21 Aralık 2008 Pazar

yunanistandan mektup var

Aralık Devrimi; bugünleri Atina'da geçiren Türkiyeli bir anarşistin isimlendirmesi. Batı Trakyalı, Kıbrıslı, mülteci ya da öğrenci olarak, türkçe konuşan bazı insanlar da bu 'devrimin' içindeydiler. Türkiye popüler medyasından birçok röportaj isteği olmasına karşın, bugüne kadar popüler medyaya yönelik sürdürdüğümüz boykot tavrından şaşmamak için bu istekleri geri çevirdik. İşgalci üniversitelilerin bildirilerini çevirerek zaten isyanın temel aktörlerinden birinin ağzıyla olan biteni anlatmış oluyorduk. İndymedia tüm dünyada olduğu gibi anonim ve kolektif bir haber ağı olarak rolünü oynadı. Diğer yandan, popüler medyanın röportaj yapabileceği yetkililerin ya da sözcülerin yoksunluğu da onların istediğini verememizin nedeniydi. Binlerce kişiyle röportaj yapabilirdiniz. Nitekim ben de kendi gördüğüm yerden yorumluyorum olan biteni. Gün gün tuttuğum notları ucuca ekleyerek.



Burada herkes; ''Bu günleri gördüm ya... Ölsem de gam yemem!'' diyor. Ben de onlardan biriyim.



Henüz işyeri zindanlarında koşullar değişmedi gerçi. Hala benzin istasyonlarında 5 euroya 10 saat çalışan Pakistanlılar var. AB, haftalık 60 işsaatini aynı günlerde yasallaştırdı. İşçiler kölelik koşullarında, işsizler açlık koşullarında yaşamayı hala sürdürüyor. Aralık İsyanı bu köhne duvara darbe indiremedi belki ama umudun Kaf Dağı'nın ardında değil burnumuzun dibinde olduğunu gösterdi. 'Koşulları düzeltmekten' daha fazlasına dair bir umut verdi üstelik. Yaşamı değiştirmek, bir dinozor masalı olmaktan çıktı artık. Kapitalizmin kurbanları, hala söyleyecek sözleri olduğunu koydular ortaya. İlk sözü kendilerine söylediler; 'boyun eğme, bizim için hala bir gelecek var, o gelecekten umudunu kesme!' 'Kanepe kuşağı' denenlerdeki cesareti görünce inanca dönüşen bir umuttan bahsediyoruz artık. Diğer yandan bütün bunlar metropol denilen canavarın göğsünde gerçekleşti. Bu yüzden zaman kısıtlıydı. Yıkmak değil belki ama yeni birşey yapmak çok zaman istiyordu. Retorikten öte yıkımın ne olduğunu gördük. Uluslararası tekeller ve bankaların neredeyse bütün merkezi şubeleri işlemez kılındı. Bakanlıklar yakıldı. Özellikle göçmenler tarafından bir çok mağazanın ürünü ücretsiz kullanıma sokuldu. Hergün Atina sokaklarında kabadayılık yapan silahlı devlet güçleri, günlerce görünmediler ortalıkta. Karakolları taşlandı, arabaları yakıldı. Fakat tolerasyon sınırlarından çıkmadığımızı bilmemiz gerekiyor. Ki çıkılması çok olasıydı.



Mesologiu, Eksarhia'nın en canlı sokaklarından biridir. Cuma ve cumartesi akşamları bizim gençler toplanır. Biz de mutlaka uğrar, bir bira içeriz. O akşam Eksarhia Meydanı'nda biraz oturduk. Sonra Mesologiu'ya uğramadan eve dönmeye karar verdik. Bir saat kadar sonra öldürüldü Aleksandros. Mesologiu'nun 20 metre yukarısında sürekli çeviklerin koruduğu PASOK Genel Merkezi vardır. Bu sokaklar neredeyse her cumartesi çatışma olmasına alışıktır. Ama bu sefer başlayan çatışma günlerce sürer ve dört yana yayılır. Kabadayı bir polis, (genel kabule göre yukarıdan emir almadan) kendince anarşistleri cezalandırmak isteyip, 16 yaşında bir genci kalbinden kurşunlarken, taşırıcı damlayı bekleyen bardağa bir kova su dökmüş gibi olur.



7 Aralık'ta Aleksandras Caddesi'nden Atina Emniyet Müdürlüğü'ne yürümek isteyen binlerce insan, gaz bombası yağmuruna aldırış etmeden, kararlılıkla polisin üzerine yürüdü. İntifada ebabillerine dönüştü insanlar. Tıpkı 1994'te Gazi'de olduğu gibi. Şehir merkezi önce gaz bombası bulutu altında kaldı. Ardından yakılan bankaların, otomobil, elektronik, cep telefonu firmalarının dumanı altında. Gece boyunca Eksarhia çevresinde ve Atina'nın birçok noktasında polise yönelik saldırılar gerçekleşti. Gündüzleri yürüyüşler ve geceleri çatışmalar birçok şehre yayıldı. Ardından dünyanın dörtbir yanına. Sarkozy'nin götü tutuştu, yani o derecede. Bazen çok uzun süren bir uykudaymışım ve bitmek bilmez bir rüyaymış gibi görünüyor gözüme herşey. Espriler gırla gidiyor; 'Devrim de yapabilirdik ama kim uğraşır şimdi! Onlara gerçek yüzümüzü gösterdik ve bırakalım, bundan sonra bizi nasıl yönetebileceklerini düşünsünler kara kara. Dışişleri Bakanlığı Türkiye Masası! Lütfen çevirileri bitirin!'



Eski ABD Dışişleri Bakanı M.A., NATO'nun 50. Yılı Toplantısı'nda sarfetmişti o sözü;'21. yy, ayaklanmalar yy'ı olacaktır.' Bunun sonucu olarak son 20 yıl boyunca devletleri iç savaş aygıtları olarak biçimlendirmeye özen gösterdiler. Polis toplumları yaratılmaya başlandı. Bütün sokaklar kameralarla kayıt altına alınıyor. Milyonlarca koyunuτ5\'n her sabah boynunu bükerek işyeri denilen zindana gittiği ve akşam insanlığından çıkarılmış olarak geri döndüğü yolların her hareketi kaydediliyor. Atina sokaklarındaki kameraların çoğu şu an kayıt yapmıyor. Zaten birçok karakol hizmet dışı. Tüccarların borazanı medya bütün mağazaların talan edildiği yalanını yayıyor. Bazı istisnalar hariç, hedef alınan işletmeler genellikle tekellerin sigortalı mağazaları. Yunan anarşistleri bu gibi iftiralar karşısında, kaostaki otokontrolün ve bazılarının sınıf bilinci dediği erdemin istisnai bir örneğini sergilediler. Zaten ilerleyen günlerde neredeyse sadece bankalara ve karakollara yönelik eylemler oldu. Bu yüzden medya tarafından fikirleri belirlenen insanlar tüccarların yaygarasıyla anarşistlere düşman edilmeye çalışılıyor. Fırsat bu fırsat diyen faşistler çeviklerle birlikte anarşistlere saldırıyor. Hükümet partisinin sözcüsü; 'devletin ortadan kaldırılması düşünülemez' dese de sokaklarda binlerce genç aksini iddia ediyor ve barikatların gerisinde devletsiz bir yaşam sürüyorlar. Onların eleştirilebilecekleri tek nokta, apartmanların yanması durumlarında, içerde bir insanın olabileceği riskini göğüslüyor olmaları. Hedef apartmanın altındaki dükkan olduğu halde, evlere de sıçrayabiliyor yangın. İnsan yaşamını tehdit eden bu gibi durumlardan ders çıkarılmış olduğuna inanıyorum.

21. yy anarşizmini kavrayabilmek, yıllardır en büyük derdimdi. Nihayet hep birlikte kavrıyoruz şimdi; isyancı anarşistler, basit insanların basit devrimlerine inandılar. Haklı çıktılar.



Şehir merkezindeki bankaların hepsi yakıldıktan bir hafta sonra, bugün yeniden yasal hırsızlık faaliyetlerini sürdürüyorlar. Belediye otobüsleri yeniden çalışmaya başladılar ama bilet kontrolcü kargalar ortalıkta görünmüyor.Bir hafta önce Atina'nın her sokağında siyah ya da mavi ya da yeşil üniforma giyen silahlı adamlarla karşılaşırdınız. Son kurbanları Aleksi, bu dehşete karşı hepimize ayağa kalkma bilinci verdi. Üniformalıların katlettiği her yoldaşımız için artık hepimizin üniformalılara atması gereken bir taş var. Bu haydutların silahsızlandırı lmasını ve hakları için mücadele eden toplumsal kesimleri rahat bırakmasını istiyoruz. Devlet bastırma güçlerinin üniformalı sadistlerine artık boyun eğmek istemediğimizi gösteriyoruz. Onurlu birileri varsa içlerinde silahsızlansınlar ve derhal üniformalarını çıkarsınlar istiyoruz. Onların sokaklarımızda estirdiği zorbalıktan bezdik artık. Bu toplumsal talebi okumayı başardığı için de Sinaspizmos Partisi'ni kutlamak gerek. Meclis'te polisin silahsızlandırı lması ve çevik kuvvetin dağıtılması yönünde soru önergesi vererek, 'maskeli provakatörler' edebiyatıyla gericilik kusan KP'yi de (kamuoyu yoklamalarına göre) solladılar.



Üniversiteli gençlik, yine toplumun en dinamik kesimi olduğunu, Politeknik direnişi mirasının hala yaşadığını gösterdi ve özerkliği gerekirse molotoflarla koruyacağını işgallerde ortaya koydu. Dahası yüzlerce ortaöğrenim kurumu öğrenciler tarafından işgal edildi. Genç işçiler de harekete destek veriyorlar.



Atina sevgili dostlar, uygarlık tarihinde yeniden bir sıçramaya tanık oldu. Demokrasinin beşiği, artık anarşinin beşiği olduğunu gösterdi. Köleci demokrasinin özündeki polis devletine karşı, polissiz bir toplum talebi geniş toplumsal kesimler tarafından dile getirildi ve yer yer pratikleştirildi. Patlama, isyancı anarşistlerin yöntemlerinin çok geniş toplumsal kesimler tarafından uygulanmasından kaynaklıydı. Eylemlerin örgütlenme biçimi, tarzı ve hedefleri, isyancı anarşistlerin uzun yıllardır yaptıkları propagandayla paralellik gösteriyor. Atina'daki anarşistlerin birgünde 17 karakol basabilecek kadar güçlü olmadığı herkesin malumu. Fakat isyancı anarşistler derken bir örgütlenmeden değil de daha çok bir kendiliğinden eylem hareketinden bahsettiğimiz için, artık Atina'da binlerce anarşistin varlığından sözedebiliriz.



Belirtmek gerekir; toplumsal karakterini hedef profiliyle zaten ortaya koyan bu isyanın politik mesajları da aynı yerde açığa çıkmaktadır.



Bankalara ihtiyacımız yok. Onların bizi soymasından bıktık. Yanmaları, köleci demokrasi hukuğu açısından suç olabilir ama bankaları yakanlar, cellatlarından intikam alan kurbanlardır. Ve anarşinin bir anlamının da ezilenlerin adaleti olduğunu hatırlayalım. Hukuk adaletsizliği simgeliyorsa, kaos daha adil alternatifler yaratacak kadar engindir. Kasalarda kağıt parçaları (para, hisse senedi, çek, tahvil) biçiminde toplumsal zenginliği hapseden bir avuç insan emekçilere kan kusturuyorsa, bankaların yakılması adaletin ta kendisidir. O zaman o kağıt parçaları, yoksulluğumuza fiyat biçme gücünü de yitirirler. 'Banka açmak varken banka soymak niye!' diyordu Brecht. Elektronik mağaza zincirlerinin içindekilerle birlikte yakılmasına şahit olduk. Otomobil mağazalarının da. Ki ben herkesin birer tane laptop aşırmasını hiç de adaletsiz görmezdim. Hergün parası olanlar alıyor, bir gün de olmayanlar alsın. Tüccarların canı çıkmaz. Ki ben bütün şirketlerin (hepsi komandit değil ama hepsi adidir!) canlarının çıkmasını istiyorum. Herhangi bir fırının değil de bunların hedef alınmasından da anlaşılacağı gibi mesele feci halde sınıfsaldır ve herkes bu gerçekle yüzleşiyor.



Sadece Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu işgal edildiğinden ve birçok işkolunda grevler sürdüğünden değil, işsizlerin, yalnızların ve toplumdışı diye tabir edilenlerin yoğun katılımından dolayı sınıfsal bir isyandır karşımızdaki. Şehre fildişi kulelerinden bakanlar nihilizm diyerek mimlemişlerdir bu tabloyu. Görmeleri gereken şey çok basittir oysa; hızla, kapitalizmin katlanılabilirliğinin ve toplumun yönetilebilirliğinin sınırlarına yaklaşıyoruz. Toplumsal zenginliğin üzerinde semiren asalaklara yol görünüyor. Bütün politik merkezlerin parçalanmasını isteyenlerin hedefi ortadaydı; sistemin kendisi. İsyanın mesajı buydu. Hükümet değişikliği talebi yoktu ortada. Ama yokolması diye bir sorun apaçıktı. Ve deliller, harekete geçmemizi gerektirecek kadar güçlüydü.



Dünya anarşistleri de mücadeleyi onlarca şehre yaymaya hazır olduklarını gösterdiler. Yunanistan'a odak noktası olma gücünü veren, merkezi siyaset ya da polis tarafından kontrol edilemeyecek kadar çokhücreli bir anarşist hareketin varlığı olsa gerek. 1980'lerden bu yana bir çok anarşist-anti otoriter otonom, zengin mücadele deneyimleri biriktirdi. Çokyönlü bir mücadele gündemini, polisin, faşistlerin saldırılarını göğüsleyerek toplumun gündemine taşımaya uğraştılar. Kameralardan antipsikiyatriye, alternatif enerji kaynaklarından, cezaevlerine ya da Chiapas'taki özyönetim deneyimlerine kadar uzanan çokyönlü bir gündem, polisle yapılan sokak savaşlarıyla paralel gidiyordu son yıllarda. Gerçek şu ki, anarşistlerin çoğu, solcuların STK'lar vasıtasıyla piyasa ilişkilerine tabi kılınmasından da ders alarak, sokağı sınıf savaşının yegane mekanı olarak gördüler. Bu yüzden sağcı partiler bas bas anarşistlerin zindanlara tıkılması gerektiğini bağırıyorlar. Nitekim böyle bir saldırının yılbaşından sonra gerçekleşmesi de olası.



Gayrıinsani bir mülkiyet düzeni ve onun kolluk kuvvetlerinden oluşan ve adına devlet dediğimiz bu güce karşı eşzamanlı saldırılar, küreseldeki yerel açısından yeni bir dönemi başlattı. Seattle'dan Atina ASF'una dek, aslolan Avrupa'daki bütün güçlerin bir noktaya yığılmasıydı. Artık Avrupa'nın ve dünyanın bir çok yerinde eşzamanlı hareket etme kabiliyetine sahip olduğumuzu görüyoruz.



Unutmadan belirteyim, göçmenler de bu süreçte yeralmayı başardılar. Bu birçok açıdan önemliydi. Ama en çok da Paris'te olanların tesadüfi değil, çağımızın temel toplumsal çatışma biçimlerinden biri olduğunu teyid etmesi açısından önemliydi. Yine de katedilmesi gereken bir mesafe olduğu ortada. Göçmenler hala polis karşısında panik ataklarını sürdürüyorlar. Aleksi'den birkaç hafta önce Yabancılar Polisi'nde ölen Pakistanlı için yapılan eylemlerde, ilk defa öfkelerini polise yöneltebildiklerini gördük. Larissa'da 30 arap göçmen, eylemlere katıldıkları için terör yasasından yargılanacaklar. Atina'da da 100 kadar göçmenin isyan günlerinde tutuklandığı ve haklarında 'yağma' suçlamasıyla dava açıldığını biliyoruz. Özellikle Asyalı göçmenlerdeki cep telefonu sevdasını hiçbir zaman anlayamadım zaten ama, herkes sevdiğine kavuşuyor madem, onlar da böyle alsınlar yerlerini tarihte. Yürüyüşlere ve çatışmalara katılmadıklarını sananlar da avunsunlar. Sendikalar çarşamba günkü genel grevi başlarından savarken, genç işçiler hayat normale dönene kadar öğrencilerle birlikte, göçmenlerle ve mahallelilerle birlikte sokaklardaydı . 10. günde, kaydedilen en önemli saldırı Atina çevik kuvvetinin Kesaryanni'deki merkezine Panepistimiupoli' deki öğrencilerin 3 koldan saldırısı oldu. Yakılan çevik otobüsünde bir polis yaralandı. Bunun dışında 20 motosikletli anarşistin karakollara ziyaretleri de aralıklarla sürüyor. Barışçı yürüyüşler dağıldıktan sonra, gaz bombası, molotof ve taş atışmaları, yakılan arabaların barikat olarak kullanılması gibi sahneler hala yaşanıyor Atina merkezinde. Yılbaşına kadar da yaşanacak gibi.



İsyanın ilk günlerinde tıpkı Sarkozy gibi altına sıçan Sanayiciler Derneği Başkanı, Karamanlis'e 'ya işini yap ya da asker gelsin yapsın' mesajı vermişti. Sahiden çok korktular. 'Başkentin merkezinde Halk Mahkemeleri kuracaklar!' diye korkusunu itiraf ediyordu bir medya baronu. Maskelerini çıkarmaya hazırlandılar. Ordu sarı alarm verdi. Oysaki altıüstü bir isyandı yaşanan. Dünyanın her yanına yayılana kadar da isyan olarak kalacak. Sorun şu ki, dünyanın her yerine yayılması o kadar da uzak bir ihtimal değilmiş!



68 geçti. Artık 08 hatırlanacak. (O sıfır da boşuna durmuyor orada. Nihilizmin sıfırı.)

caner