27 Şubat 2009 Cuma

Yunan çiftçiler yollara döküldü - 3.02.09

Mark Mardell

bbc.co.uk/turkish


Çeşitli baharatların kokusunu taşıyan şiş etler, yumuşak ve çok lezzetliydi.

Yunan çiftçiler sık sık protesto eylemleri düzenliyor.

Birlikte yemek yediğimiz insanlar da son derece canlı ve dostaneydi.

Yemeğe eşlik eden kuvvetli içki ise, erken saatlerdeki bu öğle yemeği için biraz fazla kuvvetliydi doğrusu.

Öyle ya, önümde upuzun bir çalışma günü uzanıyordu.

Ama bu mangal sefasının şimdiye kadar davet edildiğim en garip yemek olduğu kesin.

Dört şeritli bir otoyolun üzerinde bir grup oturmuş, yiyip içiyorduk. Otoyol bomboştu. Konuşanların gevezelikleri dışında, tuhaf bir sessizlik hüküm sürüyordu.

Aslında böyle olmaması gerekiyordu tabii. Burası, çıkmaz bir yol değildi.

Yunanistan nüfusunun yarısının yaşadığı başkent Atina ile kuzeydeki Selanik'i bağlayan ana yolun üzerindeydik.

Şiş kebaplı mangal sefasını düzenleyenler, traktörleriyle birlikte otoyolun tam ortasını işgal etmiş olan protestocu çiftçilerdi. Ülkeyi alenen ortadan bölmüş gibiydiler.

Böyle birşeyle karşılaşmayı beklemiyordum.

Aslında protestoculara ulaşmanın bile neredeyse imkansız olacağını düşünüyordum.

Yapım ekibimiz ufka kadar uzanan kamyon ve TIR konvoyunun sonunda mahsur kalırsak, ne yapabileceğimizi hesaplamıştı uzun uzun.

Orijinal protesto

Ama Yunanlı çiftçiler, polis ve kamyon sürücüleri makul insanlar.

Bu otoyol ablukası 10 gündür sürüyor ve kamyon sürücüleri çoktan evlerine dönmüşler ya da arka yollardan başka bir ulaşım imkanı bulmuşlar.

Polis otoyolu protestocuların bulunduğu noktanın çok öncesinde kapatmış ve tüm taşıtları en uygun çıkışlara yönlendirmiş.

Başka bir ülkede olsak, bu da önemli bir sorun yaratırdı bizim için ve taşıt sürüsünün peşine katılmak zorunda kalırdık.

Ama Yunan polisi, hiç de güçlü görünmeyen barikattan geçmemize izin veriyor. Bomboş yola atıyoruz kendimizi.

Protestocu çiftçilere ulaştığımızda, hiç de beklediğimiz bir manzara değil karşımızdaki.

Tıka basa traktörlerle dolu bir yolda, ellerindeki pankartları sallayan, bağırıp çağıran çiftçiler bulacağımızı düşünmüştüm.

Ama durmamıza bile gerek olmayan bomboş bir yol ve yol boyunca traktörlerini sıra sıra gayet düzgün bir şekilde park etmiş çiftçiler çıktı karşımıza.

Dünya medyasını da sadece biz temsil ediyorduk.

Çoğu parlak deri ceketler ve koyu renkli kalın kazaklar giymişti. Bazıları büyük güneş gözlükleri de takıyordu. Yüzleri güneş ve rüzgarla kavrulmuş gibiydi.

Konuşmak istiyorlardı. Niçin burada olduklarını açıklamak istiyorlardı.

Gazetecilerin korkulu rüyası olan, asık yüzlü, konuşmaya yanaşmayan insanlar değildi bunlar.

Hepsi de birşey söylemek istiyordu. Birbirlerinin sözlerini kesiyorlar, kimileri tutkuyla, kimileri mantıklı bir dille söze atılıyordu.

Tarlalarını bırakıp asfalt yollara dökülmelerinin nedenleri farklı farklıydı. Karmaşıktı.

Hatta bazen basit bir haber başlığıyla ifade edilemeyecek kadar çelişkili gibi görünüyordu. Son derece dostça ve içtendiler ama konuştukça, öfkeleri ve tutkuları dışa vurmaya başlıyordu.

'Atalarımız yaptı, ya biz?'

Bu, hükümetten daha fazla destek isteme eylemiydi, öyle değil mi?

Meğer değilmiş. Bir adama bunu söylediğimde, yarım yamalak, ama cana yakın İngilizcesiyle şöyle konuştu:

"Hayır hayır hayır, para değil!"

Ülkedeki protesto gösterilerinde de sık sık "Ne istiyoruz? Para değil... Ne zaman istiyoruz? Hiçbir zaman!" türünde sloganlar işitiyorduk.

Aslında söylemeye çalıştıkları, kendilerine demet demet para atılmasından daha fazla birşeyler istedikleriydi.

Yüksek maliyet giderlerine ve düşük fiyatlara son verilmesini istiyorlardı.

Özellikle tarımda doğru sulama yapılamamasından yakınıyorlardı.

Hükümetin daha fazla planlama yapmasını istiyorlardı. Ucuz ithal ürünlerine engel konulmasını istiyorlardı. Takdir edilmek istiyorlardı.

"Güneşimiz var... En iyi ürünler bizde... Burada binlerce yıldır tarım yapıldı. Ailelerimiz nasıl olup da buradan ekmeklerini çıkardılar da, biz yapamıyoruz?" diyorlar.

Yunanlı çiftçiler, bu otoyolda uzun süre kalmaya niyetli görünüyorlar.

Sol şeritte hala, bir süre önce yakılmış olan ateşin külleri görülüyor. Karşıda da büyük bir beyaz kamyonet var, yan tarafında kırmızı harflerle 'Kantina' yazıyor.

Gayet girişimci bir kişi olduğu belli olan kamyonet sahibi Homer, kebap ekmek, meşrubat satıyor. Yanıbaşındaki kocaman plastik sürahide de, gayet sert bir içki var.

Yunan çiftçilerin protestosu bu yıl içinde izlediğim sonuncu gösteri olacak gibi görünmüyor.

Ama Yunan çiftçilerin protestolarında, orijinal olma ve konukseverlik bakımından standartlarını gayet yüksek tuttukları da bir gerçek.