18 Ocak 2009 Pazar

Bir İsyan Nasıl Örgütlenir?

Sanal - Ocak 2009

Şehirdeki eylemler nasıl koordine edildi? Şehirlerarası koordinasyon nasıl sağlandı?

Uzun süreli dostluklara ve yüzde yüz güvene dayalı yüzlerce arkadaş grubu, bunun yanı sıra Atina'daki üç ve Selanik'teki üç büyük işgal evinden gelen daha büyük gruplar var. Yunanistan'da 50 sosyal merkez, ülkenin bütün üniversitelerinde de anarşist politik oluşumlar var. Aynı zamanda bütün büyük kentlerde Anti-otoriter Hareket'in şubeleri var, kişisel ilişkilere, telefon ve internet iletişimine dayanan, arkadaş grupları arasındaki bir ağ örgütlenmesi olan Kara Blok da Yunanistan'ın bütün kentlerinde etkin. Bunların her biri için, Indymedia, gerekli bilgilere ulaşmakta çok önemli bir stratejik noktadır; çatışmaların nerede gerçekleştiği, polisin nerede olduğu, sivil polisin nerede tutuklamalara giriştiği, her yerde olan, biten dakika dakika bildirilir. Duyuruların yayınlanması, gösteri ve eylemler için çağrılar yapılması açısından da politik düzeyde çok kullanışlıdır.
Elbette, koordinasyonun pratikte ilk olarak arkadaştan arkadaşa cep telefonları aracılığıyla gerçekleştirildiğini unutmamak gerek; genç öğrencilerin inisiyatiflerini, gösterilerini ve doğrudan eylemlerini koordine etmekte kullandıkları başlıca yol da budur zaten.

Eylemleri örgütleyen ne gibi yapılar ortaya çıkıtı?

a) Her türden küçük arkadaş grupları sokaklarda kendiliğinden kararlar alıyor, eylemler planlıyor ve bunları kaotik, kontrol dışı bir şekilde yürütüyorlardı; ülkenin dört bir yerinde binlerce eylem aynı anda gerçekleştiriliyordu.
b) Her öğleden sonra işgal edilmiş okullarda, işgal edilmiş kamu binalarında ve işgal edilmiş üniversitelerde genel toplantılar düzenleniyordu.
c) Duyurular ve eylemlerin stratejik koordinasyonu için Indymedia kullanıldı.
d) Çeşitli komünist partiler kendi öğrenci konfederasyonlarını örgütlediler.
e) Bir de özellikle çok etkili bir birlik bizzat Alexis'in arkadaşları tarafından örgütlendi ki, bu birlik gösterilerde, eylemlerde, okul işgallerinde ve öğrenci mücadelesi için genel duyurular ilan edilmesinde öğrencileri örgütlüyordu.


Daha önceden varolan, insanların örgütlenmeye gittiği yapılar var mıydı?


İlk kez sokağa inen geç öğrenciler ve göçmenler için cep telefonu yeterdi artardı bile; bu, olaylarda tamamıyla kaotik, önceden kestirilemeyen bir unsura yol açtı. Diğer yandan, Genel Toplantılar, anarşistlerin ve anti-otoriterlerin 30 yıldır her türlü eylemde kullandıkları bir örgütlenme aracıdır. Bütün arkadaş gruplarının, işgal evlerinin, sosyal merkezlerin, üniversite işgallerinin ve diğer örgütlenmelerin de kendi toplantıları olur. Bazı katılımcılar da sol siyasi örgütlenmelerden, solcu ve anarşist üniversite oluşumlarından gelmektedir. Çatışmalar sırasında, liseli gençlerin oluşturduğu yeni koordinasyon ağları olarak internette birçok yeni blog ortaya çıktı.


Bunlardan başka nasıl insanlar eylemlere katıldılar?


Çoğunluğu anarşistlerdi, bunlardan yarısı yaşlıca diyebileceklerimizden oluşuyordu; bazıları daha önceki bazı eylemlerinden dolayı haklarında suçlamalar yapıldığı için tutuklandıklarında mahkûm edilmek gibi yüksek riskler altındaydı. Bunların yanı sıra 16-18 yaşında binlerce öğrenci vardı; birçok Roman çocuk maruz kaldıkları sosyal baskı ve ırkçılığın öcünü alıyordu. Başka toplumsal mücadelelerden biriktirdikleri deneyimleriyle yaşlı devrimciler de vardı.


Ne tür farklı eylemler yapıldı?


a) Kırıp dökme, yağmalama ve yakma genç insanların başlıca eylemleriydi. Sık sık pahalı alışveriş semtlerine saldırdılar; lüks mağazaların içine girip içerideki her şeyi alarak, havadaki gözyaşı gazının etkisini azaltmak için yaktılar. Baş aşağı edilen otomobiller barikat olarak kullanılarak, polisin belirli bir uzaklıkta tutulup özgür alanlar yaratılması sağlandı. Polis 4.600'den fazla gaz bombası kullandı -yaklaşık 4 ton- fakat insanlar sayısız ateşler yakarak, devletin insanlara karşı kullandığı bu kimyasal silaha rağmen nefes alınabilecek bölgeler yarattı.
Binlerce insan, yakılan ateşlerden çıkan siyah dumanın, gözyaşı gazının neden olduğu beyaz dumanı bastırdığını fark eder etmez, ellerinin altındaki her şeyi yakarak gözyaşı gazından korunmaya çalıştı. Kaldırımları çekiçlerle parçalayarak, ortaya çıkan binlerce taşı silah olarak insanların kullanımına hazır hale getirmek de bir başka teknikti; elbette kişisel inisiyatif kullanarak molotof kokteylleri hazırlayıp, fırlatmak da vardı. Bu son taktik özellikle ayaklanma polisini korkutmak, göstericileri göz ardı etmelerini engellemek için kullanıldı. Saldırı ve kaçış sırasında mekân ve zaman kontrolünü elde tutmak için de işe yarıyordu.
b) Ülke çapında sayısız bankaya, polis karakoluna ve polis arabasına sopalarla, taşlarla ve molotof kokteylleriyle saldırıldı. Küçük kentlerde bankalar ve polis birincil hatta tek hedefti; küçük ölçekli cemaatlerin var olduğu bu nedenle de yüz yüze ilişkilerin sürdürüldüğü bu kentlerde dükkânların yakıp yıkılması uygun görülmedi ama birkaç çokuluslu mağazalar zincirine dâhil olan dükkân bunun dışında tutuldu.
c) Her türden kamu binasında, belediye bürolarında, kamu hizmet bürolarında, tiyatrolarda, radyo istasyonlarında, televizyon kanallarında 50-70 kişilik gruplar tarafından simgesel işgaller gerçekleştirildi. Sokaklarda, otoyollarda, işyerlerinde, metro istasyonlarında, kamusal alanlarda ve daha birçok alanda sabotajlar ve ablukalar gerçekleşti, bu sırada binlerce bildiri insanlara dağıtıldı.
d) Parlamento binasının önünde ve her kentte, her gün sessiz protestolar, sanat gösterileri, şiddet içermeyen eylemler gerçekleştirildi. Bu eylemlerin çoğuna polis acımasızca saldırarak gözyaşı gazı kullandı, insanları gözaltına aldı.
e) Solcular, halka açık mekanlarda, underground müzik gruplarının, siyasi bilince sahip pop yıldızlarının katıldığı konserler düzenlediler. Bu konserlerden en büyüğü Atina'da gerçekleşti, 40'dan fazla sanatçı ve 10.000 dinleyici katıldı.
f) Komünist Parti tarafından, denetimli öğrenci gösterileri düzenlendi. Bunların birçoğuna, kaotik, kendiliğinden öğrenci gösterilerine olandan daha az katılım gerçekleşti.


Katılımcıların ne kadarı daha önce böyle eylemlere katılmıştı? Kaçı için bu "bir ilk"ti?


Binlerce insandan birçoğu deneyimli anarşist isyancılar, anti-otoriterler ve özgürlükçü otonomculardı; bunlardan yarısı daha önce ceza aldıklarından dolayı sadece önemli mücadeleler sırasında sokağa çıkan yaşlıca anarşistlerdi. Son üç yıl içinde, Sosyal Güvenlik yasasına ve eğitimin özelleştirmesine karşı gerçekleşen toplumsal mücadeleler sırasında ve 2007 yılında Yunan doğal arazisinin neredeyse yüzde 25'inin yanıp kül olduğu sırada düzenlenen kendiliğinden gelişen muazzam gösterilerle radikalleşen binlerce genç vardı. Tahminimizce, insanların yüzde 30'u ilk kez ayaklanıyordu.


Eylemlerde kullanılan taktiklerden hangileri Yunanistan'da daha önceden kullanılmıştı? Bunlar bu isyan sırasında yaygınlaştı mı? Eğer öyleyse bu nasıl gerçekleşti?


Kullanılan taktiklerden birçoğu uzun süredir Yunanistan'da kullanılmakta olan taktiklerdir. Bu mücadelenin en önemli yeni özelliği bütün ülke çapında hemen, bir anda eylemler gerçekleştirilmesidir. Anarşist etkinliğin sürdürüldüğü en önemli semtlerden birinde bir gencin katledilmesi, bir anda ortaya çıkan bir tepkiyi ateşlendirdi; ölümünü izleyen beş dakika içinde, bütün ülkedeki anarşist hücreler harekete geçti. Birçok vakada, polis, insanların neden kendilerine saldırdığı konusunda anarşistlerden çok sonra haberdar oldular. Yunan toplumu için ülkedeki genç insanların "anarşist şiddet, yakıp, yıkma" gibi taktikleri benimsemesi bir sürpriz oldu, fakat bu anarşistlerin eylem ve düşüncelerinin son dört yıl içinde Yunan toplumu üzerinde bıraktığı genel etkinin bir sonucuydu.


Eylemler sırasında, katılımcılar arasında herhangi bir anlaşmazlık yaşandı mı?


Komünist Parti kendisini anarşistlerden ve solculardan ayrı tutarak, başka gösteriler düzenledi. Komünist Parti'nin yayınladığı duyurular, ana akım medyada boy göstermeleri, parlamentodaki demeçleri ve bütün sol örgütlere karşı gerçekleştirdikleri olumsuz propaganda, her türlü sosyal değişim çabasının karşısına gerçek bir düşman gibi çıktıklarını kanıtladı.


Kamuoyunun eylemler hakkındaki kanaati neydi?


Bir tele-demokrasi devrinde "kamuoyu" denilen şey oldukça tartışma götürür bir kavramdır. Genel anlamda konuşacak olursak, televizyonda bizim "yoksul insanların dükkânlarını yaktığımız" söylendiğinde "kamuoyu" korkar, ama isyanın yer aldığı pahalı semtlerde ne türden mağazaların bulunduğunu halk bilir; televizyondan, öfkeli göçmenlerin sokağa çıkıp yağmaya giriştikleri söylendiğinde korkarlar ama aynı zamanda göçmenlerin yoksul ve çaresiz olduklarını da bilirler, üstelik göçmenlerin çok azı sokağa çıkmıştır. İsyan hakkında açıklamalarda bulunan birçok sanatçı, kuramcı, sosyolog ve benzeri şahsiyetler oldu, bunların birçoğu bizim davamızdan faydalandı; bazıları muhtemelen zamanın ruhunu yakalayabilme telaşına kapılmıştı ama diğer yandan bazıları da bu durumu kendi gerçek düşüncelerini dürüstçe ifade edebilecekleri bir fırsat olarak gördüler. "Kamuoyu" 15 yaşındaki bir gencin bir polis memuru tarafından öldürülmesine karşı öfkeliydi, daha da beter nefret ettiler polisten; zaten kimse sevmez polisi. Yunanistan'daki "normal" insanların çoğunluğu, sağcı hükümete de, önceki (ve muhtemelen gelecekteki) sosyalist hükümete de güvenmez, polisi de, pahalı mağazaları da, bankaları da hiç sevmezler. Şimdi artık, isyanın toplumsal ve ahlaki meşruiyetini ortaya koyan yeni bir genel kanı ortaya çıkıyor. Yunanistan'ı yönetmek önceden de zordu, şimdi artık daha da zorlaşacak.


Olayların bu şekilde gerçekleşmesinde eski diktatörlükten geriye kalan mirasın rolü neydi? Genel kanıyı ve eylemleri nasıl etkiledi?


1973'te yedi yıl süren diktatörlüğe karşı isyan etme riskini üstlenenler sadece gençler oldu; diktatörlüğün sonunu getiren tek neden bu olmasa da, öğrenciler kolektif hafızaya Yunanistan'ı diktatörlükten ve ABD tahakkümünden kurtaran gençler olarak kazındı. Gençlerin herkesin yararına büyük riskler üstlenebileceği yaygın bir inanıştır, bu da öğrenci eylemlerine umut içinde hoşgörüyle yaklaşılmasını sağlar. Elbette artık eski bir hikâye bu, çatışmaların arka planında bir etkisi olsa da, çelişkinin kaynağı olarak görülmemekte.
Bir başka etki de, 1991'de ve 1995'te eğitimin özelleştirilmesine karşı yürütülüp, hükümet planlarının değişmesiyle sonuçlanan ve bugüne kadar eğitimin özelleştirilmesini engelleyebilmiş olan öğrenci hareketlerinin geride bıraktığı etkidir. Kabul etmek gerekir ki, 2007 ayaklanmasıyla muhtemelen Yunanistan tarihinde anarşist hareket şimdiye kadarki zirve noktasına erişmiştir. Bütün ülkeye yayılmış, toplumun büyük bir kısmı üzerinde, eylemler, sloganlar ve düşünceler bakımından büyük bir etki bırakmıştır. Fakat daha önceki öğrenci mücadeleleri, özellikle 1991'de Atina'da sürdürülen mücadele daha gözle görülür ve daha geneldi.




Olayların gelişmesinde, kötü ekonominin rolü şirket medyasının iddia ettiği kadar önemli mi?


Atina'nın zengin semtlerinde oturan gençler de kendi bölgelerindeki polis karakollarına saldırı düzenlediler, öyle ki sınıf savaşını savunan Marksistler olup biteni açıklamakta güçlük çektiler; zengin yoksul ayrımı, eşitlik ve sosyal adalet mücadelesi içindeki uzun soluklu dayanışmaya ve katılıma bakıldığında pek de önem arz etmiyor.
Diğer yandan, 25-35 yaşlarındaki Yunanlar, ekonomi yüzünden aile kurup çocuk sahibi olamıyorlar. Yunanistan, Avrupa'da nüfus artışı en düşük olan ülkedir. Ama bunun isyana neden olduğundan söz etmiyoruz burada. Gençler öfkeli, doğal ve içgüdüsel bir şekilde, hiçbir açıklamaya ve siyasi gündeme gerek olmaksızın polisten, kapitalist aldırmazlıktan ve hükümetten nefret ediyorlar. Yerel medya burada aynı İngiliz, Fransız veya ABD medyaları gibi toplumsal koşullardan derinlemesine bahsetmekten kaçınıyor. Yerel şirket televizyonları kaotik "bozguncular" hakkında uydurdukları yalanlarla işi geçiştirmeye çalışıyorlar, çünkü artık bu toplumda anarşistlerin ahlaki etkisi öylesine güçlendi ki, eğer televizyonda bizim fikirlerimiz hakkında ciddi olarak konuşmaya başlanırsa toplum patlayabilir. Bazı televizyon programları ve gazeteler hariç, ana akım medyanın çoğu ekonomik meseleleri kaotik isyandan ayrı tutmaya çalışıyor.
Mayıs 68 kuşağından gelen solcular bile, medyaya demeç verdiklerinde, yakıp yıkmanın ve ayaklanmaların, halkın gereksinimlerini ve umutlarını dillendiren siyasi ifade ediş biçimleri olmadığını, anarşistlerin ve gençlerin siyasi bir gündem ortaya koyma yeteneklerinin olmadığını, halkın başka türden siyasi temsillere gereksinimi olduğunu söylüyorlar. Elbette bütün bu söylediklerinin, gelecekteki toplumsal mücadelelere katılacak olan gençler üzerinde çok az etkisi oluyor; çünkü bu mücadeleden sonra, artık gençlerle herhangi bir siyasi önderlik ya da otorite arasında yüksek bir gerilim ve büyük bir mesafe var.


Polise kızgınlık ve ekonomiden başka hangi nedenler insanları olaylara katılmaya yöneltti?


Kişisel ve kolektif macera gereksinimi; tarihin yapılmasına katılma gereksinimi; her türden siyasetin, siyasi partinin ve "ciddi" siyasi düşüncelerin kaotik olarak olumsuzlanması; her türden televizyon yıldızına, sosyoloğa ya da seni toplumsal bir fenomen olarak analiz etmeyi amaçlayan uzmana karşı duyulan nefret, olduğun gibi var olma ve işitilme gereksinimi; otoritelere karşı savaşmaktan ve polisle alay etmekten dolayı duyulan coşku, yüreğindeki güç ve ellerindeki ateş, parlamentonun önündeki, pahalı alışveriş semtlerindeki ya da küçük sessiz kasabandaki, köyündeki, mahallenin meydanındaki polislere molotof ve taş fırlatmanın hayret verici deneyimi.
En yakın arkadaşlarınla birlikte bir eylemi planlayıp gerçekleştirmekten duyulan kolektif his, sonra da insanların başkasından duydukları inanılması güç bir hikâye gibi sana bu eylemi anlatmaları; gazetelerde veya gezegenin öte taraflarında bir yerde yayınlanan bir televizyon programında arkadaşlarınla gerçekleştirdiğin eylemden söz edildiğini görmekten duyulan coşku; gelecekteki mücadeleler için küresel örnekler haline gelecek öyküler, eylemler ve planlar yaratmaktan duyduğun sorumluluk gibi başka nedenler de var. Şenlikli bir şekilde mağazaları kırıp dökerek, içindeki malları alıp yakmak, kapitalizmin sahte vaatlerinin ve hayallerinin sokakta yandığını görmek; bütün otoritelere karşı duyulan nefret, onun yerinde senin de olabileceğin bir insanın katledilmesinin öcünü almak için yaratılan kolektif törende yer almak; polisin Alexis'in katlinden dolayı ülke çapında bir bedel ödemesi gerektiği duygusuyla güttüğün kişisel kin; polis şiddeti artarsa, bizim de buna karşılık verecek gücümüzün olduğu ve toplumun patlayacağı yönünde güçlü bir mesajı devlete iletme gereksinimi; herkesin uyanması gerektiği yönünde topluma doğrudan bir mesaj iletme gereksinimi; otoritelere, bizi ciddiye almaları gerektiğini, çünkü bizim her yerde olduğumuzu ve her şeyi değiştirmek için geliyor olduğumuzu bildiren bir mesaj iletme gereksinimi.


Siyasi partiler ayaklanmanın enerjisinden çıkar sağlayabiliyor mu?


"Gerçek" rakamlarda, Sosyalistler, sağcı hükümet karşısında %8 oranında oylarını arttırdı; "Avrupa Sosyal Forum komünistleri" isyana yardımcı olmalarına rağmen %1 oy kaybettiler fakat hala %12'yle üçüncü sırayı koruyorlar; Komünist Parti %8, Milliyetçi neo-faşistler %4.5 ve Yeşil Parti de yüzde %3.5 oyla yerlerini koruyor.
Sağcı başbakandan çok daha az gözde konumda olduğu bunca yıldan sonra, Sosyalistlerin liderinin "ülkeyi yönetebilecek yeteneğe sahip" olarak değerlendirilmesi de ilginç. Ayaklanmaların siyasal sahnede büyük bir etkisi oldu; kitlesel şiddet dalgası ve toplumun her düzeyinden gelen katılım karşısında siyasi partiler bunu anlamakta, açıklamakta ve tepki göstermekte yetersiz kalmıştır. Verdikleri demeçlerin olan bitenle hiçbir ilgisi yoktu. Kendilerini siyasi partilerin mantığı ve politikası içinde görmeyen, bu partilerin kendilerini temsil etmediğine inanan gençler arasında popülerlikleri dramatik bir biçimde azaldı.


Eylemlerin başlamasında ve devam etmesinde anarşistlerin rolü neydi? Katılımları toplumun geri kalanı tarafından açıkça görüldü mü?


Anarşistler son birkaç yıl içinde, Yunanistan'ın hemen hemen bütün büyük kentlerinde topluluklar, gruplar, örgütler, işgal evleri ve sosyal merkezler arasında bir ağ oluşturdular. Gruplar ve bireyler arasında birçok belirgin farklılıklar olduğu için çoğu birbirinden hoşlanmaz. Buna rağmen, bu durum, harekete yardımcı olan da bir şeydir, hareket artık birçok meseleyi içermektedir. Farklı farklı insanlar farklı anarşist hareketlerde yoldaşlarını bulmakta ve toplumla iletişime geçmek için karşıt fikirlere sahip olsalar da olumlu anlamda birbirlerini itmektedirler. Toplumla iletişime geçmek, mahalle meclisleri oluşturmayı, toplumsal mücadelelere katılmayı ve toplumun geneli için bir anlamı olan eylemler planlamayı içerir. 30 yıl süren anti-sosyal anarşizmden sonra bugün Yunanistan'daki anarşist hareket, bütün sorunlarına, sınırlılığına ve içsel çelişkilerine rağmen, anarşist mikrokozmos'un dışına bakabilecek ve toplumu büyük oranda iyileştirecek, gözle görünür eylemler yapabilecek durumdadır. Elbette bunun daha da gözle görünür hale gelmesi için çok çaba sarf edilmesi gerekmektedir, ama gün be gün hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir düzeye gelecektir.
Eylemlerin başlatılmasında ve sürdürülmesinde anarşistlerin rolüne gelecek olursak... Özellikle başlarda -Cumartesi, Pazar, 6-7 Kasım- ve Çarşamba, 10 Kasım'dan sonra eylemleri gerçekleştirenlerin büyük bir çoğunluğu anarşistlerdi. Ortalara doğru, özellikle büyük çatışmanın yaşandığı Pazartesi günü, öğrencilerin ve göçmenlerin rolü büyük oldu. Fakat öğrencilerin büyük bir çoğunluğu bir iki gün yakıp yıktıktan sonra bir tatmin duygusu yaşayarak ya evlerine gittiler ya da daha pasifist atmosferde geçen gösterilere katıldılar. Aynı şekilde göçmenler de insanlardan sert tepki gördükleri için bir daha sokağa dönmekten korktular.
Yani eylemleri Yunanistan'daki 20.000 anarşist başlattı ve herkes normale döndüğünde bile bu eylemleri sürdürdü. Şunu da belirtmemiz gerekiyor ki, normale dönme korkusu bizi bir on gün daha çatışmaya yöneltti, katledilen kardeşimizi öcünü almak için yaptığımız eylemlerde kendimizi büyük tehlikelere attık, hayalimizde bu eylemlerin bir genel greve dönüşmesi vardı. Şimdi Avrupa toplumu artık toplumsal isyanın nasıl bir şey olduğunu, birkaç ay içinde dünyayı değiştirmenin hiç de zor olmadığını gördü, öğrendi.
Ama bütün insanların bu eylemlere katılıp kendi rollerini oynamaları gerekiyor. Yunanistan'daki gençler Avrupa'daki bütün toplumlara bir davetiye gönderdiler. Şimdi onlardan gelecek yanıtı bekliyoruz.


Genel anlamda, anarşistler Yunanistan'da ne kadar bilinirler? Anarşizm Yunan halkının ne kadarı tarafından "ciddiye alınıyor"?


Bir bakıma anarşistler kendilerini "ciddiye almaya" ancak üç-dört yıl önce başlamıştır, genel toplum içinde görünür olmamız da bunun sayesindedir. 25 yıldır sürdürdüğümüz çabaları karakterize eden polis-karşıtı stratejinin ötesine ancak birkaç yıl önce geçebilmeyi başardık. Bu stratejiye göre, biz polise saldırırdık, polis gözaltılara girişirdi biz de dayanışma eylemleri yapardık, bu böyle sürer giderdi. Bizim bu rutinden kurtulmamız 25 yılımızı aldı. Elbette, polis-karşıtı saldırılar ve çatışmalar devam ediyor, mahkûmlarla dayanışma hareketi her zamankinden daha güçlü, ama anarşist hareket içindeki anti-sosyal unsur artık bilinçli bir öz-denetim altındadır, biz artık bütün bir toplumun çıkarı için konuşabiliyoruz ve eylem yapabiliyoruz; bunu yaparken en azından toplumun belli bir kısmının daha açık bir biçimde kavrayıp anlayacağı eylem ve planlar gerçekleştiriyoruz.
Süpermarketlere saldırıp çalınan ürünleri halka ücretsiz dağıtmak gibi birçok eylem çok tutuldu ve kabul gördü. Özellikle şu son krizden sonra bankalara yapılan saldırılar da kabul gördü; polis karakollarına yapılan saldırılar bütün ülkede öğrenciler tarafından benimsendi ve gerçekleştirildi. Öyle ya da böyle, son 15 yıldır haberlerin en ön sırasında yer alıyoruz. Genel olarak konuşacak olursak, öğrencilerin veya işçilerin mücadelelerine, ekolojik mücadelelere katılımımız oldukça, her hafta anarşist bir eylem yapılıyor bu da anarşist hareketi görünür kılıyor, dikkat çekiyor.
Bu, "anarşizm" Yunan halkının çoğunluğu tarafından ciddiye alınıyor demek değil, çoğu insan bizi "bozguncu" ve suçlu olarak tarif eden televizyonun yalanlarına inanıyor hâlâ. Çoğunluğun, anarşist bir toplumun nasıl olacağına dair hiçbir fikirleri yok, bu soruya cevap vermeyi reddeden çoğu anarşist için de geçerlidir bu. Ama artık eylemlerimizin, eleştirilerimizin ve düşüncelerimizin solun ve ilerici insanların üzerinde güçlü bir etkisi var. Artık var olmadığımızı söylemek imkânsız, varlığımız da genç kuşağın radikalleşmesini sağlıyor.


Alt-kültürel gruplarının – punklar, işgalciler, vb. – isyanı mümkünleştirmekteki rolleri neydi?


1993'ten sonra Yunan anarşist hareketi içinde, birçok iç çatışmayı da beraberinde getiren güçlü bir eğilim ortaya çıktı. Bu eğilim "alt-kültürel" tarzların hareket içindeki etkisini tasfiye etti. Bunun anlamı da Yunan anarşist hareketi içinde punk, rock, metal ya da her ne ise bu anlamda bir anarşist kimlik olmamasıdır; ne istersen o olursun, hangi müziği istersen onu dinlersin, hangi tarzdan veya modadan hoşlanıyorsan hoşlanıyorsundur, ama bu politik bir kimlik değildir.
Bu ay gerçekleşen sokak çatışmalarına, birçok "emo" (emotional/duygusal rock tutkunu gençler), uçuk hipiler, heavy metalci oğlanlar ve kızlar katıldı, aynı zamanda ciksler, Yunan müziğine düşkün normal çocuklar, öğrenciler de vardı. Anarşist harekete katılmanızı sağlayacak olan şeyler siyasi bilinç, toplumsal eleştiri ve kolektif anlayış olmalıdır, moda değil. Elbette, en azından son 19 yıldır "Void Network" ve benzeri kolektifler siyasi oluşumlara kültürel bir boyut kazandırmada önemli roller oynadılar. Bu tür gruplar her yıl birçok kültürel/siyasi etkinlik, şenlik ve eğlence düzenler ve çok güçlü bir şekilde binlerce insanın ilgisini bu tür underground kültürlere çeker. Fakat "Void Network" bile alt-kültürel kimlikler yaratmaz, farklı alt-kültürleri birbirinden ayrı tutmaz, birçok underground kültürü aynı anda içeren etkinlikler düzenlemeye çalışır; ki, görünürdeki insanların çoğunluğunun d.i.y. (do it yourself/kendi işini kendin yap) undergorund kültürlerinin düzenledikleri etkinliklere katıldığı doğrudur; her ay özgürleştirilmiş bölgelerde birçok etkinlik düzenlenmektedir.


Yunanistan'daki anarşist hareketi sağlıklı kılan şeyler nedir?


Altkültürel kimlik politikasından ayrı durmanın sonucunda, insanlar kendine anarşist demenin, üzerinde deccal resmi olan bir tişört giymekten, punk konserlerine gidip bira içmekten, uyuşturucu hap almaktan çok öte bir şey olduğunu, ciddi bir katılım, planlama, yaratıcılık ve eylem gerektirdiğini anladılar. Artık anlaşıldı ki kendine anarşist diyorsan gösterilere katılmalısın, elinde pankart, kara veya kara/kızıl bayraklarla sokağa çıkmalısın, birlikte slogan atmalısın, bir anarşist duruş göstermelisin. Aynı zamanda, kendine anarşist diyebilmek için her hafta, birkaç farklı eyleme hazırlık için gerçekleştirilen birkaç genel toplantıya katılmalısın. Tehlikeli herhangi bir şeyi planlamak için yüzde yüz güvendiğin insanlarla arkadaş olmalısın; eylemin yönünü tayin edebilmek için dünyada olan bitenden haberdar olmalısın; çılgın ve coşkulu olmalısın; inanılmaz şeyler yapabileceğine inanmalısın; asla bitmeyecek bir mücadele için canını, zamanını, yıllarını vermeye hazır olmalısın. Çok fazla beklentiye sahip olmamak sağlıklıdır çünkü o zaman hayal kırıklığına uğramazsın. Kazanmayı beklemeyeceksin. Ortaya çıkıp dövüşmeye sonra da kaybolmaya alışacaksın; bir şahıs olarak nasıl görünmez olacağını ve kolektif bir güç olarak nasıl görünür olacağını öğreneceksin; evrenin merkezinde olmadığını, ama her an kendi toplumunun merkezinde durur hale gelebileceğini bileceksin.


Yunanistan'daki anarşist hareket hangi yollarla daha da iyileşebilir ya da güçlenebilir?


Halka düşüncelerimizi anlatabilmek için daha da fazla akıllıca yöntemler bulmalıyız. Bütün toplumla siyasi iletişime geçmenin tekniklerini bulmalıyız; eylemlerimizin "siyasi tercümesi"ni yapabilmek ve bütün bir mücadeleyi toplumsal bir bağlama yerleştirmek için daha iyi ve daha güçlü yöntemlere gereksinimimiz var. Politikacıların birer televizyon yıldızından başka bir şey olmadığı bir tele-demokrasi içinde, kitlesel medya aracılığıyla iletişime geçmeyi reddetme yönündeki tutumumuz sağlıklıdır fakat kitlesel medyanın "konsensüs gerçekliği" ile, medyanın bize karşı yaptığı propaganda ile baş edebilmek için, eylemlerimizi hangi saiklerle gerçekleştirdiğimizi topluma açıklayabilmek için yeni yöntemler bulmalıyız. Televizyonda gösterilen şeyler "var olduğu" sürece ve televizyonda gösterilmeyen şeyler "var olmadığı" sürece biz, televizyon programlarının normalliğini kırmak için, çılgın düşüncelerimizle, tehlikeli eylemlerimizle, sokak çatışmalarımızla orada olacağız; sıradan insanların fantezilerini ve hayallerini yok etmek için eylemlerimizin sonucunda ortaya çıkan olumsuzlayıcı reklamı kullanacağız. Peki ama, olumlu düşüncelerimizi herkese nasıl anlatabiliriz? Medyaya olan güveninden vazgeçmesi için halka nasıl yardım edebiliriz? Milyonlarca insanla nasıl temasa geçebiliriz?
Bu, sokaklarda gezip elden ele geçirilerek dağıtılan milyonlarca ve milyonlarca afiş, broşür gerektirecek; gösterilere, toplumsal mücadelelere katılım için yapılan milyonlarca davetiye gerektirecek; insanları bizim düşüncelerimize yaklaştırabilecek şekilde, devletin istemediği veya başa çıkamadığı alanlarda daha fazla halka açık hizmet gerekecek -ücretsiz çalışan anarşist doktorlar, öğretmenler, ücretsiz yiyecek, barınma, bilgilenme, underground kültür vs. Aynı zamanda daha fazla işgal evi ve sosyal merkez gerektirecek. En iyisi bir işgal başlatmak fakat kentinizde işgal mümkün değilse arkadaşlarınızla bir daire kiralayın, bürokrasiye karşı uyanık durarak bir kolektif oluşturun, genel toplantıları başlatın, girişe de kara veya kara/kızıl bir bayrak asın. Böylece kentinizdeki insanlara, ırkçılığın, ataerkilliğin, homofobinin olmadığı bir dünyanın, eşitlik, özgürlük ve farklılıklara saygının olduğu bir mekânın, bir sevgi ve paylaşım dünyasının yaşayan örneğini sunun. Yeni dalga sosyal yaşam içinde yeni bir örnek olarak parlaması, büyük kentlerde yeni bir hayatta kalma yöntemi olarak sergilenmesi için bizim Yunan anarşist hareketindeki isyancılık içinde daha fazla "otonomiye" gereksinimimiz var.


Polis baskısı anarşist hareketin yolunu tıkamakta ne kadar etkin? Buna nasıl direnildi?


İsyancıların planları ve hayalleri gerçekleşti: devasa bir katılım anarşistlerin üzerinden gerçekleşti; insanlar, kaotik günler boyunca, alışılmadık bir zaman/mekân birliği içinde, daha önce hiç olmadığı kadar sokaklara doldu, çatıştı.
Aynı günlerde, elbette, insanlar isyanın sınırlılığıyla da karşı karşıya geldi. İnsanlar şimdi, saatlerce süren tartışmalarda, halk desteğinin nasıl yaygınlaştırılabileceğini, mücadeleyi ayakta tutacak ve zenginleştirecek pratiklerin, eylemlerin ve yöntemlerin nasıl bulunabileceğini görüşüyor. Birçok insan bu isyandaki farklı unsurların nasıl yakınlaştırılabileceği üzerine yöntemler düşünüyor. Ayaklanmaların sonuçlanmasında polis baskısından çok fiziksel yorgunluğun rolü önemliydi. Hepimiz ortak bir bitirme ve yeniden başlama duygusunu paylaşıyoruz, polisin bu duygulara dokunabilmesi olanaksız.


Aralık olaylarının sonucu ne olacak?


Sürekli mücadele! Siyasi, toplumsal ve ekonomik eşitlik için sonu olmayan bir savaş! Özürlüğün sürekli olarak yaygınlaşması!
Gelecekte, Yunanistan'daki ve bütün Avrupa'daki neo-liberal hükümetler, artık herhangi bir ekonomik veya sosyal değişim uygulayacakları zaman bunun üzerinde çok ciddi olarak düşünecekler. Atina'daki ayaklanmalar ve ekonomik kriz, yetkililerin, bankaların ve şirketlerin aldırmazlığına bir son verdi; Yunanistan'da yeni bir kuşağı radikalleştirdi, gelecekteki kitlesel toplumsal mücadeleler üzerine bir diyalog kurulması için toplumumuza bir fırsat verdi.


Aralık 2008'de Atina'da, Eksarhiya'da atılan bir sloganın da dillendirdiği gibi:
BİZ GELECEKTEN BİR GÖRÜNTÜYÜZ


Yanıtlar: Void Network (Teori, Ütopya, Empati, Gündelik Sanatlar)
Sorular: Crimethinc. Ex-workers' collective.

Kaynak: http://www.crimethinc.com/blog/2008/12/25/how-to-organize-an-insurrection/
çeviri: sanal teori