar alımında doğrudan demokrasi ilkesini işleten, tahakkümcü ilişki yapılarından azade, kapitalizme alternatif bir hayat tarzını “hemen, şimdi, burada” inşa etmeye çalışan bir hareketin taşıyıcıları. Üstelik bu hareket, iddia edilenin aksine pek de öyle izole de sayılmaz. Sadece anarşist/ anti-otoriter gruplar arasında kurulan ulusal ve uluslar arası bir ağdan bahsetmiyoruz, bir yanıyla emek hareketine diğer yanıyla kültürel, cinsel, sivil, çevreci vs. taleplere temas eden, deyim yerindeyse yepyeni bir enternasyonel söz konusu. Bugün Yunanistan’da polisler sadece Molotoflar karşısında çaresiz kalmıyor, galeyana gelmiş(!) ev kadınları tarafından atılan saksılardan da kaçınmaya çalışıyor. Ve anarşistler, tıpkı Agyos Dimitrios Belediyesi işgalinde olduğu gibi sadece otoriteye sınırlarını hatırlatmakla kalmıyor aynı zamanda civarda yaşayan herkesin iştirakine açık halk meclisleri topluyor.

Başvurulacak reçetelerin ve genel merkezlerin olmaması veyahut her şeyin fazla postmodern bir temsilden ibaretmiş gibi görünmesi sizi ürkütmesin, eskinin o pis kokulu rahminde yeniyi ilmek ilmek, emek emek ören bir irade var. Bugün Yunanistan’da vücut bulan isyan ruhunu paylaşabilmek için sadece biraz idrak, iyi niyet ve empati yeter de artar bile. Atina 2008’in temsil ettiği gerçek politik potansiyelin anlaşılmasının Paris 1968’inki kadar zaman almaması dileğiyle...

* ODTÜ Sosyoloji Doktora Öğrencisi / utkuusta@gmail.com

kaynak: taraf