20 Aralık 2008 Cumartesi

Yunanistan'daki yoldaşlara uzaklardaki sakatlardan dayanışma bildirisi

gerçeğe duyulan tutkunun taşkınında bedenleri birbirinden ayıran bir alan yoktur: bireyselleşmezler. ne dehşetli bir vahşettir, diyor burjuva medyası, onu bunu yakmak, kıymetli sokakların, otobüslerin, arabaların ve binaların ateşe verilmesi, bu ne karmaşadır kaldırımlardaki. bu ne duman, herkes kör oldu; sağır eden çığlıklarınız en son sağlıklı modanın toplumsal kumaşını yırtıyor ve şehir felç oldu. bazıları sizden hoşlanıyor gibi bile görünüyor ve böylece tanım gereği, endişeleniyorlar sizin için: yeter ki siz suçlular yoldan çekilin ve orospu çocukları tepkiyi katliamla, sessiz katliamla baskılayabilsin. dahası birincil amacınızın ne olduğu ile ilgili olarak endişeliler: mesela, ne zaman duracak bu çılgın “gençlik”, akıl sağlığının güzel hatırına? lütfen kendinizi onların gazetecilerine anlatın! bu ne ihtişamlı dayanışmasıdır küresel burjuvanın ve onların tibbi hijyen devlet’inin! kendilerinin her toplu katliam projesinin kovuşturması, katillerin acınası endişelerinin bitmez tükenmez değiş tokuşuna ve tedavülüne sahne oluyor_hepsinden ötesi, bakılırsa duydukları korkuya, çok yakın gelecekte değiş tokuş ya da sirküle edecek bir şey de bulamayacaklar galiba.

biz bu bedenlerimizi; tarihin en patetik canlısının, bizim için son derece acınası olan burjuvanın somutlaşmış imgesine dayanarak damgalayan “felci” “körlüğü”, “sağırlığı”, “suçluluğu”, “deliliği”, biliriz. yoldaşlar, durmak yok! biz engelliler her gün bize dayatılan sosyal gerçekliği gösterdiğiniz için sizleri selamlıyoruz. genelin vücudunun üstüne bir çapraz çizerek yok etme sureti ile yerine yenisini koyarak, bir başka sosyal gerçekliği kuran yaşanmışlıklarınızda tutkumuz sizinle.

burjuva çoktandır kendi imgesinin içinde yer aldığı dünyayı, kendi imgesi için kurdu; bizi tenezülen içine alacak olursa üzerimize kendi sözde mükemmel formunun demir kafesini giydirmeye çalışıyor. insan vücudu denilen kurgusal canavar, eğer bir canavar var oldu ise tek gerçek canavardır _ve onun üzerine damgasını vurduğu otobüsler, arabalar, sokaklar ve binalar şimdi yanıyor. tek içkin taşkınlığı olan, yegane meşru sibernetik organizma, son model-canavar-robot polis-katil-domuz (gerçek sibernetik organizma olan engellinin gerçek zıddı) kolektif bedenlerinizle bireyin hayal gücünün ötesinde karşılaşınca, burjuvanın sikici-bedeni korkuyla titriyor

evet para, topala 20 adet bacak verebilir, eğer o 19 tanesini kapitalist devlete verip 1 tahta bacağı ile onun hudutlarındaki tabloya katılırsa. burjuva her şeyden önce kendi yalanlarına asla kendisi inanmamış olsa da o yalanları bizden esirgedikleri bireysellik için bize acınası reçeteler sunarak onaylamamızı istiyor. güçle, güç kazanmak için güzsüzleştirilmiş, hukuksal, medeni vatandaşlar olabilelim diye tek hücreli canlıların acınası arzusunu bizlere dayatıyor: “normalizasyonun rehabilitasyon kamplarına, sosyal hizmetler çalışanlarına, mesleki terapistlere, dudak okumaya, bacak askılarına, kulak protezlerine, askeri amaçla üretilmiş protezlere selam olsun, ayağa kalkın, kar sağlayıcı yürüyen sandalyeler, profesyonellerce öncülük edilen kolektivizmin bireysel özgürlük için parçalandığı destek gurupları, ‘sakat’lığı gizlemek için kullanılan ikameler, ilave erkeklik organları, ‘düzgün çiftleşme’ için iğneler ve kremler, ‘özel eğitim’, duvarlı ya da duvarsız barınaklar, ve her çeşit psikiyatrik aparat. (mantığın bu sözde temsilcilerinin bize tüm vaat ettiğinin işeyen, sıçan bütün bir beden olduğuna inanabiliyor musunuz, bir adım atacak, onların sersem konuşmalarını dinleyecek, onların tahrip olunmuş manzarasını görebilecek, 1 ve 2’yi birbirinden düzgünce ayırabilecek bir beden, böylece tutkularımızı tatmin ettiklerine, arzumuzu gerçeklik denen o bok parçası ile değiştiğimize ikna olacaklar. ve bunlar bize geri zekalı diyenler ile aynı insanlar)

evet sizlerin de bildiği üzere, kapitalist kurgular kendilerinin inkarı için yaratılmışlardır ve kendi içkin inkarları ile varlıklarını sürdürürler. bu acınası dünya bizden her gün, her dakika, her saniye esirgendi. acaba yaşayanların toplu katliamından ya da soykırımından ( ya da “o talihsiz kaza”dan “, "organları yeniden yapılandıran teknolojiye” yolculuk yalanından), sterilizasyondan, dayaklardan, şoklardan, açlıktan, hapsedilmelerden, aşağılanmadan, işsizlikten, evsizlikten ve milyonlarımızın kalıcı olarak maruz kaldığı yoksulluktan söz etmeye gerek var mı, bizler dünyanın, insanlığın ve insan biçeminin döküntüleri? medeniyet ( örneğin yöneticiler) bunlardan bazılarının sona ereceğini söylüyor. fakat biz bu üzgün suratların riyakârlığını çok çok iyi biliyoruz: hepsi aldanmış narsistler, burjuvanın bizleri normalizasyon gölünde boğarak kendini tatmin etmekten başka bir şey istediği yok.

biz sizlere bir şey önermiyoruz. anlayış (tanrı, korusun!) talep etmiyoruz ve burjuvanın dünya aynasının arkasında olup bitenler, üzerine çapraz çizilenlerin normalizasyon merkezlerinin duvarları içinde ve dışındaki kolektif tutkusu ve dayanışması, prostetik kardeşliğimiz, ve heyecanlı kavgamız, ve insan formundan dışlanmamıza dair tüm bu teşekkürler, sizin yapmak üzere olduğunuz gibi o ayna kırıldığı vakit herkese görünür olacaklar. engelli ya da engelsiz bedenlerin umutsuz kategorilerinin genelin hareketinde bir anlamı olduğuna inanmıyor ve hepinizi, yunanistan sokaklarındaki üstü çaprazlı şanslı yoldaşlarımız da dahil olmak üzere selamlıyor ya da onları hergün çevreleyen sosyal alanın yıkımını mutlulukla izliyoruz. şimdilik, sözlerimiz, kahreden sözlerimiz ve lanetlerimiz, her gün sokaklarda ve sokaklara, kaldırımlara, basamaklara, binalara, arabalara, otobüslere, ofislere, hastanelere ve rehabilitasyon merkezlerine, havaya, sese, kokuya burjuva tarafından yaratılan sosyal alan normalizasyonunun her molekülüne , somut ataerkil, heteronormatif ve ırkçı standartlara haykırdıklarımız, molotof kokteyllerinizi yakan birer kıvılcım olsun, atılan taşlarınıza güç olsun ve kalplerimizi o her tutkunun kovaladığı, her kolektif patlamanın yarattığı güzel form için eritsin : insani olmayan.
tartışma zamanı gelecek; bu dünya kendi iğrenç gerçekliğini üzerimize mühürledi ve tekil bir biçimde hareket ettiğimizde, birbirimizi toptan inkar edecek ve silinen şeyin yerine yenisini yaratacağız. fakat bunu kolektif dansımızın zamanı geldiğinde, bu dünyanın külleri üzerinde yapacağız: bazılarımız kendi iki bacağının üstünde, bazılarımız tekerlekli sandalyesinde, bazılarımız koltuk değnekleri ile, ya da sessiz, titreyen bedenlerle: ne dans olacak ama devrimin müziği bedenlere işlediğinde!

http://www.occupiedlondon.org/

çevirisi ekşi sözlükten alınmıştır.