20 Mart 2009 Cuma

Atina: Maria Callas köşkü radikaller, Sağlık Bakanlığı Hemşireler tarafından işgal edildi

Ünlü opera şarkıcısı Maria Callas'ın Atina'daki eski köşkü anarşistler ve otonomcu radikaller tarafından işgal edildi.

19 Mart Perşembe günü ve Yunanistan'ın başkentinde hüküm süren baskı iklimine rağmen, anarşistler ve otonomcu radikaller Patision sokağında bulunan Atina Arkeoloji Müzesi'nin karşısındaki 1600 metre karelik Maria Callas köşkünü işgal ettiler. 1999 depreminden sonra terkedilen ev savaş gemisi işçilerinin' sosyal güvenlik bürosu NAT'a aittir. Radikaller K. Kouneva ve Aralık'ta tutsak düşen asilerle dayanışmak için 3 günlük bir etkinlik silsilesi yapacaklarını duyurdular.

Aynı zamanda, ülkedeki 48. grevini gerçekleştiren hemşire 5,000 hemşirenin derhal daimi işçi olarak çalıştırılmasını talebiyle Sağlık Bakanlığını işgal etti.

Kaynak: Libcom.org
çeviri: internationala

Yunanistan son önlemler

19/03/2009

Yunanistan Emniyet Teşkilatı’ndaki güvenlik durumunun vahimleşmesi üzerine terörle mücadele dairesinin yeniden yapılanması için Britanya’nın ünlü polis teşkilatı Scotland Yard’daki dedektiflerin yardımını isteyen Yunan hükümeti, Atina şehir merkezini kırıp dökmeyi ‘adet edinen’ anarşıstlere karşı da savaş açıyor


YORGO KIRBAKİ

Geçen cuma Atina’nın Nişantası’sı olan Kolonaki semtinde yüzlerini kukuletalarla gizleyen 30 kadar anarşistin 67 dükkanın vitrinlerini kırması ve park etmiş 40’dan fazla otomobile zarar vermesi üzerine Kostas Karamanlis hükümeti bir dizi tedbirler aldı. Bu çerçevede, şiddet eylemlerine katılan anarşistler yüzleri kukulete ile gizlenmiş halde yakalanmaları durumunda öngörülenden 2-10 yıla kadar fazla hapis cezasına çarptırılacaklar. Polise küfür ya da hakaret durumunda da dava açılması için bugüne kadar geçerli ‘davacı ihbarı’ gerekmeden resmen adli işlemler başlatılacak. Ayrıca, emniyet teşkilatı mensubu tam teçhizatlı 3000 polis Atina şehir merkezinde 24 saat devriye gezecek. Motosikletli 300 polis de üçer-dörder gruplar halinde dolaşacak. Anarşist saldırıların ‘mutad’ hedeflerinden haline gelen bankalara ise sert metaldan imal edilmiş kepenk kullanma zorunluluğu getirilecek. Ancak Yunanlı hukukçular, kukuletalı anarşistlere fazla ceza tedbirinin sonuç getirmesini beklemediklerini, çünkü polisin anarşistleri yakalamakta aciz kaldığı görüşünü dile getiriyor.
Yunanistan’ı geçen yıl sonunda saran gençlik eylemleri anarşistleri toplumsal düzene karşı eylemlerini artırmalarına sebep olmuştu.


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=926935&Date=19.03.2009&CategoryID=81

18 Mart 2009 Çarşamba

Yunanistan’da eylemlere karşı önlemler sertleştiriliyor

Sokaklarda artan olaylarla başa çıkamayan Yunanistan hükümeti çareyi cezaları artırmakta buldu. Başbakan Kostas Karamanlis başkanlığında toplanan kabine, kendilerini 'anarşist' olarak tanımlayan gruplara karşı alınacak önlemleri ele aldığını duyurdular.

Yunanistan'ın başta başkent Atina olmak üzere yerleşim merkezlerinde eylemler düzenleyen maskeli grupları engellemek için sokaktaki şiddete karşı cezaları arttıracağı açıklandı.

Yunan basın yayın organları, dün Başbakan Kostas Karamanlis başkanlığında toplanan kabinenin, kimliklerini maskeler, motosiklet kaskları ve benzeri biçimlerde gizleyerek, kamuya ve özel şahıslara ait malları tahrip eden ve kendilerini 'anarşist'' olarak tanımlayan gruplara karşı alınacak önlemleri ele aldığını duyurdular.

Toplantıdan sonra açıklama yapan Adalet Bakanı Nikos Dendias, kimliklerini gizleyerek, kamu mallarını tahrip eden ya da huzuru bozanlara verilecek hapis cezalarının arttırılmasının söz konusu olduğunu söyledi.

Gösterilerde kimlik gizlemeye yönelik kar maskesi ve benzeri eşyaların kullanımını caydıracak önlemler üzerinde durduklarını belirten Dendias, ''Yunan vatandaşları yüzlerini göstermekten korkmamalıdır özellikle de protesto gösterisi yaparken'' diye konuştu.

Haberlerde, huzuru bozma suçuna verilen hapis cezasının bir yıldan iki yıla, kamu malını tahrip, vatandaşları ve polisi yaralama suçlarına verilecek cezanın ise 10 yıl ve daha da üzerine çıkarılmasının planlandığı kaydedildi.

Geçen hafta maskeli bir grubun kent merkezindeki Kolonaki semtinde çok sayıda işyeri ve aracı demir çubuklar, baltalar ve balyozlar kullanarak tahrip etmesinin, yeni önlemler alınmasına yol açtığı yorumu yapılan haberlerde, polisin de acil müdahale için motosikletli devriye birimleri oluşturacağı belirtildi.

Polise ve devlet memurlarına hakaretin de cezalandırılmasının düşünüldüğü kaydedilen haberlerde, getirilecek ağır cezaların gençleri bu tür olaylara karışmaktan caydırmasının amaçlandığı ifade edildi.

Bu arada, Adalet Bakanı Dendias, cezaevlerindeki doluluğun giderilmesi için hafif suçlardan yargılanan tutukluların, tahliye edilerek tutuksuz yargılanmasının önünün açılmasını istedi.

Dendias, müebbet hapis cezasına çarptırılan özellikle tehlikeli mahkumların tutulacağı özel bir cezaevi yapılmasının gerektiğini de söyledi.

Kaynak : Cumhuriyet

4 Mart 2009 Çarşamba

Yunanistan: Anarşistler Muhafazakar Gazete Bürolarına Saldırdı

Yüzlerce anarşist muhafazakar bir gazete olan Apogevmatini'nin merkez
ofislerine ciddi zarar verdiler. Salı gecesi Exarchia'daki solcu bir
insan hakları grubuna ve mülteci destek ağına el bombasıyla
saldırılmasını protesto eden bir yürüyüşten koparak parkedilmiş birkaç
aracı ateşe verdiler.

Öğleden sonra Exarchia'da başlayan protesto yürüyüşüne yaklaşık 1,000
kişi katıldı ve yürüyüş Parlamento binasına doğru barışçıl bir biçimde
sona ermişti. Saat 7.30'da, polise göre 300 kişilik bir grup anarşist
binanın cephesine bazlyozlar, demir çubuklar, sopa ve taş
kullandıkları ve park halindeki araçları ateşe verdikleri
Panepistimiou Caddesine paralel Feidiou Caddesi üzerindeki
Apogevmatini ofislerinin kapısına yönedliler. Herhangi bir yaralanma
olmadı.
Polis saldırganları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı ve
sersemletici bombalar attı. Fakat PASOK ofislerinin yakınında bulunan
Harilaou Trikoupi ve Didotou sokaklarındaki kavşakta konuşlanan çevik
kuvvet birimlerine saldırmak için sopa ve taş kullanarak gerdi dönerek
Stadiou Caddesindeki Devlet Konseyinin olduğu binayı tahrip ettiler.

Yönetimdeki Yeni Demokrasi Apogevmatini ofislerine yönelik saldırıları
kınayan bir açıklamada bulundu. Açıklamada "Bu saldırıda yer alan
kapişonlu saldırganlar bir kez daha basın özgürlüğüne ve serbest fikir
alışverişini hedef almıştır," "bu düşüncesiz bir şiddet ve yıkıcı bir
öfkedir" deniyordu.

Çarşamba günü solcu ve anarşist gruplar, Mülteciler Evi olarak bilinen
aynı adresteki Siyasi ve Sosyal Haklar Ağı'nın mekanına el bombası
atılması hakkında bir tartışmaya katıldılar. Solcu ağ saldırıyı
"devlet-yanlısı faşist bir cinayet girişimi" olarak tanımladı fakat
polis saldırının düşman anarşist veya solcuların işi olabileceğini
söyledi.

Anarchist News

çeviri: internationala

27 Şubat 2009 Cuma

Yunanistan: Exarchia'da yeni bir saldiri ve Atina Antiotoriter Hareketi'nin açıklaması

Atina'da 24 Şubat'ta Siyasal ve Toplumsal Haklar Ağı, Göçmenler Ağı,
Vicdani Retçiler Derneği'yle çeşitli kolektiflerin bulunduğu binaya
bir saldırı gerçekleştirildi. Atılan el bombasıyla amaçlanan,
koridorda bulunan insanların toplu katliamıydı ancak buna, el
bombasının çarptığı cam engel oldu. Bu canice saldırı sembolik
nitelikte değildir; her yanıyla son derece gerçek bir saldırıdır.
Katilin eli, direnişe karşı tepkisini dile getirmiş ve katilin kanlı
yüzünü açık etmiştir. Söz konusu tepki devletle sınırlı değildir;
devlet güdümündeki yasadışı örgütleri ve faşist çeteleri de
kapsamaktadır. Devletin emir erleri, devletçilik, milliyetçilik ve
gericilik yanlıları da bu gruba dahildir. Bu olaydan çıkarılacak sonuç
açıktır. Bu, Exarchia'ya ve Exarchia'nın simgelediği değerlere yönelik
canice bir saldırıdır. Direniş hareketine yönelik canice bir
saldırıdır. Konstantina Kouvena'yla dayanışma içinde olanlara yönelik
canice bir saldırıdır. Nefretlerini geçmişte defalarca kanıtlamış olan
saldırgan çetelerin nefretlerini yönelttikleri insanlarin canlarina
kasteden canice bir saldırıdır. Biz, kendi adımıza bombanın
penceremize atıldığını söylüyor ve devrimci hareketin tüm güçlerini
ihtiyatlı olmaya çağırıyoruz. Kardeşlerimiz, gardınızı alın: Tepki
katleder.

Atina Antiotoriter Hareketi

Atina ve Selanik'te molotoflu gece - 21-02-2009



21-02-2009 - Zaman

Yunanistan'ın başkenti Atina'da ve Selanik'te dün gece molotof kokteyliyle düzenlenen saldırılar maddi hasara yol açtı.

Yunan basını, Atina'nın merkezindeki Akademias Caddesi üzerindeki Etniki Bankası şubesine kimliği belirsiz kişilerden oluşan bir grubun molotof kokteyli saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Saldırı sırasında bankada fazla mesai yapan memurlar bulunduğu belirtilen haberlerde, çıkan yangında binanın ciddi hasar gördüğü ve binanın önünde park halindeki bir aracın tamamen yandığı kaydedildi.

Selanik'te ise sabahın erken saatlerinde kimliği belirsiz bir grubun önce Etniki Bankasına ait bir otomatik para çekme makinesini, ardından da park halindeki 3 araç ile bir motosikleti molotofkokteyli kullanarak yaktığı belirtildi.

Sabah 03.00 sularında ise yaklaşık 20 kişilik maskeli bir grubun Aristotelion Üniversitesi önündeki bekçi kulübesine taş ve sopalarla saldırarak, binanın içindeki elektronik aletleri tahrip ettiği kaydedildi.

Saldırganların, kulübede görev yapan 2 üniversite bekçisine ise zarar vermediği belirtildi.

Bu arada geçen salı akşamı özel Alter televizyon kanalının otoparkındaki araçlara ateş açılmasını, "Fanatik devrimciler" adlı örgütün üstlendiği bildirildi.

Atina'da yayımlanan Ta Nea gazetesine bildiri gönderen örgütün adı, ilk kez 3 Şubatta Atina Koridalos cezaevi önündeki polis noktasına yaptığı silahlı saldırıyla duyulmuştu.

**

Terörle boğuşan Atina, Kabil ve Bağdat'a benzetildi

Yunanistan'ın başkenti Atina'da son aylarda polis, ticari şirket, banka ve kamu görevlilerine düzenlenen silahlı ve bombalı saldırılar, "yeni nesil terör" tartışmalarına neden oldu. Atina, terörle boğuşan Kabil ve Bağdat'a benzetildi.

Atina'da geçen Aralık ayında polisin bir öğrenciyi öldürmesiyle patlak veren öğrenci, anarşist ve yüzü maskeli kişilerin başını çektiği şiddet eylemleri, yerini "yeni nesil terör" şeklinde tanımlanan silahlı, bombalı ve kimyasal patlayıcılı saldırılara bıraktı. Çevik Kuvvet (MAT) polis otobüsüne düzenlenen kalaşnikoflu saldırının ardından, bir başka polis karakolunun taranması sonucu bir güvenlik görevlisi ağır şekilde yaralanmıştı. Yaklaşık 3 hafta önce Koridallos semtinde ise yine polis karakolu taranmış ve el bombası atılmıştı. Saldırıyı "Sehta Epanastaton" adlı örgüt üstlenmişti. Örgüt, polis kurşunuyla ölen öğrencinin mezarı üzerine bıraktığı CD'ye kayıtlı bildiride, polis ve gazetecilere saldırı düzenlemeye devam edeceklerini açıklamıştı.

Geçen perşembe günü medyayı hedef alan bir eylem daha gerşekleştiren "Sehta Epanastaton", özel televizyon kanalı Alter'i silahla taradı. Örgüt, 1998'de polisin müdahalesi sonucu ağır yaralanan ve daha sonra ölen bir kızın evine dün akşam saatlerinde bıraktığı CD'yle eylemi üstlendi.

Örgüt CD'yle tehditler savurdu

"Sehta Epanastaton", CD'deki bildiride "ülkeyi yöneten siyasi partiler skandallara bulaşmak, adli kurumları yozlaşmak, eğitim sistemini geçmişe takılı kalmak ve polisi ise şiddet uygulamakla" suçladı. Saldırıları arttırma tehdidinde bulunan örgüt, bütün bu kurumlara karşı yeni nesil bir rakip üretilmesinden bahsediyor. "Sehta Epanastaton", gazetecilerin kanını akıtma iddiasında da bulunuyor.

City Bank'a 60 kilo patlayıcı

Öte yandan aynı gün Atina'daki City Bank'ın önünde çalınan bir araç içinde 60 kilo "Fuel Oil Amonyum Nitrat" patlayıcı bulundu. Uzmanlar, "Eğer mekanizma çalışsaydı çok geniş bir alan havaya uçacaktı." açıklamasında bulundu. Polis, patlayıcıyı "Epanastatiko Agona" adlı bir başka örgütün koyduğundan şüpheleniyor.

"Atina Kabil oldu" benzetmesi

Kamu Düzeni eski Bakanı ve Pasok milletvekili Mihalis Hrisohoyidis, son aylarda Atina'da düzenlenen saldırı ve eylemleri ilginç bir benzetmeyle yorumlaması, adeta yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Hrisohoyidis, Alter televizyonuna düzenlenen silahlı saldırıyı, "Atina, terör eylemlerinin yaşandığı Kabil ve Bağdat'a benziyor." dedi. Ana muhalefet Pasok lideri Yorgo Papandreu ise "Bu olaylar Afrika ülkelerinde bile olmuyor" açıklamasında bulundu. Hükümete yüklenen Papandreu, Başbakan Kostas Karamanlis'i "yetersizlik ve toplumun güvenliğini sağlamaktan aciz olmakla" suçladı. Hükümet ise Pasok'u "küçük parti hesapları yapmakla" itham etti. Yunan polisinin saldırıları düzenleyenleri yakalama girişimleri sonuçsuz kalırken, hükümet ve polis teşkilatı yoğun şekilde eleştiriliyor.

ABD'den Atina'ya birlikte çalışma çağrısı

Bu arada zaman zaman saldırılara maruz kalan Amerika'nın Atina Büyükelçiliği, Yunan hükümetine "terörün üstesinden gelmek için istihbarat paylaşımı ve işbirliği" çağrısında bulundu. Büyükelçilik, "Birlikte çalışarak tehditleri bertaraf etme ve vatandaşları koruma umudu var." dedi.

Terör, turizmi yüzde 30 azaltır

Yunanistan'da 1980 ve 1990'lı yıllarındaki birçok eylemin sorumlusu olarak gösterilen "17 Kasım Örgütü"nün çökertilmesiyle rahat bir nefes alan Atina, son terör eylemleriyle zor durumda kaldı. Karamanlis hükümeti ve uzmanlar, "terör saldırılarının dış dünyada 'Yunanistan'ın güvensiz bir ülke' olarak algılanmasının ekonomik sonuçlarından" da endişeli. Ülkenin "ağır sanayilerinden turizm"in, ekonomik kriz ve Atina'daki terör eylemleri nedeniyle yüzde 30 azalacağı tahmin ediliyor.


**

Yunanistandaki grev bölgeyi gerdi

Yunanistan'da uluslararası ticari taşımacılık sürücülerinin grevi, Bulgaristan ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde gerginliğe yol açtı.

Grevdeki Yunanlı ağır vasıta sürücülerinin, iki ülke arasındaki Kulata–Promahon sınır kapısını kapatmaları, Bulgaristan Ulaştırma Bakanlığının sert tepkisine neden oldu.

Ulaştırma Bakanlığı basın merkezinden yapılan açıklamada, sınır kapısında ağır kış şartlarında bekleyen yüzlerce Bulgar TIR şoförünün sorunlarının acilen çözülmesi için, Avrupa Birliği kurumları, Uluslararası Taşımacılık Birliği (IRU) ve Yunan makamları nezdinde gerekli girişimlerin yapıldığı belirtildi.

Açıklamada, Avrupa Birliği sınırları içinde Bulgar taşımacıların haklarının bir ayda ikinci kez Yunanistan tarafından ihlal edildiğinin Avrupa Komisyonuna da bildirildiği ifade edildi.

Atina'da bombalı saldırılar - 12.02.09

Yunanistan'ın başkenti Atina'da bugün ev yapımı patlayıcılarla 6 yerde saldırı düzenlendiği bildirildi.

Atina Haber Ajansı (ANA), öğle saatlerinde 17 Kasım terör örgütü davasında savcı olarak görev yapan Vasilis Fukas'ın kentin İliupolis semtindeki evi ile avukat Stavros Georgiu'nun kent merkezindeki Patission Caddesi üzerinde bulunan bürosunun hedef alındığını duyurdu.

Ajans, emekli Savcı Fukas'ın evi ve Georgiu'nun bürosunda küçük çaplı maddi hasar meydana geldiğini kaydetti.

Atina'nın kuzeyindeki Holargos semtinde bir özel aracın hedef alındığını kaydeden ajans, aracın saldırıda ciddi maddi hasara uğradığını belirtti.

Petralona semtinde Etniki Bankasına ait bir otomatik para çekme makinesi, Agios Dimitrios semtinde Yunanistan Posta Teşkilatı (ELTA) şubesi ve Agia Peraskevi semtinde özel bir şirkete ait büronun da saldırıya uğradığını bildiren ajans, bu saldırılarda maddi hasar meydana geldiğini duyurdu.

Yunanistan'da sabahın erken saatlerinde de ev yapımı patlayıcı maddelerin kullanıldığı, Atina, Selanik ve Girit adasının Hanya kentinde toplam 5 saldırı düzenlenmişti.

Bu arada, basın-yayın organları, polisin, saldırıların terör örgütlerinin değil kendilerini ''anarşist'' olarak tanımlayan grupların işi olduğu değerlendirmesini yaptığını belirttiler.

Kaynak: zaman

Yunan çiftçiler yollara döküldü - 3.02.09

Mark Mardell

bbc.co.uk/turkish


Çeşitli baharatların kokusunu taşıyan şiş etler, yumuşak ve çok lezzetliydi.

Yunan çiftçiler sık sık protesto eylemleri düzenliyor.

Birlikte yemek yediğimiz insanlar da son derece canlı ve dostaneydi.

Yemeğe eşlik eden kuvvetli içki ise, erken saatlerdeki bu öğle yemeği için biraz fazla kuvvetliydi doğrusu.

Öyle ya, önümde upuzun bir çalışma günü uzanıyordu.

Ama bu mangal sefasının şimdiye kadar davet edildiğim en garip yemek olduğu kesin.

Dört şeritli bir otoyolun üzerinde bir grup oturmuş, yiyip içiyorduk. Otoyol bomboştu. Konuşanların gevezelikleri dışında, tuhaf bir sessizlik hüküm sürüyordu.

Aslında böyle olmaması gerekiyordu tabii. Burası, çıkmaz bir yol değildi.

Yunanistan nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Atina ile kuzeydeki Selanik'i bağlayan ana yolun üzerindeydik.

Şiş kebaplı mangal sefasını düzenleyenler, traktörleriyle birlikte otoyolun tam ortasını işgal etmiş olan protestocu çiftçilerdi. Ülkeyi alenen ortadan bölmüş gibiydiler.

Böyle birşeyle karşılaşmayı beklemiyordum.

Aslında protestoculara ulaşmanın bile neredeyse imkansız olacağını düşünüyordum.

Yapım ekibimiz ufka kadar uzanan kamyon ve TIR konvoyunun sonunda mahsur kalırsak, ne yapabileceğimizi hesaplamıştı uzun uzun.

Orijinal protesto

Ama Yunanlı çiftçiler, polis ve kamyon sürücüleri makul insanlar.

Bu otoyol ablukası 10 gündür sürüyor ve kamyon sürücüleri çoktan evlerine dönmüşler ya da arka yollardan başka bir ulaşım imkanı bulmuşlar.

Polis otoyolu protestocuların bulunduğu noktanın çok öncesinde kapatmış ve tüm taşıtları en uygun çıkışlara yönlendirmiş.

Başka bir ülkede olsak, bu da önemli bir sorun yaratırdı bizim için ve taşıt sürüsünün peşine katılmak zorunda kalırdık.

Ama Yunan polisi, hiç de güçlü görünmeyen barikattan geçmemize izin veriyor. Bomboş yola atıyoruz kendimizi.

Protestocu çiftçilere ulaştığımızda, hiç de beklediğimiz bir manzara değil karşımızdaki.

Tıka basa traktörlerle dolu bir yolda, ellerindeki pankartları sallayan, bağırıp çağıran çiftçiler bulacağımızı düşünmüştüm.

Ama durmamıza bile gerek olmayan bomboş bir yol ve yol boyunca traktörlerini sıra sıra gayet düzgün bir şekilde park etmiş çiftçiler çıktı karşımıza.

Dünya medyasını da sadece biz temsil ediyorduk.

Çoğu parlak deri ceketler ve koyu renkli kalın kazaklar giymişti. Bazıları büyük güneş gözlükleri de takıyordu. Yüzleri güneş ve rüzgarla kavrulmuş gibiydi.

Konuşmak istiyorlardı. Niçin burada olduklarını açıklamak istiyorlardı.

Gazetecilerin korkulu rüyası olan, asık yüzlü, konuşmaya yanaşmayan insanlar değildi bunlar.

Hepsi de birşey söylemek istiyordu. Birbirlerinin sözlerini kesiyorlar, kimileri tutkuyla, kimileri mantıklı bir dille söze atılıyordu.

Tarlalarını bırakıp asfalt yollara dökülmelerinin nedenleri farklı farklıydı. Karmaşıktı.

Hatta bazen basit bir haber başlığıyla ifade edilemeyecek kadar çelişkili gibi görünüyordu. Son derece dostça ve içtendiler ama konuştukça, öfkeleri ve tutkuları dışa vurmaya başlıyordu.

'Atalarımız yaptı, ya biz?'

Bu, hükümetten daha fazla destek isteme eylemiydi, öyle değil mi?

Meğer değilmiş. Bir adama bunu söylediğimde, yarım yamalak, ama cana yakın İngilizcesiyle şöyle konuştu:

"Hayır hayır hayır, para değil!"

Ülkedeki protesto gösterilerinde de sık sık "Ne istiyoruz? Para değil... Ne zaman istiyoruz? Hiçbir zaman!" türünde sloganlar işitiyorduk.

Aslında söylemeye çalıştıkları, kendilerine demet demet para atılmasından daha fazla birşeyler istedikleriydi.

Yüksek maliyet giderlerine ve düşük fiyatlara son verilmesini istiyorlardı.

Özellikle tarımda doğru sulama yapılamamasından yakınıyorlardı.

Hükümetin daha fazla planlama yapmasını istiyorlardı. Ucuz ithal ürünlerine engel konulmasını istiyorlardı. Takdir edilmek istiyorlardı.

"Güneşimiz var... En iyi ürünler bizde... Burada binlerce yıldır tarım yapıldı. Ailelerimiz nasıl olup da buradan ekmeklerini çıkardılar da, biz yapamıyoruz?" diyorlar.

Yunanlı çiftçiler, bu otoyolda uzun süre kalmaya niyetli görünüyorlar.

Sol şeritte hala, bir süre önce yakılmış olan ateşin külleri görülüyor. Karşıda da büyük bir beyaz kamyonet var, yan tarafında kırmızı harflerle 'Kantina' yazıyor.

Gayet girişimci bir kişi olduğu belli olan kamyonet sahibi Homer, kebap ekmek, meşrubat satıyor. Yanıbaşındaki kocaman plastik sürahide de, gayet sert bir içki var.

Yunan çiftçilerin protestosu bu yıl içinde izlediğim sonuncu gösteri olacak gibi görünmüyor.

Ama Yunan çiftçilerin protestolarında, orijinal olma ve konukseverlik bakımından standartlarını gayet yüksek tuttukları da bir gerçek.

Atina'da yeni çatışma - 23-01-2009

bbc.co.uk/turkish

Yunanistan'ın başkenti Atina'da asit saldırısında ciddi şekilde yaralanan bir sendikacı için düzenlenen dayanışma gösterisinde çatışma çıktı.

Yunanlı protestocuları, bu kez sokaklara iten şey ise, asit saldırısıyla ciddi bir şekilde yaralanan bir sendikacıyla dayanışma gösterisi.

Omonya Meydanı'nda çevik kuvvet polisleriyle çatışmaya giren göstericiler, çevrede zenginlik sembolü banklar ve restoranlara da saldırdılar.

Sorun çıkması bekleniyordu ve beklenen tam da zamanında geldi.

Protesto gösterisinin düzenleyicileri, Çalışma Bakanlığı'nın önündeki alandan ayrılır ayrılmaz, göstericiler arasındaki daha radikal bir grup, bakanlık binasını koruyan polislere saldırmaya başladı.

Kask takan bir gösterici, polis kordonuna doğru koşup, elindeki taşı çok yakın mesafeden polislere fırlatttı.

Polisin cevabı ise göz yaşartıcı gazla geldi. Polisin saldırısıyla birlikte, göstericiler ikiye bölündüler ve ayrılan gruplardan birinin içerisindeki bazı anarşistler, yakınlardaki eğlence mekânlarına saldırdılar.

Bu çatışmalar, bir sendikacıya düzenlenen korkunç bir saldırının ardından düzenlenen barışçıl gösteriye, şiddet dolu bir son anlamına geliyordu.

44 yaşındaki Bulgar asıllı Konstantina Kuneva, Aralık ayında bir çetenin saldırısına uğramıştı.

Sendikacı kadının yüzüne asit fırlatılmakla kalmamış, asit kendisine zorla içirilmişti. Gösterilere katılan annesi Elena'nın söylediğine göre, o günden bu yana yoğun bakımda olan Constantina bir gözünü artık kullanamayacak.

Kuneva'yı destekleyenler, sendikacının, özellikle göçmen temizlik işçilerinin hakları için mücadele etmesi nedeniyle saldırıya uğradığını düşünüyor.

Avukatlarına göre, Kuneva, en son, bazı taşeron firmaların, temizlikçileri çok düşük fiyatlarla çalışmaya zorlayacakları bir plana karşı mücadele ediyormuş.

Bütün bu hikâye, gösteriye katılanların öfkelerini son haddine çıkarmış görünüyordu.

Bazı uzmanlar, Yunanistan'ı Aralık ayında kasıp kavuran gösterilerin artık enerjisinin tükenmekte olduğunu düşünüyor.

Ancak, bu son olaylar, toplumdaki gerilimin, en azından başkentte hala sürmekte olduğunun bir göstergesi.

25 Şubat 2009 Çarşamba

Yunanistan'da Başkaldıran İnteraktif Opera Sahnesi Sanatçılarının Bildirgesi

Aralık isyanı bütün önceki toplumsal mücadelelerden güç alırken, bizi inciten ve yaşamlarımızı esaret altına alan her şeye karşı genelleşmiş bir direnişin de zeminini döşedi. Gün be gün horlanmakta olan yaşam uğruna bir kavgayı körükledi. İsyanı kısa ömürlü bir havai fişek gösterisi sanan ve "hayat devam ediyor" deyiverip onu bir kenara atıp zayıflatanlara bir cevap olarak diyoruz ki, mücadele sürüyor, üstelik daha şimdiden hayatlarımızı yeni bir temel üzerine oturtmuş durumda. Hiçbir şey bitmedi; öfkemiz direniyor. Acımız yatışmadı; hâlâ buradayız. Sokaklarda, okullarda ve üniversitelerde, sendikalarda, kamu binalarında ve parklarda isyan. Sanatta da isyan.
Edilgin izleyiciler tarafından tüketilen bir seyirlik olan sanata karşı.
"Farklı" olanı dışlayan estetiğe karşı.
Kâr uğruna parkları ve halka açık alanları yok eden bir kültüre karşı.
Sesimizi bütün mücadele edenlerin sesleriyle birleştiriyoruz.
Konstantina Kunyeva ve isyan sırasında tutuklananlarla dayanışma içinde,
Mücadelemiz ve kendi kültürümüzle, devlet baskısına, toplumsal dışlanmaya ve medyanın yıldırma ve yanlış bilgilendirme çabalarına cevap veriyoruz.
Kaynağını "Sanat"tan alan bu girişimle, (herkesin yaşamının sanat olduğu düşüncesiyle) herkesin ve her birimizin yaşayış sanatını ortaya koyabilmesi ve kültürü ıslah etme tecrübesini yaşamak için gerekli ortamın bize geri verilmesini istiyoruz. Kimsenin ve hiçbir şeyin aracılık etmediği, açık ve herkesçe ulaşılabilir sanat istiyoruz.
Yunan Ulusal Operası'nı özgürleştiriyoruz, çünkü adı üzerinde o herkesin.
Her şeyi baştan alma ve sanatın rolünü yeniden keşfetme ihtiyacı hissediyoruz.
Özörgütlenme yöntemleriyle, kültürü kolektif yaratıcılık ürünü olarak gören herkese, hep birlikte özgür, yaratıcı eylemlerde bulunmayı teklif ediyoruz.
Bizden çalınan kültürü kurtarmak ve geri almak için.
HER AKŞAM SAAT 9'DA ÖZGÜRLEŞTİRİLMİŞ OPERANIN GENEL MECLİS TOPLANTILARI VAR.
SOKAKLAR SAHNEMİZ
İSYAN SANATIMIZ
Özgür Opera-törler

çeviri: Savas Mihail

kaynak: http://www.iscimucadelesi.net/index.php?option=com_content&task=view&id=519&Itemid=1

3 Şubat 2009 Salı

İsyan Notları: “Neden Yunanistan?”

Yunanistan’daki isyana katılan Türkiyeli bir anarşistin notlarıdır…

‘Neden Yunanistan?’ sorusunun yanıtını vermek gerekiyor önce. Beraberinde bir dizi kültürel ve tarihsel veriyi sıralamaya başlamalı. Kültürel verilerin başına coğrafyayı yerleştirip yerleştirmemekte kararsızım ama bereketli Akdeniz kuşağına has bir durumdan bahsettiğimiz ortada. Bütün Akdeniz değil de şarap içilen tarafı sadece. Olaya asıl kültürel tat katan da bu kısmı bence. Çünkü şarabın hürriyeti, hayalgücünün hürriyetidir. Şarabın meşruiyeti, köleci disipline sürekli çelme takar. Deviremez, o ayrı konu. Ama Papadopulos Cuntası nasıl çıkıverdi o zaman? Coğrafyayla açıklamaya kalkarsanız, işte bu soruda çuvallarsınız. Garibim şarapsa, en azından Mısır’daki isyanlar sayesinde sanık sandalyesinden kaldırılabilir.
Yapılacak tarihsel gözlemlerin, bu coğrafyanın İsa’dan 5 yy önceki toplumsal koşullarına kadar uzanması gerekiyor. M.Ö. 444-370 yıllarında yaşayan Andisthenis’e göre toplumun yaşamında ne hükümet, ne özel mülkiyet, ne evlilik ne de din olmalıdır. Öğrencisi ‘dünya vatandaşı’ Diyojen, ‘parayı yokedin!’ çağrısını tekrarlar sürekli. Zenon, devletin ilk sistematik eleştirisini o zamanlar ortaya koymuştur. Atina Demokrasisi köleciydi fakat, daha o zamanlarda Kinikler ve Stoacılar, her insanın eşit olduğu, hükümetin mülkiyetin ve hatta ailenin varolmadığı toplumsal alternatifleri savunuyorlardı. Platon’un ‘erdem devleti’ ve Aristo’nun ‘yasa’sı, duyulmalarının üzerinden bir asır geçmeden, güçlü eleştirilerle karşılaştılar. Kinikler için ‘doğa’, ‘yasa’dan da güçlüydü.
Ama bütün bunlar 2008 yılında bir isyanın gerekçeleri olarak sıralanabilir mi? Sinoplu Diyojen’in kitapları satış patlaması mı yaşadı? Hayır.
Bizim Gümülcineli Feyzullah’a ”bak göreceksin; dünya devrimi olacak” dedirtebilen neydi gerçekten? Sıradan vatandaşa polisin varlığını sorgulamaya yetecek kadar hayalgücü veren neydi? Bu isyanın tarihsel kökleri var mıydı? Antigone hortlamış mıydı? İnsanlar iş mi istiyorlardı? İçişleri Bakanı’nın istifasını mı? Sahi, PASOK hükümeti devralmak için isteğini niye yitirdi? Bunun cevabı basit olsa gerek; hangi parti olursa olsun, gelecek olanı da kısa sürede hükümetten düşürebilecek bir hareket vardı. Büyük kalabalıklar, ilk defa bir düzen partisinin değil, kara bayrağın çevresinde arıyorlardı yönlerini. Yoksa televizyonun ev hanımlarını hedefleyen programında zıplayıp duran kokananın söyledikleri doğru kabul edilebilirdi; ”Böyle olacağı belliydi! 2 yıldır hergün eylemler, saldırılar, yürüyüşler oluyor! Ülkemiz üzerinde büyük oyunlar tezgahlanıyor.”

Başkaldırı bir bulut gibi konaklayıp gitti mi göklerimizden? Artık herşey eskisi gibi mi? Aleksi’nin öldürülüşünün birinci ayına girerken hala polisle çatıştığımız için olan biteni yeterince göremiyor olabilirim. Sahiden, bu ‘iktidar boşluğu’, ‘tolerasyon’ dedikleri kontrol dışı alan mı yoksa gerçekçi piyasa ilişkileri tarafından isyana tanınmış kapışma sahası mı? Başka zamanlarda 2-3 kişi yasaları çiğnerken, bir zaman gelirki takip ve kontrol aygıtlarını kilitleyecek kadar çoğalırlar. Sadece, bu aşamaya vardıklarında isyan olarak anılmayı hakederler. Sadece kendi potansiyelini bilen bir isyan başarılı olabilir. Bu da kararlı bir akıl gerektirir. Yani böylesi günlerde neler yapması gerektiğini uzun uzun düşünüp tasarlamış ve geri adım atmamak için çok şeyi göze alabilecek insanların varlığıdır aslolan. Danton’un sözünü ettiği ‘cüret’in insanları birbirlerini barikatlardan tanıdıkları için, devlet güçlerini paranoyaya sokarak kontrolü felç edebilirler. Güçlerin tartışılmaz dengesizliğine karşın bu tolerasyon değil, gerçek bir çatışmadır. ‘Gaz bombaları bitmiştir ama devletin cephanelikleri boşalmamıştır’ gibi itirazlara karşın, oyun kilitlenmiş, devlet geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Piyasa sisteminin tıkır tıkır işlemesini engellediğimiz zaman sayın banka sahipleri bize darılmasınlar. Onlar, para denilen mermileriyle, toplumsal adaletsizlik silahıyla ateş ediyorlar sürekli. Sefaletle öldürüyorlar bizi. Şehir düştüğünde gırtlaklarını kesmeyeceğimize dua etsinler. Onlar kadar şiddet düşkünü olsaydık, böyle yapmamız gerekirdi. Bankaları kesinlikle kapatacağız. Gerekirse her gece yakarak. Özgür topraklar yaratmak zorundayız. Beton zindanlarımızda boğuluyoruz. Toprakla birlikte biz de özgürleşmek zorundayız. Bunun için rant sermayesinin beynine darbe vuracağız. Paranın etkinliği, yerini kullanım hakkının etkinliğine terkedecek. Kara bayrağın dalgalandığı her yerde. Artı-değer üretimi, özgür zaman yaratan bir şenlikli çalışmaya terkedecek yerini. Bütün bir ekolojik çöküntünün önüne geçebilmek için neler yapmamız gerektiğini konuşacağız. Chiapas otonomlarından, Brezilya’nın toprak işgallerinden Arjantin’in fabrika işgallerinden, işgal komünlerine ve Aralık İsyanı’na dek birçok deneyim olacak hafızamızda.
Bir dahaki isyanda, dünyanın her yerinde olacağız. (Dünyanın bütün kapitalistleri! Yol yakınken kendinize bir iş bakın.)

İsyana asıl başkalık veren şenlikli yaşamdır, ‘kurtarılmış alan’ları yeniden kurmadıkça, isyanla anarşistler arasında bir bağ olmadığını iddia etmek mümkündür. Sol ve sağ, bilinen gerekçelerle bu bağı ve alevlerin ardındaki yeni yaşamı görmekten kaçındılar. Sonunu görmek kimin hoşuna gidebilir ki? Biz alevlerin ardında yeşerenin güzelliğinden haberdar olduğumuz için, gidişatın hayırlı olduğunu söylemek zorundayız. Öfkenin külünde, fırsat buldukça çiçek yetiştiriyoruz. Üniversite ve lise işgallerinin belediye ve sendika işgallerine dönüşmesinin nedeni açık; halkın örgütlerini geri almak, doğrudan demokrasi alanları olarak tutmak, bize gücümüzün sınırlarını gösterecek turnusol kağıdıydı. Silahlı devlet güçlerine karşı daha ne kadar süre elde tutabilir ve daha önemlisi, nasıl işleyen bir yapı kazandırabilirdik, bu soruların cevabını aldık. İsyanın güzel tarafı burda zaten; yenilmek diye bir şey yok. Denemek diye bir şey var. Bir isyanla devrim arasında ne gibi ilişkiler bulunduğuna dair dersler veren bu deneyimlerin dışında, Yunanistan’da toplum ve devlet arasındaki ilişkilerin sanılandan da gergin olduğunu öğrendik. Ekonomik krizin bütün bu olanlarda etkisinin olmadığını iddia etmek mümkün değil. Ama bu sebebi öne sürüp olayı anlamak yeterli değil. Ekonomik kriz zaten vardı ve sokakta yürüme fırsatı vermeyen polisler de yeni birşey değildi. Yeni olan, bizim naçizane propagandamızın uzağında birçok insanın da aynı hedef bilincine ve eylem kararlılığına sahip olduğunu görmekti. Yeni nesil zehir gibi hırçın olduğunu hepimizden saklamıştı. Gözlerinin içine yeniden baktık; korkunun tiranlığına tahammülleri yoktu. Gelecek adına umutlandık.

Anlamak için gerilere bakmak gerekiyor. Onların babalarına ve annelerine.

Sanırım konuya en uygun tarihsel giriş noktasını, 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki toplumsal durumun fotoğrafını çekerek yakalayacağız. Faşizm, bütün Avrupa’da olduğu gibi Yunanistan’da da toplumu yardı. İlk tokadı da o zaman yedi. Ve faşizmin yenilgisi sonrası, can pahasına Komunist Parti’yle partizan savaşı yürüten halkın hayal kırıklığı da açığa çıktı. Yalta Pastası’nda Yunanistan dilimi İngilizlere sunuldu. Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun efsanevi lideri Aris Beluhiyotis’in KP tarafından yüzüstü bırakılması (hatta bir iddiaya göre öldürülmesi) ve ülkenin İngiltere’ye teslimi, değişik politik arayışların meşruiyeti ve gelişmesi için yeterince ikna edici bir ihanetti. Bedelleri cuntanın sonuna dek ödendi. ‘Aile, vatan, din!’ sloganı, Yunan toplumunun temel hassasiyetleriyle cuntanın buluştuğu noktaydı.

Fakat Yunanistan’ın Türkiye’ye hiç benzemeyen anıları da var. 1973 yılında gerçekleşen Politeknik Direnişi sırasında da KP, çok sevdiği Stalin’i kıskandıracak kadar gerici olduğunu gösterdi. İlk günler direnişi ‘provokasyon’ olarak mimleyen KP, 3. gününde, ortaya çıkmanın daha karlı olacağına karar verdi. Ve ‘provokasyon’u sahiplendiler. Aynı ‘provokasyon’, cuntanın gidişini simgeledi. Ve her yıl 17 Kasım’da, Yunanistan’ın en büyük yürüyüşleri gerçekleştiriliyor. Anarşistlerin asıl antremanları arasına son on yılın 17 Kasım yürüyüşlerini de eklemeliyiz.

68′den isyancı anarşistlere
1980′lerden sonra Avrupa gençliğinin kurduğu alternatif toplumsal hareketler de konumuzla yakından ilgili. Bu hareketler üzerinde iki belirgin etki gözleniyordu. Özellikle Almanya’da nükleer karşıtı hareket gelişirken, İtalya’da eğilim daha farklı bir yönde derinleşti. Otonom kültürün güçlü olduğu bu topraklarda, geçmişin donuk ideolojik ikonlarını punk etkileşimlerle kıran, işgalevlerinde yeni bir yaşamın sınırlarını ölçen yeni bir anarşist çevrenin adı duyuluyordu. İtalya’nın 300 ayrı noktasında aynı anda elektrik trafolarını sabote etmeleriyle, bazı soygun eylemleriyle polisin de peşine düştüğü bu çevreyle birlikte isyancı anarşistlerin isimlerini duyuyoruz.
Benzer özellikler taşıyan Devrimci Hücreler de Almanya’da 1991 yılına kadar (nükleer karşıtı ve anti-emperyalist hareketle de paralel giden) etkili mülkiyet karşıtı eylemler düzenlemişlerdi. Berlin’deki işgal deneyimlerinden sonra Atina, Milano ve Barselona başta olmak üzere birçok şehirde geçmişteki anarşist kültürden önemli farklılıklar taşıyan, sokağın meşru radikalizmi çerçevesinde yeni mücadele alanları açan genç bir hareket doğdu. İtalyan Anarşist Federasyonu ve CNT gibi anarkosendikalistler, devleti direk bir hedef olarak, yani hukuken karşısına alan ve bunu pratiğin teorisi olarak kuran bu genç dalga karşısında bilinen sendika bürokrasisi tavrının başka bir örneğini sergilediler. Statükoyla içiçe geçmiş yaşamları, politik ve sosyal konsensüslerin ortasına bombalar düştüğünde, parlamenter burjuva demokrasisinin söylemini paylaşmaya götürdü onları. Oysa ki onlar da toplumsal savaşımın şiddetlendiği günlerde (hem de bazen düzenli ordularda) silahlanmışlar ve toplumsal adalet için özgür alanlar yaratmaya soyunmuşlardı. Değişik kolektiflerin biraraya gelerek kurduğu İnformal Anarşist Federasyon, Akdeniz Avrupası’ndaki isyancı anarşistlerin geleneksel deneyimlerden aldığı feyzi, yeni tekniklerle ve şiirsel bildirilerle estetikleştiren bir anarşist gerillalar kuşağıydı. Avrupa’nın sahiplerine gönderdikleri bombalı mektuplarla adları duyuldu. Ama bir postacının bu yüzden yaralanması sonrası bu yöntemden vazgeçtiler. Dünyayı ölüme mahkum eden efendilere kendi ölümleri olasılığını hatırlatırken, öngöremedikleri bir şiddete yol açtıkları için bu yöntemden vazgeçmelerini sağlayacak kadar elastike bir ilişkileri vardı kullandıkları araçlarla.

Bugün Akdeniz’in birçok zindanında, devletin esir aldığı isyancılar var. 2005 yılında isyancılara karşı uluslararası bir operasyon (Cervantes) düzenlenmiş, işgalevleri basılmış ve deyim yerindeyse hareket yokedilmeye çalışılmıştı.

Bu dalganın içinde sadece Ateş Sanatları Kolektifi yoktur. Radikal yöntemler arayışında olan, tutsaklarla dayanışmayı amaçlayan birçok anarşist, harekete asıl rengini veren sokağı esas almıştır. Aynı hareket, birçok Avrupa ülkesinde devletten kurtarılmış anlar ve sokaklar yaratabilmek için polisle çatışmış, bankaları yakmış, kameraları kırmış, kısacası, şiddet kavramıyla (mümkün olan en uzak mesafeden) dansetmeyi tercih etmiştir. Manastırlardan gelen ‘mutlak teslimiyet’ çağrılarına yüz çevirip, devletin yasalarınca çizilen sınırları kırmaya dönük bir cüret sergilemiş ve bunu savunmuşlardır. Üzerimizde sürekli esen terörden kurtarılacak bir an için bile alınan riske değer.

Gecenin Çocukları, Kudurmuş Anarşistler ve Ateş Çemberi gibi gruplar gerillacılık kategorisine sokulacak eylemler düzenlediler yıllarca. Ama isyancılar, bu sefer vurkaç eylemlerinden çok bir sokak hareketi olarak Yunanistan’da yeni deneyimler yaşadılar.Asıl önemlisi, anarşizmin bir biçimine diğerlerinden daha fazla ilgi duyabilen birçok insanın da isyancıların meşruiyetini savunan bağımsız yürüyüşler düzenlemeye başlamasıydı ki, bu sayede küçük ve geçici barikatlarla isyan provaları arasında giden birçok tarih var hatırlayabileceğimiz. Sadece Selanik 2003 ve ASF 2006 değil, 19 Mayıs 2005′te faşistlerin Lelas Karayanni işgalevine saldırısının protestosunda ve Üniversitelerin özerkliğini kaldırmayı hedefleyen Yasa Tasarısı’na karşı eylemlerde de olanlar birer isyan provası niteliğindeydi.

Eylemler genellikle İndymedia’da da çağrıları yayınlanan genel toplantılarda tartışılarak biçimlendiriliyor. Elbette, güvenlik gerekçesiyle kulaktan kulağa duyurulan ve afişlerle çağrısı yapılmayan eylemler de var. Afgan mültecilere işkence yapılan Ağya Pandeleimona karakolu yakınlarında 200 kadar maskeli anarşistin 1 dakika içinde toplanarak 10 dakika içinde karakolu dağıttığı ve yine birkaç dakikada dağıldığı taşlı saldırı, istersek ne kadar disiplinli olabileceğimizi gösteriyordu. Ama sadece biz istersek. Aynı tarzda taşlı ve boyalı eylemler genel grev günü Çalışma Bakanlığı’na ve işçi öğüten Titan Çimento Fabrikaları’nın merkezine de düzenlendi. 10-20 kişilik grupların karakollara düzenlediği molotoflu gece saldırıları Aralık İsyanı’ndan önce de defalarca gerçekleşmiş bir şeydi.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, isyancı anarşistler ifadesi, bir teorik çerçeveyi ve bir grubu tanımlamıyor. Bireyler ve gruplar, genel toplantılarda oylama gibi yöntemlere değil, sağduyuyla hemfikir olmaya önem veriyorlar. Genel toplantılarda birbirlerine ‘yoldaş’ diye hitabeden bileşenlerin tikel etkinlikleri de paylaşılıyor. Bu grupların farklı söylemlere sahip olmaları, birlikte iş yapabilmelerine engel olmuyor. Zaten her genel toplantı çağrısı, sırf genel toplantı olsun diye değil, mevcut bir gündem üzerinden yapılıyor. Bu durumda, hiç kimse ‘bir şey yapılmaması’ önerisiyle gelmiyor toplantıya. ‘Nasıl’lar tartışılıyor. Olanaklar ve öneriler paralel bir seyir izliyorlar. Söylem ve eylem arasındaki ilişkiyi esnek bir çokkatmanlılık içinde kuran birey ve otonomların, açık davetlerle düzenlenen genel toplantılarda biçimlenen ortak eylemlerinin arkasında bu toplumsal dayanışma kültürü var. Birkaç milyon insanın yaşadığı bir şehirde 300 kişinin katıldığı bir toplantı da verimli sonuçlar verebilir. Ama aslolan, bu kalabalığı biraraya getiren irili ufaklı kolektiflerin etkin olabilmesi sanırım.

68 isyanının anılarının tutulduğu bir hafızadan sözedebiliriz. Bu hafıza, gençlik hareketinin çeşitli politik figürlerince bugüne taşınıyor. Dolayısıyla bir geçiş durumu var ortada. Yine de geçişin kopuşa dönüştüğü bariz bir an da var. 08 (ya da Aralık) İsyanı, bizi ‘isyan’ sözcüğünü yeniden büyük harfle yazmaya zorladı. Yukarıdaki tarihle o kopuş anı arasında bir ilişki olmadığını iddia etmek saçmalık olacaktır. Fakat artık hem aynı şeydir hem de başka bir şey. An kavramından ışık hızını anlayan bir kuşak açısından, 68 de arkeolojik bir konudur artık. Adorno, sadece bazı kitaplardaki imza değil, üniversiteyi işgal eden öğrencilerin üzerine polisi salma kararı veren adamdır. Onu da diğer her şeyle beraber tarihe havale edip, mitolojik gizemin tadını çıkaran bu isyanının aktörleri ne sınıf mücadelesi kavramına yabancıydılar ne de göçmenlerin köleliğine. Ne cezaevi isyanlarına uzaktılar ne de öğrenci hareketine. Şehrin merkezinde neredeyse haftada birkaç kez yürüyüşler düzenliyor ya da başka yürüyüşlere katılıyorlardı. Polis güçleriyle yeterince antreman yapmışlardı ve hareketli olarak mekan tutmayı, strateji oyunlarını neredeyse Filistinliler kadar iyi biliyorlardı.

İçlerinde AEK ya da Asteras tribününe takılanlar da az değildi elbette. Toplumsal cinsiyet dilinden genel olarak da koptukları iddia edilemez. ‘Aynasızlar amcıklar! Çocuk öldürüyorsunuz!’ sloganı örneğinde görüldüğü gibi. ‘Faşistler, darağaçları geliyor!’ gibi EAM (Ulusal Kurtuluş Ordusu) dönemine gönderme yapan sloganlardaki daarağacı sözcüğü, benim tüylerimi diken diken etse de sözkonusu nesnenin tarihsel anlamlarındaki farklılığı unutmamaya çalışıyorum. ‘Çingene’ sözcüğünü olumsuz bir tabir olarak kullandıkları da oluyor. Yani cinsiyetçilik ve ırkçılıkla ilgili bir dil temizliği yaşamış olduklarını iddia etmek kolay değil. Bu sözcükleri dilinizde tuttuğunuz sürece Alman anarşistleriyle konuşabilmeniz çok zordur. Dilde hassas olunan kavramların hayatı, yani davranışı dolaysız olarak değiştirebileceği gibi bir indirgemeden uzak durulduğu sürece, birbirimizin diline biber sürmeyi sürdürelim. Ortadan kaldırmak istediğimiz bir sözcük değil; onun gösterdiği ilişki biçimi ise eğer, Avrupa’nın kabul yetkisini de ırkçılık kavramıyla birlikte ortadan kaldıralım. Ve şu dil meselesinden yeni bir otorite üretmeyelim. Bizim ona sadece yaşamak için ihtiyacımız var.

ASOEE İşgaline ilk yetişen Avrupalıların (burası Avrupa’ya dahil değil bence; biz Bizanslıyız!) Fransızlar olduğunu hatırlıyorum. Bu bana Marks’ın ‘Fransızca konuşma ve Almanca konuşma’ dediği şeyi hatırlatıyor. Ya da yukarıda sözünü ettiğimiz Akdeniz Avrupa’sı ile Kuzey Avrupa’nın farkını.

Tarih karşısında soğukkanlı olmak gerek. Elbetteki 68′den kırk yıl sonra gerçekleşen isyanın bazı farklılıkları olacak.

Aleksandros ilk polis kurbanı değildi. Hemen öncesinde bir Pakistanlı ve hemen sonrasında bir Bangladeşli, Atina Yabancılar Polisi’nin dibinde, aynı yerde ölü bulundular. Argos’ta (kaç kişi olduğunu bilmiyorum ama nasıl öldürülmüş olabileceklerini tahmin ediyorum) ölü bulunan göçmen işçiler var. Ama isyandan sonra AİHM’in verdiği cezaya gerekçe olan 17 yaşında başka bir gencin 2002′de Selanik’te öldürülmesi de var aynı listede. (1) ABD-Oakland’da polis tarafından nasıl infaz edildiği cep telefonu kamerasıyla kaydedilen başka bir gencin cenazesinde yine polis otoları yakılınca, Yunanistan’a özgü olmayan bir durumun sözkonusu olduğu yeniden teyid edilmiş oldu. Polis cinayetleri sessizliğin kuyularında boğulmayacak artık. Hiçbir şey başaramasak bile, bu cinayetleri cezasız bırakmamayı başaracağız bu isyanla. Ceza, hükümetin değil devletin istifası olarak kesiliyor sokağın mahkemesinde.

Hedef tahtasında işgaller
Polis, uğradığı silahlı saldırıdan sonra yaptığı açıklamada, aslında Eksarhia-Gizi-Abelokipi üçgeni diye birşeyin olduğunu söylüyor. Doğrusu, bütün Yunanistan ve Avrupa diye birşey var. Ortaokuldan itibaren isyanı öğrenen ve eline geçirdiğini polise fırlatan bir kuşak var. Birkaç kalaşnikof kovanının arkasına saklanamayacak bir gerçek var. Polis en son bunu keşfedecek. Şimdi yapmak istediği ise çok açık; sözünü ettiği 1 km karelik bölgede yaşayan anarşistleri, yani bizleri zindanlarına tıkmanın senaryolarını yazıyorlar. Bu açık hedef gösterme dolayısıyla, yarın geç olabileceği için size bu bölgeyi biraz anlatayım. Abelokipi’deki Atina Emniyet Müdürlüğü’nün devasa binası dibinde, yıkıldı yıkılacak, 80 yılın çilelerinden, duvarlarındaki Nazi kurşunlarının deliklerinden yorgun 3′er katlı Prosfigika blokları uzanır. İstanbul ve İzmirli rum mülteciler tarafından inşa edilen bu eski binalar, 6 yıldır anarşist işgalciler tarafından yaşanılır hale getirilip, bir barınma noktası olarak değerlendirilmektedir. Şehrin merkezinde yoksulların tek kalesi olduğundan büyük müteahhitlerin ağzını sulandıran bu evlerde mülteci ve göçmen işgalciler de yaşamaktadır. Sadece polisin dibinde olduğundan değil, aynı zamanda bu renklilikten dolayı, steki olarak anılan ve sadece anarşistlerin yaşadığı işgalevlerinden farklılıklar gösterir. Ama çatılarından Filistin bayrağı, balkonlarından kara bayrak açılmıştır zaman zaman. Sadece Yunanistan’ın değil, Avrupa’nın en önemli işgal deneyimlerinden biri olan bu evler, hedef gösterilen noktalardan biridir. Abelokipi ve Gizi arasında bulunmaktadır. Burasının (yakın civardaki stekilerle birlikte) hedef gösterilmesinin temel sebebi, sakinlerinin dikkate değer bir kısmının yıllarca anarşist hareketi desteklediği gerçeğidir. Bu işgalevlerinde, mülkiyetsiz, otoritesiz, anti-raşist ve anti-seksist bir gündelik yaşamın nüveleri yaratılmakta, toplumsal dayanışma bilinci, kapitalist çıkar yasasına dur demektedir. Polisin elinde başka bir veri olsa, ortada 2 silah olduğuna göre en fazla 2 ev basıp olayı aydınlatırdı. Koca mahallenin hedef alınmasının sebebi; varlığı yokluğu belirsiz bir örgüt öne sürülerek faturanın sosyal mücadelecilere kesilmesi çabasıdır. Son iki eylem, sokak hareketine nasıl yansıyacağına bakılarak anlaşılabilir. Polis, Aleksi’yi öldürdükten sonra da birçok yürüyüşte silah çekip kurşun sıktı. Buna çok sinirlenen birkaç Giritli genç de bu eylemleri yapmış olabilir, bildirilerinde sol ve antiotoriterler arasında duran bir tablo çizen ve 17 Kasım’la süreklilik içinde olduğu iddia edilen Devrimci Mücadele adlı profesyonel gerilla grubu da. Biz anarşistler, profesyonelliklere sıcak gözle bakmadığımızdan başka yöntemlere başvururuz fakat bu grubun da seçtiği eylem hedeflerinde ve gerekçelerinde sosyal adalet kavramını esas aldığını heralde inkar edemeyiz. Son iki eylemle (eğer onlar tarafından yapıldıysa) çok ciddi bir zamanlama ve özellikle yer hatası yaptıklarını da teslim etmek gerekir.

Şenlik isyanın kardeşidir!
11 Ocak pazar akşamı Eksarhia Meydanı’na uğrayanlar, burasının isyanın odak noktası olduğunu anlamakta zorlanabilirdi. Giritli Hainides grubunun liri eşliğinde ateşin etrafında danseden insanlar, meydanın kenarlarına kurulmuş açık mutfakta sardalya yiyor, sebze çorbası ya da şarap içiyorlardı. Herkes ağız dolusu gülüyordu. Birbirlerini gaza boğulmuş sokaklardan tanıyan insanlar, soğuğa rağmen geceye dek meydandan ayrılmadılar. Çevikler etrafta görünüp bütün bu güzel atmosferin içine edebilirlerdi elbette ama neyse ki ortalığa çıkmadılar.

Dipnot:
1- Celalettin Cerrah, şöyle dedi: “Polis bir fiske vurunca işkence oluyor. Bu durumdan dolayı cezaevlerinde yatan birçok polis var. Polis olarak işkence ve kötü muameleye karşıyız. Ancak polisin de hakkını aramak zorundayız. Gözü morardı yüzü çizildi diye, bunlara işkence denilmesi durumunda polis görev yapamaz hale gelir. Devletin polisinden korku olmaz ise polis görev yapamaz hale gelecektir.” Adam harbiden estetik cerrahı! Korkutarak hükmettiklerini itiraf ediyor. Onun isyan günlerinde Atina Emniyet Müdürü olmasını ne çok isterdim. Heralde böyle bir itirafın ardından dara çekilirdi. Bu fikirlerinin bedelini ödemeye hazır mı, İstanbul İsyanı’nda görürüz artık…
Aşağıdaki metin, isyan günlerinde dağıtılan bir bildiriden alındı. Metne web’de rastlamadım. Heralde çevirmek bana düşer.

YENİ BİR ENTERNASYONAL İÇİN ÇAĞRI
”Politikacılar ve gazeteciler etrafımızda fır dönüyor ve hareketimiz üzerine başarısız mantıklarını yerleştirmeye çalışıyorlar. Bu mantığa göre; ayaklanıyoruz, çünkü hükümet yolsuzluklara batmış ya da daha fazla iş, para talep ediyoruz.

Bankaları parçalıyorsak, bu, paranın mutsuzluğumuzun temel sebebi olduğunu anlamış olmamızdandır. Vitrinleri parçalıyorsak, hayat pahalılığından değil, konsensüsler bizim bedeli ne olursa olsun ödeyerek yaşamamızı engellediği için. Polis güçlerini vuruyorsak, bunu sadece ölen yoldaşlarımızın intikamı için değil, bu dünyayla bizim arzuladığımız dünya arasında bir engel teşkil ettikleri için yapıyoruz.

Stratejik düşünmenin vakti geldi, bunu biliyoruz. İmparatorluk çağında, biliyoruz ki zafere taşıyacak bir isyanın koşulu, onun en azından Avrupa çapında yayılacak olmasıdır. Son yıllarda gördük ve öğrendik; Liderler Zirvesi, üniversitelilerin eylemleri, Fransa gettolarında isyan, İtalya’daki No-Tav hareketi, Oahaka Komünü, Kopengah’daki Ungdomshuset işgalevinin saldırgan savunması, ABD’de demokratların ulusal kongresine karşı çatışmalar ve liste uzuyor. Felaket içinde doğmuş, her krizin çocuklarıyız; politik, sosyal, ekonomik, ekolojik. Bu dünyanın bir çıkmaz olduğunu biliyoruz. Yıkıntılarına tutunmak için deli olmak gerekir. Özörgütlülük için bilge olmak gerekecek. Parti politikalarının ya da örgütlerinin net reddi, onların da eski dünyanın bir parçası olduğunu açıklıyor. Biz bu toplumun şımarık çocuklarıyız ama ondan hiçbir şey istemiyoruz. Bizi asla bağışlamayacakları en büyük günah bu. Maskelerimizin gerisinde, bizler sizin çocuklarınız.
Ve örgütleniyoruz.
Bu dünyanın metafiziğine, fikirlerine, mantığına düşman olmasaydık, bankalarıyla, süpermarketleriyle, polis karakollarıyla onun maddiyatını mahvetmek için bu kadar çaba ortaya koymazdık.
Medya, geçtiğimiz haftanın eylemlerini nihilizmin ifadesi olarak tarif etti. Onların anlayamayacakları şey, gerçekliğin bütün tacizine ve rahatsız ediciliğine karşın, yeni bir dünyanın temellerini ortaya koyan kendiliğinden ve neşeli örgütlenmenin en yüksek biçimini, paylaşımcı bir topluluğun en yüksek biçimlerinden birini yaşıyor olmamız.”

Bundan sonrasına izninizle ben devam ediyorum. Daha sonra tekrar bu metne döneceğiz.

Hepimiz, ille de gerilla savaşı vermek zorunda değiliz ama düşük yoğunluklu çatışmanın, küresel imparatorluğun egemenlik biçimi olduğunu hepimiz görmek zorundayız. Bunun içinde sigorta şirketlerinin risk yönetimi kavramı da var, Gladyo veya yığınsal ayaklanmaların bastırılması da. Aynı zamanda, mitinglerin etrafındaki polis terörü de aynı kavram çerçevesinde üretiliyor artık. Bu kavramın bizi ilgilendiren taraflarıyla ilgili bundan 3 yıl önce İskeçe Politeknik’teki No Border’da ingilizce, yunanca ve türkçe olarak dağıtılan bir metin ( ‘A painful century is born’), aynı zamanda uluslararası örgütlenme sorununu da önplana çıkarıyordu. Efendilerin uluslararası düzeyde örgütlenmelerinin karşısında sebatla mücadele edebilecek bir anarşist enternasyonale ihtiyacımız var. Bu ortada. Ama bunun nasıl olacağına dair yaratıcı öneriler eksik. Ne gibi yeni gündemler etrafında kurulacağı da. Açık olan şu ki, Aralık İsyanı’ndan çıkarmamız gereken dersler var ve bunlar yeni bir enternasyonal fikrini daha da somutlaştıracaklar.

Metne devam edelim.

”Sadece saf şiddet yarattığı için isyanımızın kendi sınırlarına dayanmış olduğunu söyleyenler çıkabilir. Eğer barikatlar dışında uzun bir hareketin zorunlu ihtiyaçlarının örgütlenmesine girişmemiş olsaydık bu hakikat olabilirdi. Sistematik olarak kamulaştırılan kantinler, yaralılarımızın bakımı için muayenehaneler, gazetelerimizi basacağımız araçlar ve radyomuz eğer o barikatlara eşlik etmeseydi. Devletin ve polisin imparatorluğundan özgürleştirdiğimiz her karış toprağı işgal etmeli, doldurmalı ve harekete hizmet edecek şekilde yeniden biçimlendirmeliyiz. Böylece hareketin gelişimi de durmak bilmez.

Bütün Avrupa’da hükümetler titriyor. Onları asıl korkutan, yerel çarpışmaların biçimi değil, batı gençliğinin bu topluma son vuruşu gerçekleştirmek gibi bir ortak hedefte buluşma olasılığıdır.

Bu çağrı, duyan herkesedir:

Berlin’den Madrit’e, Londra’dan Tarnak’a her şey güçlüydü. Dayanışma, karmaşaya dönmelidir. Hesaplaşma derinlere yayılmalı, komünler ilan edilmelidir.

Bunun sonucunda, durum asla normale dönemesin. Dolayısıyla, bizi birbirimize bağlayan düşüncelerimiz ve pratiklerimiz, aramızdaki gerçek bağlılığa dönüşsün.

Ve hükümetsiz kalalım.

Dünyadaki bütün yoldaşlara devrimci selamlar.”

Son cümlesi; ”bütün tutsaklar! sizi çıkaracağız!” olan imzasız bildiride, isyan günlerinin sihirli değişim gücünün çiçekleri filizleniyor. Evet, biz tabelaların değil yaşamın kendisinin değişeceği o günlere hazırız. Hayalgücümüzü hayatın dokularına işliyoruz. Gerçeğe gözkamaştıran hayallerimizle dokunuyoruz. Gerçeği, gözkamaştıran hayallerimizle dokuyoruz. Fabrikaların yerleşim mahalline ve kültür parklarına dönüşeceği mimari projeler de var elimizde. Yerel tohumları koruyan bir organik tarım ve tabii ki Kyoto’dan daha sert bir ekoloji ve alternatif enerji anlayışı da var. Ama bunları kuşatan piyasanın ve siyasal alanın yetkisizleştirilmesi ve polisin silahsızlandırılması da var. Ve tabi tutsakların çıkarılması da. Yine de bu kalabalık gündemi siyasetçiler ve bürokratlar olmadan (emin olsunlar, daha kolay) hale yola sokabiliriz. Ajanlığını yaptıkları küresel imparatorluğun yerine özgür ve eşit insanlığın federasyonu gelene kadar sürdürmeliyiz isyanı.

Yeni bir Enternasyonal, isyanın ve otonom yaşamın yayılmasında itici güç olacak. İmparatorluğa karşı özgür insanlar federasyonunun bayrağı olacak. Gerçek bir değerler sistemini bu dünyanın harap düşmüş vicdanına boyuneğmeyerek yaşayacağımızdan, umutluyuz. Biz; dini, ulusu, cinsiyeti ve sermayesi, çoğunlukla işi bile olmayanlarız. Bizi disipline eden ve boyuneğmeyi, tecavüz edilmeyi, aşağılanmayı gündelik (ve dolayısıyla olağan) hale getiren iş kavramından ve onun disiplininden nefret eden (ama hayatta kalmak için zaman zaman bu işkenceyi göğüslemeyi sürdüren) lümpenleriz. Aynı şekilde okul disiplinini de gönüllülüğe dayanan ilişkilerle değiştirmeye işgallerle başlıyoruz. Modern ve postmodern toplumsal ilişkileri, doğal insani ilişkilerle değiştirmek bizim için güncelliği artan bir konu.

Peki biz kimiz? İşte, yanıtını vermekten onca kaçındığımız o soru, şu durumda yanıtlanmak zorundadır. Metni kaleme alan yoldaşlar yine de kaçınmışlar. Biz anarşist ve antiotoriterleriz evet. Peki isyanı ve çağımızı tanımlayan bir yerden mi kurulacak Enternasyonal? Yoksa en genel bir buluşma sağlayabilmek için nitelik yüklemekten kaçınacak mıyız yine? Peki bu nasıl olacak? İsyanın prova oyuncuları sadece tek bir çalışmanın etrafında mı toplandılar? Hayır, herkes kendi uğraşıyla varoldu ve bunu daha genel bir seviyede (şehir ve bazen ülke) diğer varoluşlarla harmanladı. Şimdi dünya düzleminde bir öneriden bahsediyoruz. Atina’dan bakınca bu çok da uçuk bir öneri gibi görünmüyor. Vakti gelmiş bir şey sanki.

Anarşistler Yaşlı bir Kadına Destek İçin Para Topladı.

Anarşist İnisiyatif adlı bi grup, çatışmalar sırasında
büfesi hasar gören yaşlı bir kadına destek için para topladı.

http://www.canada.com/topics/news/world/story.html?id=1197837

Yunanistanlı Anarşistler Yaşlı Bir Kadının Büfesine verilen zararı ödediler.
Yayın tarihi: Salı 20 Ocak 2009

THESSALONIKI, Yunanistan, Büfesi yerel isyanda yanan yaşlı bir kadın beklenmeyen bir hediye aldı anarşistlerden, hayatını yeniden kurabilmesi için para

"Anarşistler olarak bizler şiddetten zarar gören bir komşumuza yardım etmemiz gerektiğini hissettik." Eleftherotypia gazetesine gönderdikleri açıklamada böyle diyen örgütün ismi Anarşist İnisiyatif

Yerel bir bankada özel bir hesap açan örgüt 74 yaşındaki Harikleia Ananiadou için 13.000 euro ($18,000) topladı.

Ayrıca "Yapabildiğimiz kadarını verdik, hatta belkide daha fazlasını, çünkü onun yaşında bir insanın hayatına yeniden başlamasının zor olduğunu biliyorduk." Angelioforos gazetesine inisiyatif üyesi Panagiotis Papadopoulos böyle dedi ve ekledi "Bu bizimde annemiz olabilecek bir kadınla yardımlaşma eylemiydi."

Ananiadou'nun büfesi Kasım ayında gençler ile polis arasında çıkan sokak çatışmalarda yanmıştı.

Hükümet geçenlerde bütün ülkeyi ele geçiren şiddet dalgasında zarar gören mülk sahipleri için bir zarar tanzim pakedi açıklamıştı. Olaylar aralık ayında bir gencin polis tarafından vurulmasıyla başlamıştı.

Fakat Ananiadou'nunda dediği gibi kendisi bundan faydalanamadı çünkü büfesi bir ay önce yanmıştı.

Yaşlı kadın şöyle dedi. "Ben sadece boş sözler duydum (devletten)... Kendimi çok şanslı hissediyorum çünkü bu gencler yardıma geldiler."


(c) Agence France-Presse 2009
çeviri: isyandan

18 Ocak 2009 Pazar

Bir İsyan Nasıl Örgütlenir?

Sanal - Ocak 2009

Şehirdeki eylemler nasıl koordine edildi? Şehirlerarası koordinasyon nasıl sağlandı?

Uzun süreli dostluklara ve yüzde yüz güvene dayalı yüzlerce arkadaş grubu, bunun yanı sıra Atina'daki üç ve Selanik'teki üç büyük işgal evinden gelen daha büyük gruplar var. Yunanistan'da 50 sosyal merkez, ülkenin bütün üniversitelerinde de anarşist politik oluşumlar var. Aynı zamanda bütün büyük kentlerde Anti-otoriter Hareket'in şubeleri var, kişisel ilişkilere, telefon ve internet iletişimine dayanan, arkadaş grupları arasındaki bir ağ örgütlenmesi olan Kara Blok da Yunanistan'ın bütün kentlerinde etkin. Bunların her biri için, Indymedia, gerekli bilgilere ulaşmakta çok önemli bir stratejik noktadır; çatışmaların nerede gerçekleştiği, polisin nerede olduğu, sivil polisin nerede tutuklamalara giriştiği, her yerde olan, biten dakika dakika bildirilir. Duyuruların yayınlanması, gösteri ve eylemler için çağrılar yapılması açısından da politik düzeyde çok kullanışlıdır.
Elbette, koordinasyonun pratikte ilk olarak arkadaştan arkadaşa cep telefonları aracılığıyla gerçekleştirildiğini unutmamak gerek; genç öğrencilerin inisiyatiflerini, gösterilerini ve doğrudan eylemlerini koordine etmekte kullandıkları başlıca yol da budur zaten.

Eylemleri örgütleyen ne gibi yapılar ortaya çıkıtı?

a) Her türden küçük arkadaş grupları sokaklarda kendiliğinden kararlar alıyor, eylemler planlıyor ve bunları kaotik, kontrol dışı bir şekilde yürütüyorlardı; ülkenin dört bir yerinde binlerce eylem aynı anda gerçekleştiriliyordu.
b) Her öğleden sonra işgal edilmiş okullarda, işgal edilmiş kamu binalarında ve işgal edilmiş üniversitelerde genel toplantılar düzenleniyordu.
c) Duyurular ve eylemlerin stratejik koordinasyonu için Indymedia kullanıldı.
d) Çeşitli komünist partiler kendi öğrenci konfederasyonlarını örgütlediler.
e) Bir de özellikle çok etkili bir birlik bizzat Alexis'in arkadaşları tarafından örgütlendi ki, bu birlik gösterilerde, eylemlerde, okul işgallerinde ve öğrenci mücadelesi için genel duyurular ilan edilmesinde öğrencileri örgütlüyordu.


Daha önceden varolan, insanların örgütlenmeye gittiği yapılar var mıydı?


İlk kez sokağa inen geç öğrenciler ve göçmenler için cep telefonu yeterdi artardı bile; bu, olaylarda tamamıyla kaotik, önceden kestirilemeyen bir unsura yol açtı. Diğer yandan, Genel Toplantılar, anarşistlerin ve anti-otoriterlerin 30 yıldır her türlü eylemde kullandıkları bir örgütlenme aracıdır. Bütün arkadaş gruplarının, işgal evlerinin, sosyal merkezlerin, üniversite işgallerinin ve diğer örgütlenmelerin de kendi toplantıları olur. Bazı katılımcılar da sol siyasi örgütlenmelerden, solcu ve anarşist üniversite oluşumlarından gelmektedir. Çatışmalar sırasında, liseli gençlerin oluşturduğu yeni koordinasyon ağları olarak internette birçok yeni blog ortaya çıktı.


Bunlardan başka nasıl insanlar eylemlere katıldılar?


Çoğunluğu anarşistlerdi, bunlardan yarısı yaşlıca diyebileceklerimizden oluşuyordu; bazıları daha önceki bazı eylemlerinden dolayı haklarında suçlamalar yapıldığı için tutuklandıklarında mahkûm edilmek gibi yüksek riskler altındaydı. Bunların yanı sıra 16-18 yaşında binlerce öğrenci vardı; birçok Roman çocuk maruz kaldıkları sosyal baskı ve ırkçılığın öcünü alıyordu. Başka toplumsal mücadelelerden biriktirdikleri deneyimleriyle yaşlı devrimciler de vardı.


Ne tür farklı eylemler yapıldı?


a) Kırıp dökme, yağmalama ve yakma genç insanların başlıca eylemleriydi. Sık sık pahalı alışveriş semtlerine saldırdılar; lüks mağazaların içine girip içerideki her şeyi alarak, havadaki gözyaşı gazının etkisini azaltmak için yaktılar. Baş aşağı edilen otomobiller barikat olarak kullanılarak, polisin belirli bir uzaklıkta tutulup özgür alanlar yaratılması sağlandı. Polis 4.600'den fazla gaz bombası kullandı -yaklaşık 4 ton- fakat insanlar sayısız ateşler yakarak, devletin insanlara karşı kullandığı bu kimyasal silaha rağmen nefes alınabilecek bölgeler yarattı.
Binlerce insan, yakılan ateşlerden çıkan siyah dumanın, gözyaşı gazının neden olduğu beyaz dumanı bastırdığını fark eder etmez, ellerinin altındaki her şeyi yakarak gözyaşı gazından korunmaya çalıştı. Kaldırımları çekiçlerle parçalayarak, ortaya çıkan binlerce taşı silah olarak insanların kullanımına hazır hale getirmek de bir başka teknikti; elbette kişisel inisiyatif kullanarak molotof kokteylleri hazırlayıp, fırlatmak da vardı. Bu son taktik özellikle ayaklanma polisini korkutmak, göstericileri göz ardı etmelerini engellemek için kullanıldı. Saldırı ve kaçış sırasında mekân ve zaman kontrolünü elde tutmak için de işe yarıyordu.
b) Ülke çapında sayısız bankaya, polis karakoluna ve polis arabasına sopalarla, taşlarla ve molotof kokteylleriyle saldırıldı. Küçük kentlerde bankalar ve polis birincil hatta tek hedefti; küçük ölçekli cemaatlerin var olduğu bu nedenle de yüz yüze ilişkilerin sürdürüldüğü bu kentlerde dükkânların yakıp yıkılması uygun görülmedi ama birkaç çokuluslu mağazalar zincirine dâhil olan dükkân bunun dışında tutuldu.
c) Her türden kamu binasında, belediye bürolarında, kamu hizmet bürolarında, tiyatrolarda, radyo istasyonlarında, televizyon kanallarında 50-70 kişilik gruplar tarafından simgesel işgaller gerçekleştirildi. Sokaklarda, otoyollarda, işyerlerinde, metro istasyonlarında, kamusal alanlarda ve daha birçok alanda sabotajlar ve ablukalar gerçekleşti, bu sırada binlerce bildiri insanlara dağıtıldı.
d) Parlamento binasının önünde ve her kentte, her gün sessiz protestolar, sanat gösterileri, şiddet içermeyen eylemler gerçekleştirildi. Bu eylemlerin çoğuna polis acımasızca saldırarak gözyaşı gazı kullandı, insanları gözaltına aldı.
e) Solcular, halka açık mekanlarda, underground müzik gruplarının, siyasi bilince sahip pop yıldızlarının katıldığı konserler düzenlediler. Bu konserlerden en büyüğü Atina'da gerçekleşti, 40'dan fazla sanatçı ve 10.000 dinleyici katıldı.
f) Komünist Parti tarafından, denetimli öğrenci gösterileri düzenlendi. Bunların birçoğuna, kaotik, kendiliğinden öğrenci gösterilerine olandan daha az katılım gerçekleşti.


Katılımcıların ne kadarı daha önce böyle eylemlere katılmıştı? Kaçı için bu "bir ilk"ti?


Binlerce insandan birçoğu deneyimli anarşist isyancılar, anti-otoriterler ve özgürlükçü otonomculardı; bunlardan yarısı daha önce ceza aldıklarından dolayı sadece önemli mücadeleler sırasında sokağa çıkan yaşlıca anarşistlerdi. Son üç yıl içinde, Sosyal Güvenlik yasasına ve eğitimin özelleştirmesine karşı gerçekleşen toplumsal mücadeleler sırasında ve 2007 yılında Yunan doğal arazisinin neredeyse yüzde 25'inin yanıp kül olduğu sırada düzenlenen kendiliğinden gelişen muazzam gösterilerle radikalleşen binlerce genç vardı. Tahminimizce, insanların yüzde 30'u ilk kez ayaklanıyordu.


Eylemlerde kullanılan taktiklerden hangileri Yunanistan'da daha önceden kullanılmıştı? Bunlar bu isyan sırasında yaygınlaştı mı? Eğer öyleyse bu nasıl gerçekleşti?


Kullanılan taktiklerden birçoğu uzun süredir Yunanistan'da kullanılmakta olan taktiklerdir. Bu mücadelenin en önemli yeni özelliği bütün ülke çapında hemen, bir anda eylemler gerçekleştirilmesidir. Anarşist etkinliğin sürdürüldüğü en önemli semtlerden birinde bir gencin katledilmesi, bir anda ortaya çıkan bir tepkiyi ateşlendirdi; ölümünü izleyen beş dakika içinde, bütün ülkedeki anarşist hücreler harekete geçti. Birçok vakada, polis, insanların neden kendilerine saldırdığı konusunda anarşistlerden çok sonra haberdar oldular. Yunan toplumu için ülkedeki genç insanların "anarşist şiddet, yakıp, yıkma" gibi taktikleri benimsemesi bir sürpriz oldu, fakat bu anarşistlerin eylem ve düşüncelerinin son dört yıl içinde Yunan toplumu üzerinde bıraktığı genel etkinin bir sonucuydu.


Eylemler sırasında, katılımcılar arasında herhangi bir anlaşmazlık yaşandı mı?


Komünist Parti kendisini anarşistlerden ve solculardan ayrı tutarak, başka gösteriler düzenledi. Komünist Parti'nin yayınladığı duyurular, ana akım medyada boy göstermeleri, parlamentodaki demeçleri ve bütün sol örgütlere karşı gerçekleştirdikleri olumsuz propaganda, her türlü sosyal değişim çabasının karşısına gerçek bir düşman gibi çıktıklarını kanıtladı.


Kamuoyunun eylemler hakkındaki kanaati neydi?


Bir tele-demokrasi devrinde "kamuoyu" denilen şey oldukça tartışma götürür bir kavramdır. Genel anlamda konuşacak olursak, televizyonda bizim "yoksul insanların dükkânlarını yaktığımız" söylendiğinde "kamuoyu" korkar, ama isyanın yer aldığı pahalı semtlerde ne türden mağazaların bulunduğunu halk bilir; televizyondan, öfkeli göçmenlerin sokağa çıkıp yağmaya giriştikleri söylendiğinde korkarlar ama aynı zamanda göçmenlerin yoksul ve çaresiz olduklarını da bilirler, üstelik göçmenlerin çok azı sokağa çıkmıştır. İsyan hakkında açıklamalarda bulunan birçok sanatçı, kuramcı, sosyolog ve benzeri şahsiyetler oldu, bunların birçoğu bizim davamızdan faydalandı; bazıları muhtemelen zamanın ruhunu yakalayabilme telaşına kapılmıştı ama diğer yandan bazıları da bu durumu kendi gerçek düşüncelerini dürüstçe ifade edebilecekleri bir fırsat olarak gördüler. "Kamuoyu" 15 yaşındaki bir gencin bir polis memuru tarafından öldürülmesine karşı öfkeliydi, daha da beter nefret ettiler polisten; zaten kimse sevmez polisi. Yunanistan'daki "normal" insanların çoğunluğu, sağcı hükümete de, önceki (ve muhtemelen gelecekteki) sosyalist hükümete de güvenmez, polisi de, pahalı mağazaları da, bankaları da hiç sevmezler. Şimdi artık, isyanın toplumsal ve ahlaki meşruiyetini ortaya koyan yeni bir genel kanı ortaya çıkıyor. Yunanistan'ı yönetmek önceden de zordu, şimdi artık daha da zorlaşacak.


Olayların bu şekilde gerçekleşmesinde eski diktatörlükten geriye kalan mirasın rolü neydi? Genel kanıyı ve eylemleri nasıl etkiledi?


1973'te yedi yıl süren diktatörlüğe karşı isyan etme riskini üstlenenler sadece gençler oldu; diktatörlüğün sonunu getiren tek neden bu olmasa da, öğrenciler kolektif hafızaya Yunanistan'ı diktatörlükten ve ABD tahakkümünden kurtaran gençler olarak kazındı. Gençlerin herkesin yararına büyük riskler üstlenebileceği yaygın bir inanıştır, bu da öğrenci eylemlerine umut içinde hoşgörüyle yaklaşılmasını sağlar. Elbette artık eski bir hikâye bu, çatışmaların arka planında bir etkisi olsa da, çelişkinin kaynağı olarak görülmemekte.
Bir başka etki de, 1991'de ve 1995'te eğitimin özelleştirilmesine karşı yürütülüp, hükümet planlarının değişmesiyle sonuçlanan ve bugüne kadar eğitimin özelleştirilmesini engelleyebilmiş olan öğrenci hareketlerinin geride bıraktığı etkidir. Kabul etmek gerekir ki, 2007 ayaklanmasıyla muhtemelen Yunanistan tarihinde anarşist hareket şimdiye kadarki zirve noktasına erişmiştir. Bütün ülkeye yayılmış, toplumun büyük bir kısmı üzerinde, eylemler, sloganlar ve düşünceler bakımından büyük bir etki bırakmıştır. Fakat daha önceki öğrenci mücadeleleri, özellikle 1991'de Atina'da sürdürülen mücadele daha gözle görülür ve daha geneldi.




Olayların gelişmesinde, kötü ekonominin rolü şirket medyasının iddia ettiği kadar önemli mi?


Atina'nın zengin semtlerinde oturan gençler de kendi bölgelerindeki polis karakollarına saldırı düzenlediler, öyle ki sınıf savaşını savunan Marksistler olup biteni açıklamakta güçlük çektiler; zengin yoksul ayrımı, eşitlik ve sosyal adalet mücadelesi içindeki uzun soluklu dayanışmaya ve katılıma bakıldığında pek de önem arz etmiyor.
Diğer yandan, 25-35 yaşlarındaki Yunanlar, ekonomi yüzünden aile kurup çocuk sahibi olamıyorlar. Yunanistan, Avrupa'da nüfus artışı en düşük olan ülkedir. Ama bunun isyana neden olduğundan söz etmiyoruz burada. Gençler öfkeli, doğal ve içgüdüsel bir şekilde, hiçbir açıklamaya ve siyasi gündeme gerek olmaksızın polisten, kapitalist aldırmazlıktan ve hükümetten nefret ediyorlar. Yerel medya burada aynı İngiliz, Fransız veya ABD medyaları gibi toplumsal koşullardan derinlemesine bahsetmekten kaçınıyor. Yerel şirket televizyonları kaotik "bozguncular" hakkında uydurdukları yalanlarla işi geçiştirmeye çalışıyorlar, çünkü artık bu toplumda anarşistlerin ahlaki etkisi öylesine güçlendi ki, eğer televizyonda bizim fikirlerimiz hakkında ciddi olarak konuşmaya başlanırsa toplum patlayabilir. Bazı televizyon programları ve gazeteler hariç, ana akım medyanın çoğu ekonomik meseleleri kaotik isyandan ayrı tutmaya çalışıyor.
Mayıs 68 kuşağından gelen solcular bile, medyaya demeç verdiklerinde, yakıp yıkmanın ve ayaklanmaların, halkın gereksinimlerini ve umutlarını dillendiren siyasi ifade ediş biçimleri olmadığını, anarşistlerin ve gençlerin siyasi bir gündem ortaya koyma yeteneklerinin olmadığını, halkın başka türden siyasi temsillere gereksinimi olduğunu söylüyorlar. Elbette bütün bu söylediklerinin, gelecekteki toplumsal mücadelelere katılacak olan gençler üzerinde çok az etkisi oluyor; çünkü bu mücadeleden sonra, artık gençlerle herhangi bir siyasi önderlik ya da otorite arasında yüksek bir gerilim ve büyük bir mesafe var.


Polise kızgınlık ve ekonomiden başka hangi nedenler insanları olaylara katılmaya yöneltti?


Kişisel ve kolektif macera gereksinimi; tarihin yapılmasına katılma gereksinimi; her türden siyasetin, siyasi partinin ve "ciddi" siyasi düşüncelerin kaotik olarak olumsuzlanması; her türden televizyon yıldızına, sosyoloğa ya da seni toplumsal bir fenomen olarak analiz etmeyi amaçlayan uzmana karşı duyulan nefret, olduğun gibi var olma ve işitilme gereksinimi; otoritelere karşı savaşmaktan ve polisle alay etmekten dolayı duyulan coşku, yüreğindeki güç ve ellerindeki ateş, parlamentonun önündeki, pahalı alışveriş semtlerindeki ya da küçük sessiz kasabandaki, köyündeki, mahallenin meydanındaki polislere molotof ve taş fırlatmanın hayret verici deneyimi.
En yakın arkadaşlarınla birlikte bir eylemi planlayıp gerçekleştirmekten duyulan kolektif his, sonra da insanların başkasından duydukları inanılması güç bir hikâye gibi sana bu eylemi anlatmaları; gazetelerde veya gezegenin öte taraflarında bir yerde yayınlanan bir televizyon programında arkadaşlarınla gerçekleştirdiğin eylemden söz edildiğini görmekten duyulan coşku; gelecekteki mücadeleler için küresel örnekler haline gelecek öyküler, eylemler ve planlar yaratmaktan duyduğun sorumluluk gibi başka nedenler de var. Şenlikli bir şekilde mağazaları kırıp dökerek, içindeki malları alıp yakmak, kapitalizmin sahte vaatlerinin ve hayallerinin sokakta yandığını görmek; bütün otoritelere karşı duyulan nefret, onun yerinde senin de olabileceğin bir insanın katledilmesinin öcünü almak için yaratılan kolektif törende yer almak; polisin Alexis'in katlinden dolayı ülke çapında bir bedel ödemesi gerektiği duygusuyla güttüğün kişisel kin; polis şiddeti artarsa, bizim de buna karşılık verecek gücümüzün olduğu ve toplumun patlayacağı yönünde güçlü bir mesajı devlete iletme gereksinimi; herkesin uyanması gerektiği yönünde topluma doğrudan bir mesaj iletme gereksinimi; otoritelere, bizi ciddiye almaları gerektiğini, çünkü bizim her yerde olduğumuzu ve her şeyi değiştirmek için geliyor olduğumuzu bildiren bir mesaj iletme gereksinimi.


Siyasi partiler ayaklanmanın enerjisinden çıkar sağlayabiliyor mu?


"Gerçek" rakamlarda, Sosyalistler, sağcı hükümet karşısında %8 oranında oylarını arttırdı; "Avrupa Sosyal Forum komünistleri" isyana yardımcı olmalarına rağmen %1 oy kaybettiler fakat hala %12'yle üçüncü sırayı koruyorlar; Komünist Parti %8, Milliyetçi neo-faşistler %4.5 ve Yeşil Parti de yüzde %3.5 oyla yerlerini koruyor.
Sağcı başbakandan çok daha az gözde konumda olduğu bunca yıldan sonra, Sosyalistlerin liderinin "ülkeyi yönetebilecek yeteneğe sahip" olarak değerlendirilmesi de ilginç. Ayaklanmaların siyasal sahnede büyük bir etkisi oldu; kitlesel şiddet dalgası ve toplumun her düzeyinden gelen katılım karşısında siyasi partiler bunu anlamakta, açıklamakta ve tepki göstermekte yetersiz kalmıştır. Verdikleri demeçlerin olan bitenle hiçbir ilgisi yoktu. Kendilerini siyasi partilerin mantığı ve politikası içinde görmeyen, bu partilerin kendilerini temsil etmediğine inanan gençler arasında popülerlikleri dramatik bir biçimde azaldı.


Eylemlerin başlamasında ve devam etmesinde anarşistlerin rolü neydi? Katılımları toplumun geri kalanı tarafından açıkça görüldü mü?


Anarşistler son birkaç yıl içinde, Yunanistan'ın hemen hemen bütün büyük kentlerinde topluluklar, gruplar, örgütler, işgal evleri ve sosyal merkezler arasında bir ağ oluşturdular. Gruplar ve bireyler arasında birçok belirgin farklılıklar olduğu için çoğu birbirinden hoşlanmaz. Buna rağmen, bu durum, harekete yardımcı olan da bir şeydir, hareket artık birçok meseleyi içermektedir. Farklı farklı insanlar farklı anarşist hareketlerde yoldaşlarını bulmakta ve toplumla iletişime geçmek için karşıt fikirlere sahip olsalar da olumlu anlamda birbirlerini itmektedirler. Toplumla iletişime geçmek, mahalle meclisleri oluşturmayı, toplumsal mücadelelere katılmayı ve toplumun geneli için bir anlamı olan eylemler planlamayı içerir. 30 yıl süren anti-sosyal anarşizmden sonra bugün Yunanistan'daki anarşist hareket, bütün sorunlarına, sınırlılığına ve içsel çelişkilerine rağmen, anarşist mikrokozmos'un dışına bakabilecek ve toplumu büyük oranda iyileştirecek, gözle görünür eylemler yapabilecek durumdadır. Elbette bunun daha da gözle görünür hale gelmesi için çok çaba sarf edilmesi gerekmektedir, ama gün be gün hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir düzeye gelecektir.
Eylemlerin başlatılmasında ve sürdürülmesinde anarşistlerin rolüne gelecek olursak... Özellikle başlarda -Cumartesi, Pazar, 6-7 Kasım- ve Çarşamba, 10 Kasım'dan sonra eylemleri gerçekleştirenlerin büyük bir çoğunluğu anarşistlerdi. Ortalara doğru, özellikle büyük çatışmanın yaşandığı Pazartesi günü, öğrencilerin ve göçmenlerin rolü büyük oldu. Fakat öğrencilerin büyük bir çoğunluğu bir iki gün yakıp yıktıktan sonra bir tatmin duygusu yaşayarak ya evlerine gittiler ya da daha pasifist atmosferde geçen gösterilere katıldılar. Aynı şekilde göçmenler de insanlardan sert tepki gördükleri için bir daha sokağa dönmekten korktular.
Yani eylemleri Yunanistan'daki 20.000 anarşist başlattı ve herkes normale döndüğünde bile bu eylemleri sürdürdü. Şunu da belirtmemiz gerekiyor ki, normale dönme korkusu bizi bir on gün daha çatışmaya yöneltti, katledilen kardeşimizi öcünü almak için yaptığımız eylemlerde kendimizi büyük tehlikelere attık, hayalimizde bu eylemlerin bir genel greve dönüşmesi vardı. Şimdi Avrupa toplumu artık toplumsal isyanın nasıl bir şey olduğunu, birkaç ay içinde dünyayı değiştirmenin hiç de zor olmadığını gördü, öğrendi.
Ama bütün insanların bu eylemlere katılıp kendi rollerini oynamaları gerekiyor. Yunanistan'daki gençler Avrupa'daki bütün toplumlara bir davetiye gönderdiler. Şimdi onlardan gelecek yanıtı bekliyoruz.


Genel anlamda, anarşistler Yunanistan'da ne kadar bilinirler? Anarşizm Yunan halkının ne kadarı tarafından "ciddiye alınıyor"?


Bir bakıma anarşistler kendilerini "ciddiye almaya" ancak üç-dört yıl önce başlamıştır, genel toplum içinde görünür olmamız da bunun sayesindedir. 25 yıldır sürdürdüğümüz çabaları karakterize eden polis-karşıtı stratejinin ötesine ancak birkaç yıl önce geçebilmeyi başardık. Bu stratejiye göre, biz polise saldırırdık, polis gözaltılara girişirdi biz de dayanışma eylemleri yapardık, bu böyle sürer giderdi. Bizim bu rutinden kurtulmamız 25 yılımızı aldı. Elbette, polis-karşıtı saldırılar ve çatışmalar devam ediyor, mahkûmlarla dayanışma hareketi her zamankinden daha güçlü, ama anarşist hareket içindeki anti-sosyal unsur artık bilinçli bir öz-denetim altındadır, biz artık bütün bir toplumun çıkarı için konuşabiliyoruz ve eylem yapabiliyoruz; bunu yaparken en azından toplumun belli bir kısmının daha açık bir biçimde kavrayıp anlayacağı eylem ve planlar gerçekleştiriyoruz.
Süpermarketlere saldırıp çalınan ürünleri halka ücretsiz dağıtmak gibi birçok eylem çok tutuldu ve kabul gördü. Özellikle şu son krizden sonra bankalara yapılan saldırılar da kabul gördü; polis karakollarına yapılan saldırılar bütün ülkede öğrenciler tarafından benimsendi ve gerçekleştirildi. Öyle ya da böyle, son 15 yıldır haberlerin en ön sırasında yer alıyoruz. Genel olarak konuşacak olursak, öğrencilerin veya işçilerin mücadelelerine, ekolojik mücadelelere katılımımız oldukça, her hafta anarşist bir eylem yapılıyor bu da anarşist hareketi görünür kılıyor, dikkat çekiyor.
Bu, "anarşizm" Yunan halkının çoğunluğu tarafından ciddiye alınıyor demek değil, çoğu insan bizi "bozguncu" ve suçlu olarak tarif eden televizyonun yalanlarına inanıyor hâlâ. Çoğunluğun, anarşist bir toplumun nasıl olacağına dair hiçbir fikirleri yok, bu soruya cevap vermeyi reddeden çoğu anarşist için de geçerlidir bu. Ama artık eylemlerimizin, eleştirilerimizin ve düşüncelerimizin solun ve ilerici insanların üzerinde güçlü bir etkisi var. Artık var olmadığımızı söylemek imkânsız, varlığımız da genç kuşağın radikalleşmesini sağlıyor.


Alt-kültürel gruplarının – punklar, işgalciler, vb. – isyanı mümkünleştirmekteki rolleri neydi?


1993'ten sonra Yunan anarşist hareketi içinde, birçok iç çatışmayı da beraberinde getiren güçlü bir eğilim ortaya çıktı. Bu eğilim "alt-kültürel" tarzların hareket içindeki etkisini tasfiye etti. Bunun anlamı da Yunan anarşist hareketi içinde punk, rock, metal ya da her ne ise bu anlamda bir anarşist kimlik olmamasıdır; ne istersen o olursun, hangi müziği istersen onu dinlersin, hangi tarzdan veya modadan hoşlanıyorsan hoşlanıyorsundur, ama bu politik bir kimlik değildir.
Bu ay gerçekleşen sokak çatışmalarına, birçok "emo" (emotional/duygusal rock tutkunu gençler), uçuk hipiler, heavy metalci oğlanlar ve kızlar katıldı, aynı zamanda ciksler, Yunan müziğine düşkün normal çocuklar, öğrenciler de vardı. Anarşist harekete katılmanızı sağlayacak olan şeyler siyasi bilinç, toplumsal eleştiri ve kolektif anlayış olmalıdır, moda değil. Elbette, en azından son 19 yıldır "Void Network" ve benzeri kolektifler siyasi oluşumlara kültürel bir boyut kazandırmada önemli roller oynadılar. Bu tür gruplar her yıl birçok kültürel/siyasi etkinlik, şenlik ve eğlence düzenler ve çok güçlü bir şekilde binlerce insanın ilgisini bu tür underground kültürlere çeker. Fakat "Void Network" bile alt-kültürel kimlikler yaratmaz, farklı alt-kültürleri birbirinden ayrı tutmaz, birçok underground kültürü aynı anda içeren etkinlikler düzenlemeye çalışır; ki, görünürdeki insanların çoğunluğunun d.i.y. (do it yourself/kendi işini kendin yap) undergorund kültürlerinin düzenledikleri etkinliklere katıldığı doğrudur; her ay özgürleştirilmiş bölgelerde birçok etkinlik düzenlenmektedir.


Yunanistan'daki anarşist hareketi sağlıklı kılan şeyler nedir?


Altkültürel kimlik politikasından ayrı durmanın sonucunda, insanlar kendine anarşist demenin, üzerinde deccal resmi olan bir tişört giymekten, punk konserlerine gidip bira içmekten, uyuşturucu hap almaktan çok öte bir şey olduğunu, ciddi bir katılım, planlama, yaratıcılık ve eylem gerektirdiğini anladılar. Artık anlaşıldı ki kendine anarşist diyorsan gösterilere katılmalısın, elinde pankart, kara veya kara/kızıl bayraklarla sokağa çıkmalısın, birlikte slogan atmalısın, bir anarşist duruş göstermelisin. Aynı zamanda, kendine anarşist diyebilmek için her hafta, birkaç farklı eyleme hazırlık için gerçekleştirilen birkaç genel toplantıya katılmalısın. Tehlikeli herhangi bir şeyi planlamak için yüzde yüz güvendiğin insanlarla arkadaş olmalısın; eylemin yönünü tayin edebilmek için dünyada olan bitenden haberdar olmalısın; çılgın ve coşkulu olmalısın; inanılmaz şeyler yapabileceğine inanmalısın; asla bitmeyecek bir mücadele için canını, zamanını, yıllarını vermeye hazır olmalısın. Çok fazla beklentiye sahip olmamak sağlıklıdır çünkü o zaman hayal kırıklığına uğramazsın. Kazanmayı beklemeyeceksin. Ortaya çıkıp dövüşmeye sonra da kaybolmaya alışacaksın; bir şahıs olarak nasıl görünmez olacağını ve kolektif bir güç olarak nasıl görünür olacağını öğreneceksin; evrenin merkezinde olmadığını, ama her an kendi toplumunun merkezinde durur hale gelebileceğini bileceksin.


Yunanistan'daki anarşist hareket hangi yollarla daha da iyileşebilir ya da güçlenebilir?


Halka düşüncelerimizi anlatabilmek için daha da fazla akıllıca yöntemler bulmalıyız. Bütün toplumla siyasi iletişime geçmenin tekniklerini bulmalıyız; eylemlerimizin "siyasi tercümesi"ni yapabilmek ve bütün bir mücadeleyi toplumsal bir bağlama yerleştirmek için daha iyi ve daha güçlü yöntemlere gereksinimimiz var. Politikacıların birer televizyon yıldızından başka bir şey olmadığı bir tele-demokrasi içinde, kitlesel medya aracılığıyla iletişime geçmeyi reddetme yönündeki tutumumuz sağlıklıdır fakat kitlesel medyanın "konsensüs gerçekliği" ile, medyanın bize karşı yaptığı propaganda ile baş edebilmek için, eylemlerimizi hangi saiklerle gerçekleştirdiğimizi topluma açıklayabilmek için yeni yöntemler bulmalıyız. Televizyonda gösterilen şeyler "var olduğu" sürece ve televizyonda gösterilmeyen şeyler "var olmadığı" sürece biz, televizyon programlarının normalliğini kırmak için, çılgın düşüncelerimizle, tehlikeli eylemlerimizle, sokak çatışmalarımızla orada olacağız; sıradan insanların fantezilerini ve hayallerini yok etmek için eylemlerimizin sonucunda ortaya çıkan olumsuzlayıcı reklamı kullanacağız. Peki ama, olumlu düşüncelerimizi herkese nasıl anlatabiliriz? Medyaya olan güveninden vazgeçmesi için halka nasıl yardım edebiliriz? Milyonlarca insanla nasıl temasa geçebiliriz?
Bu, sokaklarda gezip elden ele geçirilerek dağıtılan milyonlarca ve milyonlarca afiş, broşür gerektirecek; gösterilere, toplumsal mücadelelere katılım için yapılan milyonlarca davetiye gerektirecek; insanları bizim düşüncelerimize yaklaştırabilecek şekilde, devletin istemediği veya başa çıkamadığı alanlarda daha fazla halka açık hizmet gerekecek -ücretsiz çalışan anarşist doktorlar, öğretmenler, ücretsiz yiyecek, barınma, bilgilenme, underground kültür vs. Aynı zamanda daha fazla işgal evi ve sosyal merkez gerektirecek. En iyisi bir işgal başlatmak fakat kentinizde işgal mümkün değilse arkadaşlarınızla bir daire kiralayın, bürokrasiye karşı uyanık durarak bir kolektif oluşturun, genel toplantıları başlatın, girişe de kara veya kara/kızıl bir bayrak asın. Böylece kentinizdeki insanlara, ırkçılığın, ataerkilliğin, homofobinin olmadığı bir dünyanın, eşitlik, özgürlük ve farklılıklara saygının olduğu bir mekânın, bir sevgi ve paylaşım dünyasının yaşayan örneğini sunun. Yeni dalga sosyal yaşam içinde yeni bir örnek olarak parlaması, büyük kentlerde yeni bir hayatta kalma yöntemi olarak sergilenmesi için bizim Yunan anarşist hareketindeki isyancılık içinde daha fazla "otonomiye" gereksinimimiz var.


Polis baskısı anarşist hareketin yolunu tıkamakta ne kadar etkin? Buna nasıl direnildi?


İsyancıların planları ve hayalleri gerçekleşti: devasa bir katılım anarşistlerin üzerinden gerçekleşti; insanlar, kaotik günler boyunca, alışılmadık bir zaman/mekân birliği içinde, daha önce hiç olmadığı kadar sokaklara doldu, çatıştı.
Aynı günlerde, elbette, insanlar isyanın sınırlılığıyla da karşı karşıya geldi. İnsanlar şimdi, saatlerce süren tartışmalarda, halk desteğinin nasıl yaygınlaştırılabileceğini, mücadeleyi ayakta tutacak ve zenginleştirecek pratiklerin, eylemlerin ve yöntemlerin nasıl bulunabileceğini görüşüyor. Birçok insan bu isyandaki farklı unsurların nasıl yakınlaştırılabileceği üzerine yöntemler düşünüyor. Ayaklanmaların sonuçlanmasında polis baskısından çok fiziksel yorgunluğun rolü önemliydi. Hepimiz ortak bir bitirme ve yeniden başlama duygusunu paylaşıyoruz, polisin bu duygulara dokunabilmesi olanaksız.


Aralık olaylarının sonucu ne olacak?


Sürekli mücadele! Siyasi, toplumsal ve ekonomik eşitlik için sonu olmayan bir savaş! Özürlüğün sürekli olarak yaygınlaşması!
Gelecekte, Yunanistan'daki ve bütün Avrupa'daki neo-liberal hükümetler, artık herhangi bir ekonomik veya sosyal değişim uygulayacakları zaman bunun üzerinde çok ciddi olarak düşünecekler. Atina'daki ayaklanmalar ve ekonomik kriz, yetkililerin, bankaların ve şirketlerin aldırmazlığına bir son verdi; Yunanistan'da yeni bir kuşağı radikalleştirdi, gelecekteki kitlesel toplumsal mücadeleler üzerine bir diyalog kurulması için toplumumuza bir fırsat verdi.


Aralık 2008'de Atina'da, Eksarhiya'da atılan bir sloganın da dillendirdiği gibi:
BİZ GELECEKTEN BİR GÖRÜNTÜYÜZ


Yanıtlar: Void Network (Teori, Ütopya, Empati, Gündelik Sanatlar)
Sorular: Crimethinc. Ex-workers' collective.

Kaynak: http://www.crimethinc.com/blog/2008/12/25/how-to-organize-an-insurrection/
çeviri: sanal teori

Yunanistan'daki Durumun Genel Özeti ve Dayanışma Eylemleri

Tutuklamalar

Eylemler ile ilişkili oldukları gerekçesiyle 6 aralık tarihinden beri 15 şehirde toplam 270 kişi mehkemeye çıkarıldı, 67 kişi tutuklanırken, ilk 3 günde yakalanan 50 göçmen ise 18 aylık hapis cezasının ardından sınırdışı edildi.Larissa’da gözaltına alınan 19 kişi ise terror karşıtı yasa kapsamındaki suçlar ile suçlandılar. Gözaltına alınan sayısız insan ise haklarında hiçbir işlem yapılmadan bırakıldı.
17 ocak tarihinde ülke çapında, Larissa’da tutuklananlar ile dayanışma gösterileri yapıldı.
Selanikte de bir kişi, patlamaya neden olmak, çete kurmak ve karakol yakmak suçlamasıyla tutuklandı.Perşembe akşamı sanığın bırakılması için tutulduğu karakolun önünde bir gösteri yapıldı. Bu kişi perşembe akşamı savcının karşısına çıkarıldı ve belki de mahkemeye çıkarılacak.

Özgürleştirilen Alanlar

Gazeteciler Sendikası halen genç insanlar ve medya çalışanları tarafından işgal edilmiş durumda. Aralık ayaklanmasıyla dayanışma yanında özel olarak çalışma koşulları konusuna odaklanıyorlar. Ve ana-akım medyayı eylemler hakkında farklı haberler yapması için zorluyorlar. Merkezde yer alan Zografou bölgesinin ana caddesinde bir café işgal edilerek eylem toplantıları için merkez olarak kullanılıyor. Ayrıca bu café karşı haber merkezi görevini de üstlenmiş durumda.
Konstantina Kouneva* ile Dayanışma
27 sendika çalışanı ve işvereni Evangelismos hastanesinin yönetim bürosunda Konstantinta Kouneva tedavi edilirken oturma eylemi yaptılar. Bu hastane de temizlik işlerinde Konstantina’nınki gibi taşeron firmaları kullanıyor.
Işçi sendikalarının merkezleri iki günlük işgalin ardından boşaltıldılar.
*Konstantina Kouneva, kadın, sendikacı, göçmen, yüzüne atılan asitle ağır yaralandı. Bu saldırı işverenle mücadelesi yüzünden meydana geldi.

Üniversiteler ve Liseler

Yunanistan genelindeki üniversitelerde çok sayıda genel öğrenci toplantisi alınıyor. 62 fakülte hala işgal altında, diğerleri ise komünist, sosyal demokrat ve yarı resmi öğrenci partileri yüzünden açık.
Perşembe günü bir cok Yunan şehrinde eğitimin konu edildiği bir eylem gerçekleştirilecek.
Pireas lisesi velileri, birçok öğrencinin dayak yediği ve hakim önüne çıkarıldığı kasım ayındaki okul işgalini terörize eden okul yönetimini protesto ediyor.
Atina İllioupolis’in 3. lisesinin öğrencileri, öğretmenlerin ceza olarak 4 öğrenciyi başka bir okula gönderme ve diğer 5 öğrenciyi de 5 gün okuldan uzaklaştırma kararına karşılık okullarını işgal ettiler. Öğrenciler ayrıca okulun dışındaki gözetme kameralarını da protesto ediyor.

İşçilerin Mücadelesi

Geçen ay Larimna’daki demir çelik fabrikasında çalışan 120 işçi işten atıldı.
Atina televizyon kanalı 3 işçiyi işten çıkardı.
Selanik’teki su şirketi işçileri grevdeler. Binada kalıyorlar ( işverenin tüm yıldırma çabalarına karşın) ve su tedariğiyle ilgili hiçbir aksamanın olmamasını garantilemeye çalışıyorlar. Şirketin özelleştirilmesine ve gizli yolsuzluğa karşılar ve daha fazla insanın istihdam edilmesini istiyorlar.
Yüksek Mahkeme ikinci kez Eleonas’daki alışveriş merkezi inşaatına ret kararı verdi. (970278)

Filistin’deki Savaş

17 Ocak cumartesi Filistin’deki savaş için bir eylem düzenlendi. 969591
Gazze’ye doktor ve gıda maddesi taşıyan Özgür Gazze Hareketi gemisi Arion, İsrailli otoritelerce durdurulmakla tehdit edildi. (969819). Yunan hükümeti (970053) ve ana-akım medya (970281) bu konuyla ilgilenmedi.
Bu arada insanlar, öğrenci sendikaları ve sol organizasyonlar Perşembe günü Amerikan silahlarının Ege Denizi’ndeki özel Astakos limanından İsrail’e transferini önlemek için bir eylem düzenlediler.(970041)

Ana-akim Medya Raporları

Ana-akım medya Alexis Grigoropoulos’un ölüm nedeni olarak resmi balistik raporunu yayımladı. Buna gore kurşun önce yaya kaldırımının kenarında bariyer işlevi gören ve Alexis’in yanında duran mermer bir topa çarptı ve daha sonra onun bedenine doğru sekti. Yorumcular (969787) bunun polisin gençlere doğru ateş ettiğini kanıtladığını söylüyorlar.
Ana-akım medya’ya göre “Devrimci Mücadele” adlı sözümona “terörist organizasyon” (polisin süphelerine göre) Atina’daki 3 polis memurunun öldürülmesi için bir bildiri yayınladı ve birçok polisin yaralanmasına neden oldu.

kaynak: http://www.occupiedlondon.org/blog/2009/01/14/wrap-up-of-the-situation-in-greece-uk-solidarity-events-and-occupied-london4-coming-up/
çeviri: isyandan

ABD nin, Yunanisyan dan İsrail e silah gönderme planı iptal edildi

13. ocak
#40, 14:39 ABD nin, Yunanisyan dan İsrail e silah gönderme planı iptal edildi

Yunanistan ana akım medyası tarafından yunanistan dan İsraile cephane nakli planının iptal edildiği bildirildi. Iptal edilmenin sebebi ise çok net değil, uluslararası medya kuruluşları kararın Pentagon tarafından Ashdod limanının Gazze Şeridine yakınlığı gerekçesiyle alındığını bildirmesine rağmen, yunanistan anaakım medyası farklı bir gerekçe sunuyor: Yunanistan hükümeti tarafından iptalin yapıldığı belirtiliyor. In.gr haber sitesinde yeralan metnin tercümesi:

Ta Nea (haberler) gazetesinin yazdığı gibi, Pazartesi günü, Atina ile Washington arasında saatler süren telefon görüşmeleri sonunda Amerikan deniz kuvvetleri daha ileri gitmeden, halka gelişmeleri bildirmiştir.

Bu karar Astakos limanının açığında 235 yüklü konteynır taşıyan bir ABD deniz kuvvetleri gemisi bulunmasına rağmen alındı.

Yunanistan hükümeti ve dışişleri bakanlığı bu açıklamanın yapılacağından habersiz olduğundan dolayı, İsraile cephane göndermenin ağır maliyetini göze alamayarak bu nakliyatın iptalini istedi.

10 ocak Cumartesi günü Filistin halk kurtuluş cephesi bir açıklama yaparak, yunanistan hareketini, yunanistan halkını ve uluslararası güçleri yunanistan ın Astakos limanından İsrail e yapılacak olan silah nakliyatını engellemeye çağırmıştı. Çağrının tam metni için: (read the full callout here). Bu çağrının yapılmasını takip eden iki gün boyunca ülke genelinde onlarca grup oluşarak 15 ocak günü Astakos limanı girişinin bloke edilmesi için gösteri organize edildi.

Bu çağrıların bir gün ardından yükleme iptal edildi! Küçük ama belirleyici bir zafer…

Gaze deki kardeşlerimize yoldaşça selamlar.

Çev:do an
Kaynak www.occupiedlondon.org/blog

12 Ocak 2009 Pazartesi

Yunanistan'dan Gazze'yle dayanışma eylemi çağrısı

Yunanistan'da devrimciler Gazze’deki kardeşlerine yardım etmek için örgütleniyor.


Ana akım medya Yunanistan’daki özel Astakos limanına yanaşacak olan amerikan deniz kuvvetleri gemisinin İsrail’e götürülmek üzere 3000 ton silah ve cephane taşıdığı haberlerini veriyor. Yükleme tarihleri çok net olmasa da ocak ayının 15- 25 ve 31 inde bu yüklemelerin yapılacağı söyleniyor.

Dün (10-01) Filistin halk kurtuluş cephesi bir açıklama yaparak “Yunanistan hareketlerinin, Yunanistan halkının ve herkesin Astakos limanından İsrail’e yapılacak olan silah yüklemesini engellenmesi” çağrısında bulundu. Çağrının tam metni için: (read the full callout here).Bu çağrının bir gün ardından gruplar ve bireyler organize olmuşlardı bile ve Astakos limanının kapatılması için anti otoroter birlik (anti-authoritarian movement) uluslararası savaşkarşıtı birlik (anti-war internationalist movement) ve Astakos birliği olarak örgütlendiler ve 15 ocakta Astakos buluşması adında bir eylem çağrısında bulundular.

kaynak: http://www.occupiedlondon.org/blog/2009/01/12/39the-revolted-of-greece-organise-to-aid-our-brothers-and-sisters-in-gaza/
çeviri: isyandan

Atina: Polis eyleme saldırdı

9.01.2009
Polis güçlerinin eylemcilere, gazetecilere, avukatlara vahşice saldırısı. Yaklaşık 20.000 kişinin katıldığı Atina’daki eyleme vahşice saldırıldı.

Bugün öğleden sonra Atina’da yeni yıldan bu yana liselilerin ve üniversitelilerin düzenlediği ilk eylem sırasında hukuki yardım sağlamaya çalışan 15 avukat görevlerinden alıkonuldu ve gözaltına alındı.
En az iki gazeteci yaralandı. Daha fazla sayıda olan diğerlerinin işlerini yapmaları engellendi ve gözaltına alındılar.
Yaralıları hastaneye götürmek isteyen hastane personeli bile polis tarafından saldırıya uğradı ve yaralandı.
Hastaneden çıkan iki yaralı, polisin yeniden saldırması sonucu bir kez daha yaralandılar.
Şu sıralar Gazeteciler Birliği, Öğretmen Sendikası ve Avukatlar Derneği temsilcileri bir çok eylemciyle birlikte, gözaltına alınanların getirileceği polis merkezi GADA’nın önünde toplanıyorlar.

Kaynak: http://de.indymedia.org (http://athens.indymedia.org/)
çeviri: isyandan

Atina'dan Yeni Haberler

9.ocak
16:28 Şimdiye kadar en az 60 gözaltı oldu. Polis Hukuk Fakültesi'ni ve (propylea) Politeknik'i cevirdi, kitlesel gözaltılar yapilmakta. Ana akım medya Atina sokaklarında gorevli 8,000 polis olduğunu bildiriyor. Bu polislere kitlesel gözaltı emri verildiği de bildiriliyor.

çeviri: isyandan

Atina'da Göstericiler Eylem Alanında Göstericiler Silah Buldu!

9. ocak
15:38 Kitlesel Atina eylemi sona erdi; insanlar üniversiteye gitmekte; göstericiler alanda havalı silah buldular; petras eylemi başlamak üzere

Bugun Atina'da yapılan gösteri oldukça kalabalıktı. 10,000 kişi sokaklardaydı. Polisler her yerde korku havası estirmekteydi; her yere yerleşmişlerdi. Anarşist blok yaklaşık 2,000 kişiydi. Eylem yerinde göstericiler gazeteye sarılmış bir havalı silah bularak polisi suçüstü yakaladılar -bu başka bir provokasyon girişimi olabilir.

15:29 da ilk gözyaşartıcı gaz silahları kullanıldı ve göstericiler üniversiteye doğru çekiliyorlar. (propylea)
Patras gösterisi saat 6 da başlayacak, bildirmeye devam edeceğiz...

kaynak: http://www.occupiedlondon.org/blog/
çeviri: isyandan

Yunanistan 9 Ocak Gösterilerine Hazırlanıyor

Cevabımızı 9 ocakta sokaklarda vereceğiz: 9 ocak gösterilerine hazırlanırken

Son haftalarda olduğu gibi bir kere daha Yunanistan’da benzersiz günler yaşanıyor. Polisin yaralanması(en azından şüpheli diyelim) olayının ardından devlet ve medya Alexandros’ un öldürülmesinden beri ilk defa yan yana saf tutuyorlar bizlere karşı. Bunun ötesinde halk devrimini korku ile kuşatmayı ve izole etmeyi deneyen bir prosedür de işliyor: Büyük şehirlerde ev baskınları devam ediyor, Eksarhia’da bir polisin vurulmasının ardından bir gecede 75 insan kafe ve barlara yapılan baskınlar ile gözaltına alındı.
Hareketimiz halk hareketi ve başından beri halka açık bir hareket ve açık olmaya da devam ediyor –burada insanlar basın histerisine yarın Atina, Petras ve Selanik sokaklarında cevap vermemiz gerektiğini düşünüyorlar. Atina Politeknik’te şu anda anarşist bir toplantı sürmekte bu konuda.
Atina, Petras ve selanik gösterilerinden gelişmeler blogda yayımlanacaktır.

kaynak: http://www.occupiedlondon.org/blog/
çeviri: isyandan

Bu Tarih Bizim Değil Ama Bu İsyan Bizim

Devrimleri, sosyal patlamaları ve benzeri ayaklanmaları bir araya getiren gerçeğin ekonomik ve sosyal olduğu kadar, psikolojik faktörleri var. Yunanistandaki kalkışmayı, (isyan) toplumsal, sosyal dürtülerin isyanı olarak açıklamak oldukca zordur. ilerde Yunanistanda ki isyanla ilgili binlerce sayfa yazı yazılacaktır. Bu gün bile, birçokları 68 gençlik hareketini Yunanistan'da ki isyanla kıyaslamakta, teorik çözümlemeler yapmaktadır, ancak bunun yanıtını tarih verecektir ya da hangisinin daha belirleyici olduğunu...

08' in son çeyreğinde, bütün dünyanın gündemine şu ya da bu şekilde oturan, neo- liberal politaların iflası sonucu oluşan ekonomik krizin, henüz ne olup ne olmadığı anlaşılmamışken Yunanistan Hükümetini, işleyişini dumura uğratan sokak gösterileri, karanlığa karşı yakılan, kücücük birer ışık oldu. Bu isyan, sessizliği kırma noktasında, bir çoğumuzun umudu oldu "Neden" diye sorduğumuzda, geldiğimiz ülkenin Türkiye denilen bölümünde, onca ölüme, gözyaşına rağmen sesizliğin devam etmesidir bu örnekleri elbette çoğaltmak mümkündür.

Yunanistan'daki isyanı ya da sosyal patlamayı ayrıcalıklı kılan özgün durumun elbette hâli hazırda yaşanan ekonomik krizle de bağlantısı var. Bunun yanında, dünyayı yöneten egemenlerinin, dünyanın birçok yerinde çeşitle sebeplerle neden oldukları krizler de bu süreci tamalayan etmenlerdir.

Atina'da ki "isyan" 6 Aralık 2008 Cumartesi gece saat 22,00 de 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'un, polis tarafından vurulmasıyla mı başladı?

Sokakları ateşe veren, isyanı körükleyen tek bir kurşun muydu?

Yoksa başta KKE (Yunanistan Komünist Partisi) nin de dediği gibi "yüzleri kukuletalı isyancıların provokasyonu" muydu?

Soruları çoğaltmak mümkün, ancak bunun bize katkısının olacağını düşünmek, gerçeğin anlaşılamasını zorlaştırır, durumu karmaşık sorular yumağına dönüştürür.


İsyana açılan her pencerenin , politik yapıların bakış açısına göre değiştiği gerçeğini de bir kenara not almakta fayda var. Bu yüzden yazıyı kaleme alırken, asıl kaygımız, yanlış anlamalara ve anlam kaymalarına engel olmak, her pencereden kısa kısada olsa bakabilmek.

Yunanistan, Marksist sol çeverelerin "ikili bakış açısı" diye dillendirdiği düşünce sistematiğini açalım kısaca; İlk olarak Yunan solunun "isyan"ı iki farklı cepheden değerlendirdiğini belirtelim.

Birinci grupta, isyana en başından beri karşı çıkan, KKE'inin (yunanistan komünist partisi) tavrı var. ikinci grup; Siriza ve Sinaspizmoz'un (radikal sol kaulisyon) ve diğer solun isyandan yana olan tavrı. Bu gruplar eylemlere başından itibaren hemen her boyutta katılarak, zaman zamanda önderlik yaparak, sürecin daha kolay gelişip, anlaşılır olmasını sağlamışlardır. Yunanistan komünist partisinin (KKE) soldan hem söylem hemde pratik olarak ayrılmasının nedeni, 'isyanı' pratik olarak doğru bulmamasından dolayı, 'isyandan' politik ve ideolojik olarak da ayrı durması sonucu, KKE'nin pratik olarak da daha çok sağ çizgiye kayması, hatta yer yer faşizan tutum içine giriyor olması sonucu zaman zamanda Pasok'tan daha geride bir çizgiye savrulamasına sebep oldu. Bu özeliği KKE'nin baştan ayrı bir kategoriye girmesine neden oldu. Ücüncü grup olan, şüphesiz en başından itibaren Yunan Hükümeti mekanizmasını dumura uğratıp, işlemez hale getiren anarşistlerdir.

Anarşistlerin, isyanın başlamasında ki etkisi, belirleyici olmakla birlikte, isyanı Anarşizmin ruhuna uygun tutum içinde, genel seyrine bırakmaları, önderlikten çok, pratikte eylemlerin itici gücü olmaya çalışmaları, anarşistlerin kendilerini politik olarak öne çıkarmak gibi bir çaba içine girmemeleri , sığ ve kısır tartışmalardan uzak durmaları isyanın yayılmasına yardımcı oldu. Tartışmalarda, zaman zaman eylemlerin bitirilip bitirilmemesi de gündem maddesi oldu. Diğer akım ise, "apolitik" diye tabir edilen daha çok üniversite menzunu gençlerin ve futbol taraftarlarının olduğu gruptur.

" 700 euroluk kuşak" ında isyanda yer alması buna bir örnek olarak verilebilir. (okulu bitirip iş hayatına atılan gençlerin, aldıkları maaş nedeniyle kendilerine böyle denmektedir) İlk günden itibaren, isyanın içinde onlar da aktif olarak yer aldılar. Bu grup, politik olarak anarşistlere yakın olmasına rağmen, tamamen bağımsızdır.

"Özgür Avrupanız Yerin dibine batsın!", "Atina'da polis, 15 yaşında bir anarşisti öldürdü!" "Ey iktidar sevicileri; güce tapanlar, seçim sandıklarındaki oylarıyla iktidarın tuğlaları olanlar! Doğayı, insanları katletmeye; türleri yok etmeye, daha ne kadar devam edebileceksiniz ya da seyirciliğiniz ne kadar devam edecek? Bu ölümü hissedebiliyor musunuz?'' diye soruyorlardı isyancılar. Bardağı taşıran son damlaydı bu. Ekim ortalarında çıkması beklenen çatışmalar, solun da etkisiyle Aralık ayının ilk günlerine ertelenmişti. Yunan polisi, daha bir ay önce yabancılar polis merkezi önünde ki gösteride Pakistan kökenli bir mülteciyi öldürmüş, ancak buna anarşistlerin dışında kimse tepki vermemiş - hatta olayı yatıştırma görevini de bir nevi Sol üstlenmişti. Düzenlenen cenaze töreninde atılan slogan : "Ne bekliyorsunuz? mutlaka bir Yunanlı'mı öldürülmeli?"ydi. Talihe bakın ki bir ay sonra, atılan slogan ete kemiğe bürünmüştü... Ekim ayının son günlerinde gerçekleşen bu olay sonrasında, anarşistlerin işgal kararının Diktio tarafından indymedya iletişim sitesinde yayınlanmasıyla eylemin gerçekleşmeşi engellenmişti. Gece yarısı eylemin iptal edilmesi, görece olarak sonun başlangıcını hızlandırdı.


Elbette birçok politik çevrenin bakış açısı farklı. Anarşist hareketin öncülüğünde başlayan sosyal patlama, KKE yayın organında devleti göreve çağırırken, "güvenlik görevlileri görevini yerine yetirmeye muktedir değilse, KKE gerekeni yapacaktır", derken isyancılara gözdağı veriyordu. İşin ilginç yanı KKE'nin, hedef olan bankalar ve uluslar-arası büyük şirketleri koruma ve kollama görevini üstlenmek istemesi, kendi yayın organlarında TV ' sinde (Kanal 902) isyancıları "kukuletalı çapulcular" olarak tanımlayıp sunması, eylemin esprisi olarak anılmasına sebep oldu.

Bir çok ülkede, Yunan isyancılara destek eylemleri yapıldı. İsyan baş döndürücü şekilde gelişirken, İsyancılar kendilerine verilen uluslar-arası desteğin hakkını vermeye çalıştı, isyan Her şeye bir şekilde yanıt olarak; binlerce insanı çok kısa zamanda toparladı. Su bir kez bendini aşmıştı. Sokak sokak toplanan isyancı gruba, polisin Ekserhia meydanında müdahale etmesi Yunanistan'da hayatı durduracak kıvılcımı çakmasına sebep olmuştu. Politeknik Üniversitesi'nde kısa süren bir toplantının ardından , Atina şehir merkezi savaş alanında dönmüştü, polis karakollarına, bankalara ve uluslararası şirketlere yönelik saldırılar sabahın erken saatlerine kadar sürdü. Sabah saatlerinde isyan Selanik'e Yannena, Iraklio, Hania, Komotini, Midilini, Xanthi, Serres, Sparta, Aleksandrapolis ve Volos'a sıçramıştı. İsyan, bunu başlatan anarşistlerin bile beklemediği düzeye gelmişti. Artık kontrolü kaybeden, kaybedecekti. Ertesi gün Avrupa'dan da destek eylemleri gelince, Hükümet neye uğradığını şaşırmış ve gardının düşmesi ile de konrolü kaybetmişti. Polisin göz yaşartıcı gazla saldırması, eylemleri durdurması beklenirken, aksine eylemlerin yayılmasına neden oldu. Aynı gece ve ertesi gün, eylemciler üç üniversite binasını işgal etmişti. Yürüyüşler, gösteriler, eylemler, isyanlar bütün Yunanistan'ı sarmıştı. Ortaokullu, liseli çocuklar bile eylemlere katılıyor okulları işgal ediyor, bankalara ve polis karakollarına taşlı, molotof kokteylli saldırılar düzenliyordu. İşçiler ise sendika binalarını işgal ederek, isyana destek veriyorlardı. Daha önce belirlenen genel grev de hayata geçince, isyan farklı boyutlara ulaştı.


Yunan Hükümeti İsyancıların ; "bu tarih bizim değil, ama bu isyan bizim" derken, gösterdiği kararlılık karşısında ürktü. Seyirlik sirke dönen ülkeyi, sokakları sakinleştirmek için, İçişleri bakanı, (eylemlerin basladigi sabah) özür dileyip istifa etti. (başbakan istifayı kabul etmiyordu). Yunan Hükümeti, medya da dahil, isyanın bir biçimde temposunun düşeceğini, hatta tamemen bitmesini bekliyordu. Beklenen olmadı, isyan aksine sosyal patlamaya dönüştü. Artık on üç, on dört yaşındaki çocuklar bile polis karakollarına taşlı, molotoflu saldırlar düzenliyordu. "Hepimiz Alex'iz bizi de vurun" sloganları eşliğinde Atina merkezinde, ana caddeler üzerindeki bankalara, alışveriş merkezleri, uluslararası şirketlere saldırıyorlardı. Sokak çatışmalarına alışık olan Yunanistan halkı, daha önceden belirlenmiş genel grevi isyanla birleştirmişti. İçişleri bakanı, bir kez daha medyanın karşısına çıkıp istifa kararını açıklamış olmasına rağmen istifası kabul görmüyordu.

İktidar partisi, Yununistan'da tartışılması bile yasak olan bir konuyla, durumu kurtarma telaşı içinde, isyancılara karşı orduyu göreve çağırma tehditiyle durumu kurtarmaya çalışırken Avrupa'nın büyük devletleri, isyanın kendi ülkelerine sıçramasından korkuyordu. Fransız gazetesi Liberation "Fransa Yunanistan olur mu" sorusunu manşetine taşımıştı. İsyanda, korkan Avrupa, süreci endişeyle izlerken Türkiye'de ise Anarşistler İstanbul Yunan konsolosluğu önünde gösteri yapıp Yunanistan hükümetini protesto ediyordu.

Burada kısa bir parantez açmakda fayda var;

Mustafa Kükçe Ümraniye'de gözaltına alındı, cezaevine sevkinin ardından kaldırıldığı hastanede öldü. (14 Haziran 2007)
Nijerya'lı göçmen Festus Okey, Beyoğlu Polis Merkezi'nde silahla öldürüldü. (20 Ağustos 2007)
İstanbul Yenibosna'da Yürüyüş Dergisini dağıtan Ferhat Gerçek, polis tarafından sırtından vuruldu.(7 Ekim 2007)
İstanbul Avcılar'da bira içtiği gerekçesiyle tartışma açan polis tarafından Feyzullah Ete göğsüne atılan tekme sonucunda öldü. (21 Kasım 2007)
İzmir'de Dur İhtarına Uymadığı gerekçesiyle ateş açılan jipin sürücüsü Baran Tursun, başına isabet eden kurşun sonucu öldü. ( 24 Kasım 2007)
Adapazarı'nda bir hırsızlık ihbarı üzerine İ. T'ye ateş açılması sonucunda şahıs ağır yaralandı.(5 Ocak 2008)
Adana'da Murat Kurtaran adlı kişi banka soygunun ardından öldürüldü. (17 Ocak 2008)
Mimar Hüseyin Turgut, Yalova'da park yeri yüzünden cıkan tartışmada öldürüldü. ( 26 Ocak 2008)
16 yaşında Yahya Menekşe protesto gösterileri esnasında panzerin altında kalarak öldü.
Van'da Nevroz Gösterileri sırasında Zeki Erik göğsüne isabet eden kurşun sonucunda öldü. (15 Şubat 2008)
Yüksekova'da Nevroz Kutlamaları sırasında İkbal Yaşar öldü. 2'si ağır 25 kişi yaralandı.( 23 Temmuz 2008)
Motosikleti parka çekilen Orhan Oflaz öldürüldü, polis memuruna bıçak çektiği söylendi. (10 Temmuz)
Kırıkkale Mülteci Kampı sakinlerinden bir kişi protesto sırasında öldürüldü.(11 Haziran 2008)
Kadıköy'de çocuk yurdunda kalan 18 yaşında ki Yasin Kırbaş sırtından vurularak felç oldu. ( 18 Haziran 2008)
İstanbul Bahçelievler'de Cem İnci kendi kendine söylenirken polise küfür ettiği zannedildi ve öldürüldü. ( 6 Ağustos 2008)
Sivas'ta dur İhtarına uymadığı gerekçesiyle arabasına ateş açılan Turan Özdemir Öldürüldü.
Bursa'da hırsızlık ihbarında dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle arabasına ateş açılan Turan Özdemir öldürüldü. ( 25 Ağustos 2008)
Yürüyüş Dergisi dağıtan Engin Ceber gözaltına alındıktan sonra karakolda ve cezaevinde işkence görerek yaşamını yitirdi. (10 Ekim 2008)
İstanbul Bağcılar'da gözaltına alınan Ahmet Laçin, karakoldan çıktıktan sonra hayatını kaybetti. Polis zanlının çatıdan düştüğünü söyledi. (12 Ekim 2008)
Antalya'da dur ihtarına uymadığı söylenen Çağdaş Gemik motosikleti üzerinde vurularak hayatını kaybetti. ( 27 Ekim 2008)
Zonguldak'ta akli dengesi bozuk olan Erdal Keloğlu, karakola gitmek istemediği icin dövülerek öldürüldü ( 25 Kasım 2008) Türkiye'de ki eylemler elbette Egenin karşı yakasında sevinçle karşılanmıştı, ancak yukardaki nedenlerden dolayi Yunanlı anarşistlerin, Türkiyeli anarşistlere yönelik eleştirileri de vardı. Bir yıl içinde Türkiye ve Kürdistan sınırları içinde, birçok insan Türk polisi ve askeri tarafından öldürülmüştü, ancak yaratılan bu mağduriyetlerle ilgili, Türkiye'li anarşistlerin yeterli eylemler düzenlememiş olması eleştirilerin belirleyici noktası oldu.


Yunanistan'da günlük politikaların belirlenmesinde Eksarhia ve Sindağma'nın öne çıkması ve belirleyici olması artık tartışılmıyor bile. Sindağma Yunan Hükümetinin neo-libreral /kapitalist politikalarını belirlenmesinde merkez olurken, son dönemle birlikte Eksarhia, daha çok Anarşist ve sol politikaların belirlendiği, dünyaya politik açılımların yapıldığı bir merkez konumuna geldi. Artık efendilerin sözünün çokça geçtiği bir yer olmamasının yarattığı durumdan doğan rahatsızlık kapitalist Yunan Hükümetinin rahatını kaçırmış durumda.


Kronoloji

6 aralık: Anarşist Alexandros Grigoropoulos, polis tarafından vuruldu. Alexandros Grigoropoulos'un vurulmasından çok kısa bir süre sonra eylemler başladı.

7 aralik : Atina'da göstericilerin Polis Karakollarına ve Bankalara saldırıları sabahın erken saatlerine kadar sürdü. Polis, göstericilere göz yaşartıcı gazla saldırıdı. Üç üniversite binası; Ekonomi, Hukuk,Panteon işgal edildi. Sabah saatlerinde Selanik'te, büyük bir eylem gerçekleştirildi, Egnatia caddesindeki eylem sırasında 2 polis karakoluna, bazı bankalara saldırıldı ve kimileri yakıldı. Öğlen saatlerinde eylemler Yanneha, Irakli, Chania, Komotini, Mitilini, Xanthi, Serres, Sparta, Aleksandrapolis ve Volos'a sıçradı İç İşleri Bakanını Prokopis Pavlopoulos, sabah saatlerinde kamaraların karşısına geçip, olayla ilgili özür dileyip istifasını açıkladı. Ancak başbakan istifa kararını onaylamadı.

8 aralik: 15.000 kişinin katıldığı bir birleşik eylemle başladı. Gösteriler sırasında birçok banka, süper market, devlet binası, lüks oteller tahrip edildi ya da ateşe verildi. Atina'nın alışveriş caddelerinin nerdeyse tamamı yıkıldı. 3 üniversite ( Politeknik, Hukuk, ASOEE-Ekonomi ) işgal altında ve geri çekilme üsleri olarak kullanıldı. Polisin kulandığı gaz bombası sonucu nefes almak nerdeyse imkansız olunca, genel sağlık konseyi alarma geçti. Çatışmalara binlerce insan katıldı. Aynı gün Bakanlar Kurulu toplandı 'kriz masası kurulduğunu, polisin örnek bir cezaya çarptırılacağını'açıkladı. Bu açıklama isyanı durdurmak yerine isyanın daha genişlemesine neden oldu. isyana Ioannina, Petra, Selanik, Larissa ve Kreta'da katıldı. Hedef neredeyse yalnızca polis binaları, bankalar ve uluslarararısı şirketler oldu.

10 aralik: Genel grev dışında isyana Ioannina, Petra, Selanik, Larissa ve Kreta'da katıldı. Hedef neredeyse yalnızca polis binaları, bankalar ve uluslarararısı şirketler.

11 aralik: Atinada 3000 kişi işgalcilerinin çağrısına uyarak gösteri için sokaklardaydı. Polis ilk kez doğrudan çatışma içinde yer almadı. Selanik Tiyatro Okulu işgalcilerinin çağrısını yaptığı gösteri, lise öğrencilerinin katılımı ile beklenenden daha büyük oldu. Anarşistlerle, lise öğrencilerinin ilk buluşması olan bu eylem gününde Gümülcine'de ki üniversite kampüsünde polisle yer yer catışmların sürdüğü, İskeçe kentinden gelen öğrencilerde katıldı. Gösteriye demir çubuklar ve bıçaklarla takip eden faşistler, siviller yer yer öğrencilere saldırıdılar.

12 aralik:Gösteriler sırasında Alexandros Grigoropoulos'u vuran polisin avukatının bürosu saldırıya uğradı. Lise ve orta okul öğrencileri karakollara taşlı saldırılar düzenledi. Polis Atina'daki Korai Caddesi'nde ki gösteriye saldırarak, en az dört öğrenciyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlardan birisi 13 yaşında bir kızdı; olaya tepki gösteren gazeteciler de polis tarafından ağır biçimde dövüldü. Lise öğrencileri ülke genelinde ve Atina mahallelerinde yeni gösteriler de gerçekleştirdiler. Hükümetin saldırıları devam etti. Kayıt-dışı plaka taşıyan sivil polislere ait bir otomobil Atina-Ilioupolis'teki lisenin önünde iki öğrencinin üzerine sürüldü, iki ögrenci yaralandı Parlemento önünde kı gösteri sonrası öğrenciler işgal altındaki üniversitelere geri çekilindi. Hukuk fakültesinin dışında ki polise ait bir jip yakıldı. Hukuk fakültesi çevresinde ki polis, Taş ve molotof yağmuruna tutuldu Atina'daki öğrenci gösterisi Liseli çocukların "Bizi de vurun!" sloganı ile parlementoya doğru yürüşe geçti. Polis göz-yaşartıcı gazla liseli gençlere saldırdı. Liseli gençler "KATİLLER!" hepimiz alexis sloganları ile karşılık verdi. Atina Ekonomi ve İşletme Fakültesi'ne, üzerinde "Cougias" (katilin avukatı), "git kendini sektir" yazan bir pankart astılar. Patras'tan çatışma haberleri geliyor anarşist, solcu) "parartima" işgalcileri kent merkezindeki bankalara saldırdı. 25 polis karakolu lise öğrencilerinin kuşatması altında. Petroupoli karakolu yedi saat boyunca kuşatıldı. ön-cephesi molotof kokteylleriyle tümüyle yakıldı. Anarşistler ana-akım radyo istasyonu Flash FM'i işgal ederek, yarım saati aşan bir süre kendi mesajlarını yayımladılar.
Anarşistler Atina'daki Agios Dimitrios belediye binasını işgal edip geçici komiteler kurdular. Belediye binası halk tarafından işgal edildi. Yayımladıkları bildiride "Alexis, umarız senin kanın dökülen son masumun kanı olur". "Kaosa katkıda bulunmak için gel!".

13 aralik: Hukuk, İktisat ve Politeknik'te işgaller devam etti. Genel toplantılara 300-500 kişi katıldı. Yunanistan genelinde 300 okulda işgaller devam etti. Ayrıca Agyos Dimitrios Belediyesi de işgal edildi ve 'halk meclisi' çağrısı yapıldı. Salı günü saat 12'de bütün öğrencilerin katılacağı bir yürüyüş çağrısı yapıldı. Devletin kolluk kuvetleri, faşistlerle birlikte anarşistlere, öğrencilere ve göçmenlere yönelik saldırılarını tırmandırıyor. Akşam saatlerinde 5 Filistinli bir de Polonyalı tutuklanıp Koridallos Cezaevi'ne götürüldü. Tutuklananlar, polisle çatışma ve yağmaya katıldıkları gerekçesiyle yargılanacaklar. Gözaltına alınanların yüzde 50'si göçmen ve Arap ülkelerinden göçen 25 kişi antiterör yasasına muhalefetten hakim karşısına çıkarılacaklar.
14-15 aralik: Lise öğrencileri, polis karakollarının önünde toplandı, mahkemelerin önünde dayanışma gösterisi yaptı. Chalandride ki işgalevine silahlı, faşist saldırı yapıldı. Lise öğrencileri Alexandras Bulvarındaki polis karakoluna saldırdı. Solcu/anarşist gruplar saldırıyı protesto gösterisi düzenledi. Solcu/anarşistler şu ana kadar her türlü geleneksel siyasal eylem biçimini aşmış bulunuyorlar. Atina'daki adliye binası önünde gözaltına alınanlarla bir dayanışma gösterisi yapıldı; Pazartesi sabahının erken saatlerinde, tanınmış bir yerel faşist/mayfa grup, Atina'daki işgal altında bulunan Chalandri belediye binasını işgal edenleri tehdit etti. Binadaki insanlar, silahlı tehditi karşısında, işgale cevre halkı testek verdi. Polis helikopteri Atina üzerinde dokuz gündür aralıksız dolaşıyor. Atina'nın eğlence bölgesinde gösteri; onlarca gözaltı; Politeknik çevresinde erken saatlere kadar süren sokak-çatışmaları; Syntagma meydanındaki oturma eylemine polis gözyaşartıcı gazla müdahele etti. Pazar, 14 Aralık 2008 04.20 am. Alexandros'un katledildiği yerden başlayan kendiliğinden bir gösteri Gazi ve Psiri bölgelerine (yani Atina'nın temel eğlence mahallelerine) yöneldi. Eksarhia'ya geri dönüşte, Omonia meydanında, göstericiler saldırıya uğradı ve en az 25 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların büyük çoğunluğu 18 yaşın altında! Bu arada, Atina Politeknik kampüsünü çevreleyen bölgelerde polis ve göstericiler arasında çok yoğun çatışmalar var. Polis arabalarına ve polise onlarca molotof atıldı.polis gaz bombalarının kalmadığını, telsizinden yardım çağrıları yapıyor. Syntagma meydanında blogcular tarafından çağrısı yapılan barışçıl bir gösteriye, 1.30 sıralarında polisin göz-yaşartıcı gazla saldırdı.
aynı saatlerde "Atina, Panormou caddesinde bankalara saldırı düzenlendi. Bir para taşıma aracı içindeki paralarla yakıldı. "Eksarhia sakinleri polisi mahallelerinden kovdu" Ülkede 700 lise, öğrencileri tarafından işgal edildi. Eksarhia polis karakolu yaklaşık 100 kişinin saldırısına uğradı. Alexandros katledilmesinden bir hafta sonrasına denk düşen gecede Eksarhia mahallesinin dört bir yanında barikatlar var. Çatışmalar aralıksız devam ediyor

16 aralik: Salı günü bir başka anarko-ulaşım eylemi daha gerçekletirildi. Eylemciler, bu eylemlerle, kalıcı olarak "üretim-dolaşım-tüketim" döngüsünü bozmayı hedefliyorlar ve oldukça başarılı oldular. Eylemciler Atina Metrosunun Victoria Durağında, "Kendi kendilerini organize eden yolcular, bilet ve kontrolcülerinin sonunu getirecekler" biçiminde saloganlar eşliğinde metroları işgal ettiler. Ayrıca Atinadaki Zografou polis merkezine de eylemciler sabah erken saatlerde müdahale ettiler. Polisi karakolunu ve birkaç arabasını yaktılar.
Devlet televizyonu NET çok kısa bir süre için ele geçirildi. Öğrenciler kısa bir süre ellerinde " İZLEMEYİ KESİN – HERKES SOKAĞA " yazan bir pankartı açtılar. Eksarhialılar, yaptıkları gösteride polisin mahallerinden gitmesini istediler.Anti-polis eylemlerinin diğer mahallelerde de olacağı duyumlarını aldık. Brahmani, Sepolia, Petralona, Nea Ironia ve Dafni."Devletler öldürür. Sessizliğin onları silahlandırır".Göstericiler Agios Dimitros Belediyesini işgal ettiler.

17 aralik Bürokratlar, işgal edilmiş olan işçi konfederasyonuna saldırdılar. Saldırı başarılı olmadı. Saldırı sırasında polisi minibüsü daha yakıldı, İsyan Patras'ta Devlet televizyonunu işgal eden kişiler, hükümetin iftira niteliğindeki sözlerine. Ayrıca bir polis minibüsü daha yakıldı Atina'da. Patrasta, polisin avukatı Pampeloponisiako futbol sahasında bir basın açıklaması düzenleyecekti. Yaklaşık 500 kişi sahanın dışında toplanıp; Çöp teneklerini ateşe verdiler ve barikatlar kurdular.Polis, gaz bombalarıyla saldırdı.

18 aralik: Yunanistan'ın başkenti biber gazı dumanının altında boğuluyor. 5000 kadar eylemci polisile parlamentonun önünde çatışıyor.solcu ve anarşistler selanik'in Stavroupoli bölgesinde bir süpermarkete girdiler. Çıkmadan önce pazar arabalarını yiyeceklerle doldurdup, gelip geçenlere dağıttılar. Dağılmadan önce de hayat pahalılığını protesto eden bildiriler dağıtıp sloganlar attılar. Atina'daki öğrenci yürüyüşüne polis biber gazıyla saldırdı. Polisler yeni model daha güçlü bir gaz kullanıyorlar. Bir para transfer arabası yakıldı.

19 aralik:Bir TV istasyonu daha işgal edildi, Atina ve Selanik'te yeni eylemler, Uluslararası Eylem Günü'nün son hazırlıkları Chania'daki "Kydon TV", medyanın isyanı örtbas eden yalanlarını açığa çıkarmak için bugün işgal edildi. Son birkaç günde onlarca TV ve radyo istasyonu işgali gerçekleşti. Propylea Atina'da devlet baskısına karşı büyük bir konser başlamak üzere. Egaleo (Atina), Sintagma ve Selanik'te eylemler planlanıyor.

20.21.22 aralik: Politeknik işgaline yakın zamanda müdahele olasılığı tartışılıyor.
Politeknik'in rektör yardımcısı tarafından işgalcilere, binanıın artık üniversite yönteminin sorumluluğunda olmadığını ve kontrolün başsavcıya devredildiğini, duyurdu. 98 fm Anarşist radyo, üniversitenin korumalarına binayı terketmelerinin, söylendiğini duyurdu. Politeknik'te, binayı terktmenin gerekli olup olmadığı tartışılırken. Rektör yardımcısının olacağını iddia ettiği şey, devletin kendi kanunlarına göre %100 illegaldir. Üniversiteye polis operasyonu düzenlenmek üzere olduğu iddia edilmekte. Hatta, polisin üniversite yönetiminden izinsiz olarak bir üniversiteye düzenlediği de ilk operasyon olacak. "Giritli saldırıları" olağanüstü başlığı altında olaylara dikkat çeken Yunan basını: , "Iraklion, Crete'de, iki banka ve bir otogaleriye saldırı düzenlendi. Polis, sabah saat 3 sıralarında saldırganların Pancreaten Cooperative Bank Şubesine molotof kokteyli attıklarını belirtti. Şube, ardından gelen yangın ile yıkıldı. Saldırılarda yaralanan olmadı.

23. 24 aralik: Bir grup lise öğrencisi eğitim bakanlığının önünde tatilden önce son olması kararlaştırılan bir miting düzenledi. 15 yaşında bir gencin öldürülmesi üzerine protestolara devam edip etmeyeceklerine Ocak ayının başında karar vermesi beklenen öğrenciler, yaklaşık 700 okul ve üniversitenin işgaline devam edeceklerini ileri sürdü. Eğitim bakanlığı yalnızca 100 okulun işgal edildiğini iddia ediyor. * Atina'da 3000'den fazla protestocu "Polisler, Domuzlar, Katiller" diye slogan atarak yürüdü. Daha erken saatlerde, bir isyan polisi otobüsüne ateş edildi. Yetkililer otobüsteki 19 memurdan yaralanan olmadığını, fakat saldırının polise karşı şiddeti tırmandırabileceği yönünde endişeler oluştuğunu söyledi. Polis otobüsün Atina'da bir üniversite kampüsünden geçerken saldırıya uığradığını söyledi. Yetkililer 7 adet 7.62 milimetrelik kovan topladıklarını belirtti.
Salı günkü yürüyüş şehir merkezindeki birçok dükkanın kapalı kalmasına neden oldu. Bir grup genç bir polis arabasını devirdi. Miting sona ermeden önce protestocular polis şapkası giyen kağıttan yapılma bir domuz modelini ateşe verdiler. Çarşamba günü şehrin ana alışveriş bölgesinde bir protesto daha yapılması planlanıyor. GSEE adını almış olan işgal komitesi tarafından, kadın tutuklularla dayanışma eylemi çağrısı yapıldı. Ekonomi bilimleri üniversitesinde dün halk anarşistleri topluluğunun aldığı karara göre, üniversite işgal eden kişiler eylemi hep beraber ve güvenlik içinde binayı boşaltmaya elverişli bir an
olarak kullanacaklar. Hukuk ve Politeknik işgalleri sürüyor.

25.

aralik: "Giritli saldırıları" olağanüstü başlığı altında olaylara dikkat çeken Yunan basını: , "Dün erken saatlerde Iraklion, Crete'de, iki banka ve bir otogaleriye saldırı düzenlendi. Polis, sabah saat 3 sıralarında saldırganların Pancreaten Cooperative Bank Şubesine molotof kokteyli attıklarını belirtti. Şube, ardından gelen yangın ile yıkıldı. Saldırılarda yaralanan olmadı.
26.

Macin ilk yarisi sonuclandi.. devami 9 ocakta..

Kaynak: Anarşist iletişim